RÖPORTAJ:ZEYNEP YILDIRIM

1.Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Zeynep Yıldırım. Şair ve yazarım. Yazıyla yakından ilgileniyorum. Bir Kültür-sanat gazetesinde muhabirlik yapıyor, kültür-sanat yazıları kaleme alıyorum. Şiir, öykü, deneme, röportaj, kitap tahlil yazıları gibi edebiyatın çeşitli türleri üzerine çalışmalar sürdürüyorum. Edebiyat benim için yalnız yazmak değil, hayatı anlamlandırma biçimi.

2.Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Aslında benim için belirli bir kırılma noktası olmadı. Kendimi bildim bileli yazıdan ve kalemden ayrı değilim. Çocukluğumdan beri yazıyor, okuyorum. Sanki hep yazıyla birlikte vardım; kendimi yazının içinde bulmuşum gibi hissediyorum. Bu nedenle yazarlığa adım atmaktan çok, zaten içinde olduğum bir yolculuğun zamanla adını koydum.

3.Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir andan söz edemem. Çocukluğumdan beri yazmak ve okumak hayatımın içindeydi. Önceleri nesirle kendimi ifade etmeyi seviyordum. Şiirle daha özel bir bağ kurmam ise lise yıllarında başladı.

4.Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Okuduklarım, dilimin ve dünyamın hafızasını oluşturdu. Şiir, hikâye, roman ve düşünce metinleriyle kurduğum ilişki yazı dilimi besledi. Okudukça kelimenin yalnız anlamını değil, sesini, çağrışımını ve taşıdığı duyguyu da önemsemeye başladım.

5.Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Yazmak benim için sonradan verilmiş bir karar olmadı. Hayatı, insanı, dünyamızı ve kendi iç dünyamı anlamlandırırken yazıya başvurdum. Zaman içinde yazının benim için bir ihtiyaç olduğunu fark ettim. Yazıyı hayatımdan çıkaramam.

6.İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Çok okumak, hayatı dikkatle gözlemlemek, düşünmek ve dili özenle kullanmak gerektiğine inanıyorum. Ben yazdığım metnin üzerinde titizlikle çalışıyorum. Özellikle şiirde tek bir kelimenin bile şiirin bütünlüğünü değiştirebileceğini düşünüyorum. Disiplinli çalışmak gerektiğini düşünüyorum.

7.Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk şiir kitabım Beklerken Söylenen 2022 yılında yayımlandı. İkinci şiir kitabım Halkın Sessizliği Radyosu 2024 yılında okurla buluştu. Bunun yanında, Eylül 2026’da yayımlanan Konuşmalar adlı röportaj kitabımda, gazetede yayımlanan röportajlarımı bir araya getirdim. Yeni yayımlandığı için onun da yolunun açık olmasını diliyorum.

8.Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

İnsan ve hayat. Hayatın içindeki her şey; yaşadıklarımız, gördüklerimiz, tanıklıklarımız, içimizde bıraktığı izler… Bazen bir insan, bazen bir cümle, bazen bir kadın hikâyesi, bazen toplumsal bir yara, bazen büyük bir yıkım, bazen de insanlığımızın sınandığı bir sessizlik, yazının kapısını açabiliyor.

9.Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Her şeyi baştan belirlemiyorum. Bir başlangıç ve yön duygum oluyor ama metnin sonunu bilerek yazmıyorum. Yazdıkça karakterlerin kendi seslerini bulduğu zamanlar var. Bazen metin, benim düşündüğümden farklı bir yola giriyor. Salt kurguya ya da salt gerçekliğe yaslanarak yazmıyorum; hayal, kurgu ve gerçeklik yazma sürecimin içinde var. Bazen yaşadığım, bazen gözlemlediğim, bazen de hayal ettiğim şeyleri içselleştirmem gerekiyor. Sonra bunlar kendi dünyasını buluyor ve yazıya dönüşüyor. Hayat da böyledir; yaşarken sonunu bilemeyiz. O yüzden yazı da sürprizlidir. Bazen yazdığım şey, bana bile sürpriz olur. Bu da yazma sürecinin en sevdiğim taraflarından biridir.

10.Size ilham veren şeyler nelerdir?

Yaşamak başlı başına bir ilham kaynağı. İnsanlar, şehirler, kitaplar, karşılaşmalar, hafıza, gündelik hayat… Bazen bir bakış, bir kelime, bir yüz ya da küçücük bir ayrıntı içimde uzun süre kalıp bir metne dönüşebiliyor. Doğrusu, hüzün benim yazı dünyama biraz daha yakın. Belki kişiliğimin bir tarafı da hüzne daha yatkın. Ama hayatta mutluluğu ve neşeyi seviyorum. Son yıllarda bunu yazıma da daha fazla taşıyorum. Bu yüzden yalnızca hüznü değil, hayatın içindeki neşeyi, umudu ve küçük mutlulukları da yazıyorum. Sanırım ilham da biraz böyle; insanın hayata hangi pencereden baktığıyla ilgili.

11.En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

İçimde birikenlerin kelimeye dönüşmek istediği dönemlerde daha üretken oluyorum. Beni en çok motive eden şey ise yazının okura ulaşması ve onda bir duygu ya da düşünce uyandırması. İnsan kendinden çıkan bir şeyi başkasına sunduğunda mutlu oluyor. Nasıl bir yemek hazırlayıp birine ikram ettiğimizde ya da emek vererek ürettiğimiz bir şeyi paylaştığımızda bundan mutluluk duyuyorsak, yazmakta da benim için biraz böyle bir taraf var. Yazının okura ulaşması, onda yeni bir pencere açması, yeni bir düşünceye kapı aralaması benim için çok kıymetli. Yazdığım bir şey okurun zihninde bir soru oluşturuyorsa ya da beni düşünmeye sevk eden bir eleştiri getiriyorsa, bunu da değerli buluyorum. Yeter ki yazı, okurda bir karşılık bulsun.

12.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Bir kitabın neden okunması gerektiğini okur belirler. Ben metinlerimde hazır cevaplar vermekten çok, okurun kendi penceresini açmasına vesile olacak sorular ve duygular bırakmayı önemsiyorum.

13.Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

İnsanı ve insan hayatını merkeze alıyorum. Hafıza, insanın iç dünyası, yaşanmışlıklar, geçmiş, gelecek, umut, acı, mutluluk, neşe, gündelik hayat, İstanbul, şehirler, ülkeler, dünya, bireysel ve toplumsal meseleler, varlığımıza dair sorular, insanın amacı, toplumumuzun derin yaraları ve insan ruhu metinlerimin ana damarlarını oluşturuyor. İnsanın kendisiyle, hayatla, toplumla ve dünyayla kurduğu ilişkiyi sorguluyorum. Elbette yazarın ve şairin metinlerinde evrensel bir söz, bir mesaj da olmalı. Dünyada barışın hâkim olması, savaşların, yoksulluğun ve şiddetin sona ermesi gibi insanlığın ortak meselelerine dair bir söz söylemek gerektiğine inanıyorum. Çünkü sanatçı, biraz da toplumun ruhu ve vicdanıdır. Okurda bir duygu, bir düşünce, yeni bir soru ya da yeni bir fikir bırakmak benim için önemli.

14.Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmanın zor taraflarından biri, insanın kendi metnine karşı sabırlı olması. Ben aslında sabırlı bir mizaca sahip değilim; hayatta birçok şeyin hemen olmasını isteyen biriyim. Ama yıllar içinde yazı bana sabretmeyi öğretti. Bir kelime, bir dize ya da bir paragraf için beklemeyi, yeniden okumayı, düzeltmeyi ve metnin kendi zamanında olgunlaşmasına izin vermeyi öğrendim. Allah bunu bana nasip etti, ikram etti. Rilke’nin dediği gibi, “Sabretmeyi öğreniyorum.” Ben de yazıda sabretmeyi öğrendim; hayatın içinde de bu sabrı kendimde çoğaltmayı diliyorum.

15.Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendimi zorlamıyorum. Okuyor, düşünüyor, bazen yazıya ara veriyorum. Çünkü yazamadığımız zamanların da aslında zihinde bir hazırlık süreci olduğuna inanıyorum.

16.Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Söyleşiler, kitap buluşmaları, imza günleri ve edebiyat toplantıları benim için önemli. Kültür-sanat yazılarım aracılığıyla da edebiyatın içinde kalmaya, okur ve yazarlarla bağ kurmaya devam ediyorum. Aslında kitaplarımı tanıtmak konusunda özel ve yoğun bir çaba göstermiyorum. Ben her zaman şuna inanırım: İyi metin, iyi eser kendi okurunu ve kendi yolunu bulur. Hak ettiği değeri bugün bulmasa bile, zaman içinde, yarın ya da gelecekte mutlaka bulacağına inanıyorum. Elbette biz yazarlar, bunu yaşarken görmek istiyoruz. Fakat benim asıl emeğim kitabı yazmak, hazırlamak, üretmek ve yayımlamak aşamasında yoğunlaşıyor. Sonrası biraz da eserin kendi yolculuğu… Çünkü kitabın da bir kaderi olduğuna inanıyorum. Onun yolculuğuna fazlaca müdahale etmek istemiyorum. Kitap kendi yolunu, kendi okurunu bulsun istiyorum. Bu elbette kitaplarım çıktıktan sonra onlar hakkında konuşmadığım, imzalamadığım ya da davet edildiğim programlara katılmadığım anlamına gelmiyor. Söyleşilere, kitap buluşmalarına ve imza günlerine katılıyor, davet edildiğim edebiyat programlarında yer alıyorum. Ama bunu kitabın doğal yolculuğunun bir parçası olarak görüyorum. Ayrıca kitaplarımı zaman zaman okurlarıma imzalı olarak da gönderiyorum.

17.Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?

Okurla doğrudan karşılaşmak çok kıymetli. Kitabın yazardan çıktıktan sonra okurun dünyasında nasıl bir karşılık bulduğunu görmek, yazara da kendi metnine başka bir yerden bakma imkânı veriyor.

18.Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Şiir yazmaya devam ediyorum ama yaklaşık bir yıldır daha seyrek yazıyorum. Şiirler birikiyor; ancak üçüncü şiir kitabımın yakın zamanda çıkmasını düşünmüyorum. Onun da bir zamanı var inşallah. Şu anda üzerinde çalıştığım bir öykü dosyam hazır. Öyküler yazmaya devam ediyorum ve yeni yazdıklarımı da dosyaya ekliyorum. Yakın dönemde yeni bir eser olarak bir öykü kitabı yayımlamayı düşünüyorum inşallah. Bunun yanında kitaplar üzerine yazmaya, düşünmeye ve yazı çalışmalarımı sürdürmeye devam ediyorum. İlerleyen yıllarda, Allah nasip ederse, bir roman yazma düşüncem de var. Yazının beni götüreceği yeni alanlara açık olmak istiyorum.

19.Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Okurlarımın bir şiirimi, bir dizeyi ya da bir imgeyi kendilerine yakın bulmaları beni çok mutlu ediyor. Bir şiirde, bir öyküde ya da başka bir metinde kendilerinden bir parça bulduklarını söylemeleri, yazdıklarımın onların kalbine dokunduğunu hissettiriyor. Tek bir cümlenin ya da dizenin onlarda bir karşılık bulması bile benim için çok kıymetli. Çünkü o zaman okurun dünyasında başka bir anlam kazandığını hissediyorum.

20.Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Aslında yolculuğumun başında insanlara tavsiye vermekten biraz kaçındım. Çünkü kendi yolum da henüz yeniydi. Herkesin yolu, deneyimi ve yazıyla kurduğu ilişki farklı. Ama ben de on yıldır bu yolculuğun içindeyim ve çok öncesi de var. Bu süreçte çok emek verdim. Kendi deneyimlerimden süzülen birkaç şeyi paylaşabilirim. Elbette bunlar herkes için aynı şekilde geçerli olmayabilir. Bol bol okusunlar, çok yazsınlar. Çünkü okumadan yazılmayacağını düşünüyorum. İnsanın sürekli beslenmesi, hem entelektüel açıdan hem de ruh dünyası bakımından zenginleşmesi gerekiyor. Etraflarına dikkatle baksınlar, gözlem yeteneklerini ve yazma becerilerini geliştirsinler. İmkânları varsa bol bol seyahat etsinler; dünyayı, ülkemizi görsünler, ufuklarını genişletsinler. Ustalarım da bana hep temiz bir niyet, temiz bir ufuk ve çok çalışmayı öğütlemişti. Hayatta olup bitenlere, insanların yaşadıklarına ve dünyanın çığlığına karşı duyarsız kalmasınlar. Tanıklık etsinler, hissetme ve gözlem yeteneklerini geliştirsinler. “Yeteneğim var” deyip orada kalmasınlar; sürekli çalışsınlar, kendilerini yenilesinler. Her eserlerinde farklı konular, farklı temalar, farklı cümleler ve kelimeler aramaktan çekinmesinler. İlhamın gelmesini beklemek yerine emek versinler, düşünsünler, derinleşsinler. Çünkü iyi yazar, yaza yaza yazar olur. Edebiyat ve yazı yolculuğu uzun, zorlu ve çok emek isteyen bir yol. Bunun bilinciyle bu yolculuğa çıkmalarını isterim.

ZEYNEP YILDIRIM

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir