1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben sibel dülger 1988 yılında İstanbul’da doğdum. Öğrenim hayatına burada başlayarak, İzmir’de devam ettim. Ege Üniversitesi Tekstil bölümünden mezun oldum. Avrupa Birliği’nin finanse ettiği, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin eğitim desteği verdiği ‘’Mişli Sanatlarda Görünmeyen Eller’’ projesine dahil oldum.
Altınbaş Üniversitesi ile Sürekli Eğitim Merkezi (SEM) işbirliği ile ‘’Oyun Terapi’’ ve ‘’Masal Terapi ve Hikâye Anlatıcılığı’’ eğitimlerini aldım.
Parla Yayınları’dan çıkan ‘’Bu Öykülerin Dili Var’’ (2024) kolektif kitapta ‘’Memento Mori’’ isimli öyküsüyle yer aldım.
Potkal Kitap etiketiyle ‘’Yokuştaki Ev’’ isimli ilk öykü kitabı Mart 2026 yılında yayınlandı.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlığa adım atmak bir günde almış olduğum bir karar değildi. Uzun zamandır içimde biriken, söylemek istediğim ama bir türlü kelimelere dökemediğim hikâyeler vardı. Asıl kırılma noktası, o hikâyelerin artık içimde kalamayacağını hissettiğim zamandı.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Beni ilk kez kalemi elime almaya iten tek bir an olduğunu söyleyemem. Daha çok, zaman içinde biriken küçük anların bir gün içimde büyük bir sese dönüşmesi diyebilirim.
Çocukluğumdan beri insanları, onların hikâyelerini, söylediklerinden çok söylemediklerini gözlemlemeyi sevdim. Bazen bir bakış, yarım kalmış bir cümle ya da bir evin penceresinden görünen hayat, zihnimde uzun süre yaşamaya devam etti. Bir süre sonra fark ettim ki ben yalnızca hatırlamıyor, bu hikâ^yelere yeni hayatlar da kuruyorum. Belki de asıl neden içimde biriken cümlelerin artık dışarı çıkmak istemesiydi.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukluğumda okuduğum kitapların bende bıraktığı izlerin, bugün yazdığım her cümlede az çok yaşadığını düşünüyorum. O yıllarda okurken yalnızca hikâyeyi takip etmiyordum; kelimelerin nasıl yan yana geldiğine, bir karakterin nasıl kurulduğuna, bir mekânın birkaç cümleyle nasıl canlı hâle getirilebildiğine de farkında olmadan dikkat ediyordum.
Okuma alışkanlığım bana şunu da öğretti: İyi bir metin, okura her şeyi söylemez; bazı şeyleri onun sezmesine izin verir. ‘’Yokuştaki Ev’’i yazarken de bu duyguyu korumaya çalıştım. Sözcükleri çoğaltmak yerine, doğru sözcüğü bulmaya, anlatmaktan çok hissettirmeye önem verdim.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Bunu tek bir deneyime bağlamak benim için zor. Daha çok hayatın içinde biriktirdiğim gözlemler, insan ilişkileri, kayıplar, karşılaşmalar ve bazı sessizlikler zamanla beni yazmaya yaklaştırdı. Ben hikâyeleri yalnızca okumak istemiyordum; kendi hikâyelerimi de kurmak, insanların hayatlarına ve duygularına sözcükler aracılığıyla dokunmak istiyordum.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
İyi bir yazar olmanın tek bir formülü olduğuna inanmıyorum. Ama iyi bir yazarın önce iyi bir okur, güçlü bir gözlemci ve sabırlı bir insan olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazmak yalnızca güzel cümleler kurmak değil; insanı, hayatı, çelişkileri ve sessizlikleri anlayabilmek meselesi.
Ben bu yolda kendime katı bir yöntem belirlemedim. Çok okudum ( okumaya devam ediyorum) çok gözlemledim. İnsanları dinledim; mekâların, yüzlerin, konuşmaların ve suskunlukların bende bıraktığı izleri biriktirdim. Bir hikâye zihnimde oluştuğunda hemen yazmaya çalışmak yerine, bir süre onunla yaşadım. Karakterleri tanımaya, onların ne söyleyeceğinden çok neyi söyleyemeyeceklerini anlamaya çalıştım.
Yazma aşamasında ise ilk metne fazla müdahale etmemeye, hikâyenin akışına izin vermeye çalışıyorum. Asıl işin çoğu zaman yazdıktan sonra başladığını düşünüyorum. Metni bekletmek, yeniden okumak, fazlalıkları atmak ve bazen çok sevdiğim bir cümleden bile vazgeçebilmek gerekiyor.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ilk kitap ‘’Bu Öykülerin Dili Var’’ isimli kolektif kitapla yayınlanan ‘’Memento Mori’’ isimli öyküm. İlk öykü kitabım ise ‘’Yokuştaki Ev’’dir.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Yazma sürecimi biçimlendiren temel dinamikler:
İnsan İlşkileri ve Yalnızlık: Katmanlı aile içi bağlar, ifade edilememiş duygular ve kalabalıklar içinde yaşanan bireysel yalnızlıklar.
Gözlem ve Mekân: Günlük yaşamın gözden kaçan detayları, sokaklar, evlerin iç dünyası ve bu mekânların insan ruhunda bıraktığı izler.
Geçmiş ile Bugünün Çatışması: Anılar, pişmanlıklar ve zamana direnen ya da zamanla dönüşen insan halleri üzerine kurulu temalar.
Empati ve İnce Detaylar: Sıradan gibi görünen yaşamların arasındaki derin trajedileri ve umutları görünür kılma çabası yazım sürecimi etkileyen etmenlerdir.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Kurgunun başına otururken karakterlerin kim olduğuna, nereden gelip nereye doğru sürüklendiklerine dair zihnimde genel bir harita ve varmak istediğim ana duraklar mutlaka olur. Ancak bu harita hiçbir zaman katı ve değiştirilemez bir reçete değildir.
Karakterler sayfalar ilerledikçe, kendi geçmişleri, tepkileri ve duygu dünyalarıyla adeta canlı birer bireye dönüşürler. Onları belirli durumların içine bıraktığınızda, bazen zihninizde planladığınız o kuramsal kararları vermeyi reddederler. Böyle anlarda müdahale edip onları zorla kendi planıma çekmek yerine, olayların doğal akışına izin vermeyi tercih ederim. Karakterin kendi iç mantığı ve duygusal dürüstlüğü, hikâyeyi başlangıçta hiç düşünmediğim ama çok daha samimi ve güçlü kapılara çıkarabilir.
Dolayısıyla omurgayı ben kursam da, o omurganın nasıl hareket edeceğine ve yolun sonuna nasıl varacağına çoğu zaman karakterlerle birlikte karar veriyoruz.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Kişisel deneyimler; yaşanmış acılar, anılar, mutluluklar, kayıplar…Gözlem, doğa, mekan, disiplinler arası ve metinler arası örnekler. Tarihi ve mitolojik öyküler. Sıradan detaylar. Ama en önemlisi sessizlik ve yalnızlık.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Genellikle gecenin geç saatlerinde, ortam ıssız ve sessizken. Yazmamı engelleyecek dış etkenlerin ortadan kalkığı zaman dilimi. Motive eden şeyler ise heyecan uyandıran bir hikâye, roman karakteri olabileceğini düşündüğüm toplumun aykırı olarak nitelendirdiği bir kimseyle karşılaşmak, farklı bir mekân.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Kadınların iç dünyalarında yaşadığı çatışmaları, karşılaştıkları engelleri ve bunlarla baş etme çabalarını, hayattaki fırtınalara ve zorluklara rağmen kök salabilmeyi, yeniden yeşerebilmeyi yalın bir dille okumak isteyenlere güzel bir öneri olabilir.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Yokuştaki Ev’in ana fikri; hayatın sunduğu tüm engellere, yaşanmışlıklara ve kırgınlıklara rağmen insanın kendi içsel gücünü keşfederek kök salabileceği en güvenli yerin yine kendi bilinci ve ruhu olduğudur.
Vermek istediğim mesajlar ise; kadınların toplumsal ve bireysel rolleri arasında kendi kimliklerini koruma veya yeniden kazanma çabası, zorluklar karşısında yılmamak ve kendi hayatının öznesi olmak gerektiği.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazarlık, dışarıdan sadece ilhamla yürütülen romantik bir süreç gibi görünse de arkasında ciddi bir zihinsel ve duygusal emek barındırır.
Yazmanın zor yanları; yaratıcılık tıkanıklığı, reddedilme, olumsuz eleştiri, yalnız kalamama, disiplinli bir şekilde yazamama.
Bu zorluklarla; ilhamı belemeyi bırakıp rutin oluşturarak, ilk yazılan taslağın kötü de olabileceğini kabul edip devam edebilme cesareti göstererek, yapıcı ve yıkıcı eleştirileri ayrıştırarak, tıkandığım zaman mola vermeyi biliyorum, zihnimi bazen metinler arası bazen de disiplinler arası ile besliyorum.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Serbest yazım yapıyorum. Mantık ve iç eleştiri süzgecimi kapatıp belirli bir süre sadece yazıyorum. Ne kadar saçma olursa olsun yazıyorum.
Beni besleyeceğini düşündüğüm türden okumalar yapıyorum.
Kurgu da takılıp kaldıysam sahneyi, mekânı, diyaloğu değiştiriyorum.
Konfor alanımdan çıkıp farklı bir ortamda yazma denemeleri yapıyorum.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Kitap tanıtım etkinliklerine, okuma kulüplerine, kitap fuarlarına, yazar söyleşilerine katılıyorum. Aktif olarak sosyal medyayı kullanıyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Önemli buluyorum çünkü kalemimden çıkıp okurla buluşmuş eserin damakta bıraktığı tadı, hissi birinci ağızdan duymak eşsiz bir duygu. Hikâyelerin üzerine konuşup olumlu ya da olumsuz eleştirileri dinlemek beni geliştiriyor.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Yeni bir öykü kitabı için çalışmalarımı sürdürüyorum. Aynı zamanda haiku yazıyorum.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Okurdan ‘şu öykünüzde tıpkı beni anlatmışsınız’ dediklerinde açıkçası şaşırıyorum.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
İyi bir okur olun, yazmayı rutine dönüştürün, ilk taslağın mükemmel olmayacağını kabul edin, başlangıçta sevdiğiniz yazarları taklit etmek doğaldır ancak kendi sesinizi arayın. Gözlem yeteneğinizi geliştirin, eleştiriye açık olun, sabırlı olun.

