RÖPORTAJ:ÖZLEM TULTAY OCAKTAR

  1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
    Ben Özlem Tultay Ocaktar. 1985 yılında İzmit’te doğdum. Elim kalem
    tutmaya başladığından beri yazan bir kadın oldum ben; her şeyi ama
    her şeyi.
    Sanırım yaşla da doğru orantılı olarak hem kendime hem de yıllardır
    yazdıklarıma başka bir gözle bakmaya başladım. Yazdığım her cümle,
    hissettiğim ve anladığımı sandığım her duygu içimde yeni yerlerini
    buldu. Bazılarını yıllar sonra anladım, bazılarınıysa artık başka türlü
    hissediyordum. Ben de tüm yazdıklarımı defterlerin arasından çıkarıp
    paylaşmaya karar verdim.
  2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
    Benim için kırılma noktası yazmaya başlamak değil, yazdıklarımı
    paylaşmaya karar vermekti. Çünkü kalem zaten çocukluğumdan beri
    elimdeydi. Ama insanın kendisi için yazdıklarını başkasının
    okumasına izin vermesi başka bir cesaret istiyor.
    Sanırım bir noktada, “Bunlar neden yalnızca bende kalsın?” Sorusu
    beni rahatsız etmeye başladı. Belki benim anlatmaya çalıştığım bir
    duyguda başka biri de kendini bulacaktı. Yıllarca defterlerin arasında
    duran cümlelerimi okura açmaya karar verdiğimde, yazıyla ilişkim de
    yeni bir boyut kazandı.
  3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
    Çok sosyal bir çocukluk geçirdim. Ama içimde gizli, kimsenin
    dokunmasını istemediğim bir kara kutu vardı. Orası sadece bana ait
    olmalıydı.
    Tek bir an söyleyemem; yazmak benim kaçış noktamdı. Delirmemek
    için yazdım. Kırgınlığımı, öfkemi, sevgimi… Yazdıkça aklım
    susuyordu, içim rahatlıyordu.
  4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın
    bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
    Çok okuyan bir çocuktum. Açıkçası ders çalışmaktansa kitap
    okumak bana çok daha çekici geliyordu. Kitabı yazan insanların
    dünyasına girmek büyülüyordu beni. Başkasının kaleminden çıkan
    satırlarda kendimi bulmak, o satırların altını çizmek… Beni hiç
    tanımayan birinin hissettiğim bir şeyi anlatabilmesini çok seviyordum.
    Sevdiğim, etkilendiğim yazarlar elbette var. Okuduklarım bana en çok
    kendi sesimi bulma ve kendi dünyamı kurma cesareti vermiş, ben
    farkında dahi olmadan.
  5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
    Beni yazarlığa taşıyan, yaşadığım olaylardan çok, kendi yazdıklarıma
    inanmaya başlamam oldu. İnsan bazen en sevdiği, kendini en iyi ifade
    ettiği alanda bile kendine güvenmekte zorlanabiliyor.
    Çok yakın bir arkadaşım bana hiç yorulmadan, vazgeçmeden,
    “Lütfen artık yazdıklarını defterlerin arasından çıkar. Gerçekten çok
    güzel yazıyorsun. Senin olayın bu, yazmak,” derdi. Onun ısrarı, kendi
    cümlelerime biraz daha güvenerek bakmamı sağladı. Bir süre sonra
    yazdıklarımı yalnızca kendime saklamama fikri içimden taştı.
    Sanırım asıl adımı, kendime “hadi Özlem,” diyebildiğimde attım. O
    cümleyi başkasından duymak cesaret verdi; kendim söyleyebilmek
    ise beni harekete geçirdi.
  6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir
    yöntem izlediniz?
    İyi bir yazar olmanın bir listesi var mı, pek emin değilim. Belki samimi
    olmak, yazarken kendinden bile sakladığın şeylere bakabilecek kadar
    korkusuz olmak… Kusursuz olmayı beklemeden yola çıkmak.
    Bence bu süreç parmak izi gibi, herkese özgü. Herkesin manzarası
    da o manzaraya vardığı yollar da farklı. Ben kendi içimi
    okuyabildiğimde, ne hissettiğime dürüstçe kendime söylenildiğimde
    yazdıklarımla daha güçlü bir bağ kuruyorum. Benim yolum da sanırım
    kendimi duymaktan, anlamadığım yanlarımı merak etmekten ve
    onları yazmaya cesaret etmekten geçiyor.
  7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız
    nelerdir?
    İlk kitabım “Beni Yanlış Hatırlayın”, kısa hikayelerden oluşuyor.
    Yıllardır biriktirdiğim, bazılarını yaşadığım, bazılarını kurguladığım
    satırları bir araya getirmek istedim. Bir kadının içinde yan yana var
    olabilen duyguların; sevginin, öfkenin, kırgınlığın, arzunun, vedaların
    ve yeniden başlamaların yer bulduğu bir kitap.
    Bu hikayelerdeki duygulardan melodiler de doğdu. Yazdıklarımın
    şarkılarda başka bir ifadeye kavuşması, kitabın benim için en özel
    yanlarından biri. “Beni Yanlış Hatırlayın”ı tamamlamak, yıllardır
    kendime olan bir borcumu ödemek gibi geldi bana.
    İkinci kitabımın çalışmaları da bitmek üzere. O, tamamen kurgusal bir
    hikâye. Bu kez kurduğum karakterlerin dünyasında, onların
    hayatlarını ve birbirlerinde bıraktıkları izleri anlatıyorum.
  8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya sizi yönlendiren en önemli
    etken ya da etkenler nelerdir?
    Kadın olmak… Hissettiklerimizi yüksek sesle söyleme, bazen de
    bağırma isteği. İçimizde yaşadığımız onca şeye rağmen sustuğumuz,
    susturulduğumuz ya da anlaşılmayacağımızı düşünüp kendimize
    sakladığımız duygular beni yazmaya yönlendiriyor.
    Bir kadının sevgisine de öfkesine de arzusuna da kırgınlığına da yer
    açmak istiyorum. Hep güçlü olmak zorunda kalmadan, çelişkileriyle,
    hatalarıyla, bütün halleriyle kendini anlatabilmesine… Benim
    yazdığım kadınların söyleyecek sözleri var. Bazen o söz benim
    içimden çıkıyor, bazen başka bir kadını anlamaya çalışırken doğuyor.
  9. Hikayeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen
    planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi
    yollarını çizdiği oluyor mu?
    Her ikisi de oluyor. Hikayenin elbette bir matematiği var; başlarken
    düşündüğüm bir yön, karakterler için hayal ettiğim yollar oluyor. Ama
    daha en başından bunların değişmesine de izin veriyorum.
    Biraz hayat gibi… Siz ne kadar bir şeyin öyle olmasını isteseniz de yol
    her zaman düşündüğünüz yere çıkmıyor. Yazdıkça karakterleri daha
    yakından tanıyorum; bazen onlar için tasarladığım bir kararın aslında
    onlara hiç uymadığını fark ediyorum. O zaman sırf başta öyle
    düşündüm diye ısrar etmiyorum. Yolda fark ettiğim ihtimalleri de
    hikayeye katıyorum. Sanırım yazmanın en sevdiğim yanlarından biri
    de bu: Kendi kurduğum hikayede benim de şaşırabilmem.
  10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
    Her şey… Hayat, gerçekler, insanlar… İnsanlar için olmasını istediğim
    iyilikler, o iyiliklerin etrafında dolaşan kötülükler. Gördüklerim kadar,
    “Keşke böyle olsaydı,” dediklerim de ilham veriyor bana. Bazı şeyleri
    anlamak için yazıyorum, bazılarınıysa olduğu gibi kabul edemediğim
    için.
  11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma
    konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
    Eskiden yazmak için canımın yanmasını bekliyordum. Kalemimin
    mürekkebini acının beslediğini düşünüyordum. Şimdi ise içimde
    anlatılmayı bekleyen hikayeleri duyduğumda daha üretken oluyorum.
    İçimde çok farklı seslerle konuşan çok kadın var. Ne söyleyeceklerini,
    nereye varacaklarını merak ediyorum. Yazarken onları tanımak beni
    heyecanlandırıyor.
    Bir de yazdıkça rahatlıyorum. İçimdeki kalabalık cümlelerde yerini
    buluyor sanki. Hem o rahatlama hem de bir sonraki satırda neyle
    karşılaşacağımı merak etmek beni yazmaya devam ettiriyor.
  12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
    Belki kendilerine bile söyleyemedikleri bir cümleyle karşılaşırlar
    diye… Hepimiz farklı hayatlar yaşıyoruz ama duygular aramızda ortak
    bir dil kuruyor. Okurun hiç yaşamadığı bir hikayede “Ben de böyle
    hissettim ama adını koyamamıştım,” demesi benim için çok önemli.
    Üstelik hikayeler şarkılarda da devam ediyor. Okur, bir cümlede
    kendine sakladığı bir şeyi bulurken bir melodide onu serbest
    bırakabilir belki.
  13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz
    mesajlar nelerdir?
    İki kitabımda da insanların dışarıdan bakınca göremediğimiz
    taraflarını anlatmak istiyorum. Birinin kimliğini, seçimlerini ya da
    hatalarını görüyoruz; ama oraya nasıl geldiğini, içinde neleri taşıdığını
    çoğu zaman bilmiyoruz.
    “Beni Yanlış Hatırlayın”da bu, farklı kadınların iç dünyalarından
    duyuluyor. “Aysel Abla ve Cesetleri”nde ise geçmişin, kayıpların ve
    insanın içinde yaşatmaya devam ettiklerinin izini sürüyorum. İkisinin
    de ortak bir derdi var: Bir insan hakkında hüküm vermeden önce
    onun hikayesini duymak. Çünkü bazen dışarıdan anlam
    veremediğimiz bir davranışın içinde, hiç bilmediğimiz bir hayat saklı.
  14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla
    nasıl başa çıktınız?
    Beni en çok zorlayan şey, tekrara düşme korkusu. Farklı bir hikâye
    yazarken aynı duyguyu benzer cümlelerle yeniden anlatıyor olabilir
    miyim diye düşünüyorum. Kendi sesimi korurken o sesin içinde
    dönüp durmak istemiyorum.
    Bununla başa çıkmak için yazdıklarıma biraz mesafe koyup yeniden
    bakmaya çalışıyorum. Sevdiğim bir cümleyi bile, yalnızca daha önce
    işe yaradığı için yeniden kullanıyorsam sorguluyorum. Aynı duyguya
    dönmek mümkün; önemli olan, bu kez onun daha önce görmediğim
    bir yanını bulabilmek.
  15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl
    geliyorsunuz?
    Tıkandığımda biraz uzaklaşıyorum. Bazen içinde olduğum duygu
    yoğunluğundan çıkmaya ihtiyacım oluyor. Böyle zamanlarda
    insanlarla iletişimimi bir süre azaltıp yalnız kalmaya özen
    gösteriyorum. Kendimi hemen yeniden yazmaya zorlamıyorum.
    Ortalık biraz sessizleşince ne yazmak istediğimi daha iyi duyuyorum.
  16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve
    düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar
    yapıyorsunuz?
    Şu an ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden ilerliyorum.
    Yazılarımdan parçalar, hikayelerimden doğan şarkılar ve onlara
    hazırladığım videolar paylaşıyorum. Bazen bir şarkıyla karşılaşan
    kişinin, o şarkının doğduğu hikayeyi de merak etmesini istiyorum.
    Önümüzdeki süreçte okurlarla söyleşilerde ve imza günlerinde yüz
    yüze buluşmayı da çok isterim. Yazdıklarımın insanlarda nasıl karşılık
    bulduğunu doğrudan duymak benim için kıymetli.
  17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi
    nedir? Bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını
    düşünüyorsunuz?
    Benim için tartışmasız çok kıymetli. Her okur, kitabın başına kendi
    hayatıyla oturuyor. Benim yazarken düşündüğümden bambaşka bir
    yerde durabiliyor, başka bir cümlenin altını çizebiliyor. Bunun
    nedenini yüz yüze duymak, göz teması kurarak konuşmak için
    sabırsızlanıyorum.
    Okurun da merak ettiklerini sorabilmesi, sevdiği kadar katılmadığı
    şeyleri de söyleyebilmesi de bir o kadar değerli. Böyle
    karşılaşmaların hem yazara kendi metnini yeniden düşündürdüğüne
    hem de okura o metin üzerine konuşabileceği samimi bir ortam
    sunduğuna inanıyorum.
  18. Şu an üzerinde çalıştığınız ve ileride keşfetmek istediğiniz yeni
    projeleriniz var mı?
    Şu sıralar ikinci kitabım “Aysel Abla ve Cesetleri” üzerinde
    çalışıyorum. Hikâyelerimi müzikle ve görüntüyle buluşturmayı da
    sürdürmek istiyorum.
    Her zaman susturulmuş ya da susmak zorunda kalmış bir kadının
    “Bu kez ben anlatacağım,” dediği o anları yazmaya devam etmek
    istiyorum. Söze nereden başlayacaklarını, ilk hangi kelimeyi
    seçeceklerini hem merak ediyorum hem de o kadınlara kendimce
    daha çok alan açmak istiyorum.
  19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan
    geri dönüşler nelerdir?
    Henüz hikayelerimi paylaşmamıştım; o hikayelerden doğan şarkıları
    dinleyen, hiç tanımadığım bir hanımefendi bana “Modern bir hikâye
    anlatıcısı gibisiniz,” demişti. Ne kadar zarif bir yaklaşımdı… çok ama
    çok etkilenmiştim. Hikayelerin tamamını okumadan, şarkıların
    içinden ne yapmaya çalıştığımı hissetmesi beni çok duygulandırmıştı.
    “Lütfen anlatmaya devam et,” diyen her insan bana o ilk duyguyu
    yeniden yaşatıyor.
  20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi
    tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
    Ben de o başlangıcın eşiğindeyim; henüz yol tarifi verecek kadar
    ilerlemedim, bazen kendim de adres soruyorum! Ama içinde yazma
    heyecanı taşıyan herkesle yan yana yürümeyi çok isterim.
    Kendime söylediğim bir şeyi paylaşabilirim: Her cümlenden emin
    olmayı beklersen o defter hiç açılmayabilir. Yaz, dönüp bak,
    beğenmediğini değiştir. Bir de kendine “Hadi, devam et,” diyen bir iç
    sesin olsun. Bazen o ses biraz kısılabilir ziyanı yok öyle bir durumda ,
    Olmazsa biz birbirimize söyleriz.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir