Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Ben Özlem Tultay Ocaktar. 1985 yılında İzmit’te doğdum. Elim kalem tutmaya başladığından beri yazan bir kadın oldum ben; her şeyi ama her şeyi. Sanırım yaşla da doğru orantılı olarak hem kendime hem de yıllardır yazdıklarıma başka bir gözle bakmaya başladım. Yazdığım her cümle, hissettiğim ve anladığımı sandığım her duygu içimde yeni yerlerini buldu. Bazılarını yıllar sonra anladım, bazılarınıysa artık başka türlü hissediyordum. Ben de tüm yazdıklarımı defterlerin arasından çıkarıp paylaşmaya karar verdim.
Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu? Benim için kırılma noktası yazmaya başlamak değil, yazdıklarımı paylaşmaya karar vermekti. Çünkü kalem zaten çocukluğumdan beri elimdeydi. Ama insanın kendisi için yazdıklarını başkasının okumasına izin vermesi başka bir cesaret istiyor. Sanırım bir noktada, “Bunlar neden yalnızca bende kalsın?” Sorusu beni rahatsız etmeye başladı. Belki benim anlatmaya çalıştığım bir duyguda başka biri de kendini bulacaktı. Yıllarca defterlerin arasında duran cümlelerimi okura açmaya karar verdiğimde, yazıyla ilişkim de yeni bir boyut kazandı.
Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı? Çok sosyal bir çocukluk geçirdim. Ama içimde gizli, kimsenin dokunmasını istemediğim bir kara kutu vardı. Orası sadece bana ait olmalıydı. Tek bir an söyleyemem; yazmak benim kaçış noktamdı. Delirmemek için yazdım. Kırgınlığımı, öfkemi, sevgimi… Yazdıkça aklım susuyordu, içim rahatlıyordu.
Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu? Çok okuyan bir çocuktum. Açıkçası ders çalışmaktansa kitap okumak bana çok daha çekici geliyordu. Kitabı yazan insanların dünyasına girmek büyülüyordu beni. Başkasının kaleminden çıkan satırlarda kendimi bulmak, o satırların altını çizmek… Beni hiç tanımayan birinin hissettiğim bir şeyi anlatabilmesini çok seviyordum. Sevdiğim, etkilendiğim yazarlar elbette var. Okuduklarım bana en çok kendi sesimi bulma ve kendi dünyamı kurma cesareti vermiş, ben farkında dahi olmadan.
Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz? Beni yazarlığa taşıyan, yaşadığım olaylardan çok, kendi yazdıklarıma inanmaya başlamam oldu. İnsan bazen en sevdiği, kendini en iyi ifade ettiği alanda bile kendine güvenmekte zorlanabiliyor. Çok yakın bir arkadaşım bana hiç yorulmadan, vazgeçmeden, “Lütfen artık yazdıklarını defterlerin arasından çıkar. Gerçekten çok güzel yazıyorsun. Senin olayın bu, yazmak,” derdi. Onun ısrarı, kendi cümlelerime biraz daha güvenerek bakmamı sağladı. Bir süre sonra yazdıklarımı yalnızca kendime saklamama fikri içimden taştı. Sanırım asıl adımı, kendime “hadi Özlem,” diyebildiğimde attım. O cümleyi başkasından duymak cesaret verdi; kendim söyleyebilmek ise beni harekete geçirdi.
İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz? İyi bir yazar olmanın bir listesi var mı, pek emin değilim. Belki samimi olmak, yazarken kendinden bile sakladığın şeylere bakabilecek kadar korkusuz olmak… Kusursuz olmayı beklemeden yola çıkmak. Bence bu süreç parmak izi gibi, herkese özgü. Herkesin manzarası da o manzaraya vardığı yollar da farklı. Ben kendi içimi okuyabildiğimde, ne hissettiğime dürüstçe kendime söylenildiğimde yazdıklarımla daha güçlü bir bağ kuruyorum. Benim yolum da sanırım kendimi duymaktan, anlamadığım yanlarımı merak etmekten ve onları yazmaya cesaret etmekten geçiyor.
Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir? İlk kitabım “Beni Yanlış Hatırlayın”, kısa hikayelerden oluşuyor. Yıllardır biriktirdiğim, bazılarını yaşadığım, bazılarını kurguladığım satırları bir araya getirmek istedim. Bir kadının içinde yan yana var olabilen duyguların; sevginin, öfkenin, kırgınlığın, arzunun, vedaların ve yeniden başlamaların yer bulduğu bir kitap. Bu hikayelerdeki duygulardan melodiler de doğdu. Yazdıklarımın şarkılarda başka bir ifadeye kavuşması, kitabın benim için en özel yanlarından biri. “Beni Yanlış Hatırlayın”ı tamamlamak, yıllardır kendime olan bir borcumu ödemek gibi geldi bana. İkinci kitabımın çalışmaları da bitmek üzere. O, tamamen kurgusal bir hikâye. Bu kez kurduğum karakterlerin dünyasında, onların hayatlarını ve birbirlerinde bıraktıkları izleri anlatıyorum.
Kitaplarınızdaki konuları yazmaya sizi yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir? Kadın olmak… Hissettiklerimizi yüksek sesle söyleme, bazen de bağırma isteği. İçimizde yaşadığımız onca şeye rağmen sustuğumuz, susturulduğumuz ya da anlaşılmayacağımızı düşünüp kendimize sakladığımız duygular beni yazmaya yönlendiriyor. Bir kadının sevgisine de öfkesine de arzusuna da kırgınlığına da yer açmak istiyorum. Hep güçlü olmak zorunda kalmadan, çelişkileriyle, hatalarıyla, bütün halleriyle kendini anlatabilmesine… Benim yazdığım kadınların söyleyecek sözleri var. Bazen o söz benim içimden çıkıyor, bazen başka bir kadını anlamaya çalışırken doğuyor.
Hikayeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? Her ikisi de oluyor. Hikayenin elbette bir matematiği var; başlarken düşündüğüm bir yön, karakterler için hayal ettiğim yollar oluyor. Ama daha en başından bunların değişmesine de izin veriyorum. Biraz hayat gibi… Siz ne kadar bir şeyin öyle olmasını isteseniz de yol her zaman düşündüğünüz yere çıkmıyor. Yazdıkça karakterleri daha yakından tanıyorum; bazen onlar için tasarladığım bir kararın aslında onlara hiç uymadığını fark ediyorum. O zaman sırf başta öyle düşündüm diye ısrar etmiyorum. Yolda fark ettiğim ihtimalleri de hikayeye katıyorum. Sanırım yazmanın en sevdiğim yanlarından biri de bu: Kendi kurduğum hikayede benim de şaşırabilmem.
Size ilham veren şeyler nelerdir? Her şey… Hayat, gerçekler, insanlar… İnsanlar için olmasını istediğim iyilikler, o iyiliklerin etrafında dolaşan kötülükler. Gördüklerim kadar, “Keşke böyle olsaydı,” dediklerim de ilham veriyor bana. Bazı şeyleri anlamak için yazıyorum, bazılarınıysa olduğu gibi kabul edemediğim için.
En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir? Eskiden yazmak için canımın yanmasını bekliyordum. Kalemimin mürekkebini acının beslediğini düşünüyordum. Şimdi ise içimde anlatılmayı bekleyen hikayeleri duyduğumda daha üretken oluyorum. İçimde çok farklı seslerle konuşan çok kadın var. Ne söyleyeceklerini, nereye varacaklarını merak ediyorum. Yazarken onları tanımak beni heyecanlandırıyor. Bir de yazdıkça rahatlıyorum. İçimdeki kalabalık cümlelerde yerini buluyor sanki. Hem o rahatlama hem de bir sonraki satırda neyle karşılaşacağımı merak etmek beni yazmaya devam ettiriyor.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı? Belki kendilerine bile söyleyemedikleri bir cümleyle karşılaşırlar diye… Hepimiz farklı hayatlar yaşıyoruz ama duygular aramızda ortak bir dil kuruyor. Okurun hiç yaşamadığı bir hikayede “Ben de böyle hissettim ama adını koyamamıştım,” demesi benim için çok önemli. Üstelik hikayeler şarkılarda da devam ediyor. Okur, bir cümlede kendine sakladığı bir şeyi bulurken bir melodide onu serbest bırakabilir belki.
Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir? İki kitabımda da insanların dışarıdan bakınca göremediğimiz taraflarını anlatmak istiyorum. Birinin kimliğini, seçimlerini ya da hatalarını görüyoruz; ama oraya nasıl geldiğini, içinde neleri taşıdığını çoğu zaman bilmiyoruz. “Beni Yanlış Hatırlayın”da bu, farklı kadınların iç dünyalarından duyuluyor. “Aysel Abla ve Cesetleri”nde ise geçmişin, kayıpların ve insanın içinde yaşatmaya devam ettiklerinin izini sürüyorum. İkisinin de ortak bir derdi var: Bir insan hakkında hüküm vermeden önce onun hikayesini duymak. Çünkü bazen dışarıdan anlam veremediğimiz bir davranışın içinde, hiç bilmediğimiz bir hayat saklı.
Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız? Beni en çok zorlayan şey, tekrara düşme korkusu. Farklı bir hikâye yazarken aynı duyguyu benzer cümlelerle yeniden anlatıyor olabilir miyim diye düşünüyorum. Kendi sesimi korurken o sesin içinde dönüp durmak istemiyorum. Bununla başa çıkmak için yazdıklarıma biraz mesafe koyup yeniden bakmaya çalışıyorum. Sevdiğim bir cümleyi bile, yalnızca daha önce işe yaradığı için yeniden kullanıyorsam sorguluyorum. Aynı duyguya dönmek mümkün; önemli olan, bu kez onun daha önce görmediğim bir yanını bulabilmek.
Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz? Tıkandığımda biraz uzaklaşıyorum. Bazen içinde olduğum duygu yoğunluğundan çıkmaya ihtiyacım oluyor. Böyle zamanlarda insanlarla iletişimimi bir süre azaltıp yalnız kalmaya özen gösteriyorum. Kendimi hemen yeniden yazmaya zorlamıyorum. Ortalık biraz sessizleşince ne yazmak istediğimi daha iyi duyuyorum.
Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz? Şu an ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden ilerliyorum. Yazılarımdan parçalar, hikayelerimden doğan şarkılar ve onlara hazırladığım videolar paylaşıyorum. Bazen bir şarkıyla karşılaşan kişinin, o şarkının doğduğu hikayeyi de merak etmesini istiyorum. Önümüzdeki süreçte okurlarla söyleşilerde ve imza günlerinde yüz yüze buluşmayı da çok isterim. Yazdıklarımın insanlarda nasıl karşılık bulduğunu doğrudan duymak benim için kıymetli.
Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir? Bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz? Benim için tartışmasız çok kıymetli. Her okur, kitabın başına kendi hayatıyla oturuyor. Benim yazarken düşündüğümden bambaşka bir yerde durabiliyor, başka bir cümlenin altını çizebiliyor. Bunun nedenini yüz yüze duymak, göz teması kurarak konuşmak için sabırsızlanıyorum. Okurun da merak ettiklerini sorabilmesi, sevdiği kadar katılmadığı şeyleri de söyleyebilmesi de bir o kadar değerli. Böyle karşılaşmaların hem yazara kendi metnini yeniden düşündürdüğüne hem de okura o metin üzerine konuşabileceği samimi bir ortam sunduğuna inanıyorum.
Şu an üzerinde çalıştığınız ve ileride keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı? Şu sıralar ikinci kitabım “Aysel Abla ve Cesetleri” üzerinde çalışıyorum. Hikâyelerimi müzikle ve görüntüyle buluşturmayı da sürdürmek istiyorum. Her zaman susturulmuş ya da susmak zorunda kalmış bir kadının “Bu kez ben anlatacağım,” dediği o anları yazmaya devam etmek istiyorum. Söze nereden başlayacaklarını, ilk hangi kelimeyi seçeceklerini hem merak ediyorum hem de o kadınlara kendimce daha çok alan açmak istiyorum.
Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir? Henüz hikayelerimi paylaşmamıştım; o hikayelerden doğan şarkıları dinleyen, hiç tanımadığım bir hanımefendi bana “Modern bir hikâye anlatıcısı gibisiniz,” demişti. Ne kadar zarif bir yaklaşımdı… çok ama çok etkilenmiştim. Hikayelerin tamamını okumadan, şarkıların içinden ne yapmaya çalıştığımı hissetmesi beni çok duygulandırmıştı. “Lütfen anlatmaya devam et,” diyen her insan bana o ilk duyguyu yeniden yaşatıyor.
Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Ben de o başlangıcın eşiğindeyim; henüz yol tarifi verecek kadar ilerlemedim, bazen kendim de adres soruyorum! Ama içinde yazma heyecanı taşıyan herkesle yan yana yürümeyi çok isterim. Kendime söylediğim bir şeyi paylaşabilirim: Her cümlenden emin olmayı beklersen o defter hiç açılmayabilir. Yaz, dönüp bak, beğenmediğini değiştir. Bir de kendine “Hadi, devam et,” diyen bir iç sesin olsun. Bazen o ses biraz kısılabilir ziyanı yok öyle bir durumda , Olmazsa biz birbirimize söyleriz.