SEVDA ANLI: İNSAN EN ÇOK NEYİ KAYBETMEKTEN KORKAR?

İNSAN EN ÇOK NEYİ KAYBETMEKTEN KORKAR?

İnsan en çok neyini kaybetmekten korkar?

Sevdiği bir insanı mı?

İşini mi?

Parasını mı?

Sağlığını mı?

Yoksa alıştığı hayatı mı?

Belki de insan, kaybetmekten korktuğu şeyin ne olduğunu ancak onu kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığında anlar. Çünkü bazı kayıpların adı konulamaz.

Bir insanı kaybetmekten korktuğumuzu söyleriz ama belki asıl korkumuz onunla birlikte kurduğumuz hayatın da değişecek olmasıdır.

Bir evi kaybetmekten korkarız ama belki korktuğumuz duvarların yıkılması değil, o evin içindeki anıların bir daha yaşanamayacak olmasıdır.

Bir işi kaybetmekten korkarız ama belki asıl korkumuz yarın ne yapacağımızı bilememektir.

Yani bazen kaybetmekten korktuğumuz şey, görünenin arkasında saklanır.

Çocukken kaybetmekten korktuğumuz şeyler çok daha basittir.

Oyuncağımızı kaybetmek istemeyiz mesala…

Bisikletimizi…

En sevdiğimiz kitabımızı…

Arkadaşımızı…

Sonra büyürüz. Kaybetmekten korktuğumuz şeylerin değeri değişir.

Bir telefon beklemeye başlarız.

Bir insanın hayatımızda kalmasını isteriz.

İşimizi korumaya çalışırız.

Ailemizin sağlığından endişe ederiz.

Geleceğimizi düşünürüz.

Ve fark etmeden kaybetme korkusuyla yaşamaya başlarız. Bazen elimizde olanın tadını çıkarmak yerine, onu ne zaman kaybedeceğimizi düşünürüz.

Sevdiğimiz insan yanımızdadır ama bir gün gideceğinden korkarız.

Çocuğumuz yanımızdadır ama büyüyüp bizden uzaklaşacağını düşünürüz.

Anne babamız yanımızdadır ama bir gün onların olmayacağı gerçeğini aklımızdan çıkaramayız.

Ve böylece henüz yaşanmamış kayıpların acısını, daha yaşanmadan yaşamaya başlarız.

Peki insan neden bu kadar korkar kaybetmekten?

Çünkü kaybetmek, kontrolümüzün olmadığını hatırlatır bize.

Ne kadar sevsek de bir insanın hayatında sonsuza kadar kalacağımızın garantisi yoktur.

Ne kadar çalışsak da işimizin hep bizim olacağının garantisi yoktur.

Ne kadar dikkat etsek de hayatın bize ne getireceğini bilemeyiz.

İnsan belirsizlikten korkar. Çünkü belirsizlik, bize geleceğin bizim kontrolümüzde olmadığını söyler. Belki de bu yüzden bazı insanlar sahip oldukları her şeyi sıkı sıkıya tutar.

Gitmesin diye…

Değişmesin diye…

Eksilmesin diye…

Ama hayatın garip bir tarafı vardır:

Bazı şeyleri ne kadar sıkı tutarsak tutalım, yine de elimizden kayabilir.

Bir ilişkide de bunu görürüz.

Bir insanı kaybetmekten korktuğumuz için bazen kendimiz olmaktan vazgeçeriz.

Karşımızdakini üzmemek için susarız.

Gitmesin diye istemediğimiz şeylere “evet” deriz.

Bizi kıran davranışları görmezden geliriz.

Sınırlarımızı kaldırırız.

Sonra bir gün aynaya bakar ve kendimize yabancılaşırız. O zaman fark ederiz:

Birini kaybetmemek için kendimizi kaybetmişiz. Belki de insanın en büyük kaybı budur. Çünkü bazı insanları hayatımızdan çıkardığımızda üzülürüz ama kendimizi kaybettiğimizde, nereden başlayacağımızı bilemeyiz.

Bazen de insan geçmişini kaybetmekten korkar.

Eski fotoğrafları saklar.

Çocukluk eşyalarını atamaz.

Bir mektubu yıllarca bir çekmecede tutar.

Eski bir şarkıyı duyduğunda yıllar önceki bir güne döner.

Çünkü bazı eşyalar eşya değildir.

Bir zamanın hatırasıdır.

Bir insanın sesidir.

Bir evin kokusudur.

Bir sofranın etrafında toplanan insanların gülüşüdür.

Belki de bu yüzden geçmişten kopmak zor gelir. Çünkü geçmişi bırakırsak, sanki o günleri de kaybedecekmişiz gibi hissederiz. Oysa anılar, onları sakladığımız için değil, yaşadığımız için bizimdir.

Bir de insanın kendisini kaybetme korkusu vardır.

Büyürken kim olduğumuzu unutmak…

Başkalarının beklentilerine göre yaşamak…

Herkesi memnun etmeye çalışmak…

Kendi isteklerimizi sürekli ertelemek…

“Böyle yaparsam ne derler?” diye düşünmek…

Bir süre sonra insan kendi sesini duyamaz hâle gelebilir.

Ne istediğini bilir ama söyleyemez.

Gitmek ister ama kalır.

Başlamak ister ama erteler.

Hayır demek ister ama kabul eder.

Ve bir gün kendisine şu soruyu sorar:

“Ben ne zaman böyle oldum?”

Belki de insanın en çok korkması gereken kayıp budur. Çünkü başka birçok şeyi yeniden kazanmak mümkün olabilir. Ama insan kendisinden uzaklaştığında, geri dönmesi zaman alır.

Belki de kaybetmek hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır.

İnsanlar gelir ve gider.

Çocuklar büyür.

Evler değişir.

İşler değişir.

Şehirler değişir.

Dostluklar değişir.

Biz değişiriz.

Hayatın kendisi değişir.

Hiçbir şey aynı kalmaz.

Ve belki olgunlaşmak biraz da bunu kabul etmektir.

Her şeyi elimizde tutamayacağımızı…

Her insanı hayatımızda tutamayacağımızı…

Her günü tekrar yaşayamayacağımızı…

Her anı donduramayacağımızı…

Ama kaybetme korkusuyla yaşamak da hayatı eksik yaşamaktır. Çünkü bir şeyi kaybetmekten çok korkarsak, ona sahip olduğumuz zamanın güzelliğini kaçırabiliriz.

Sevdiğimiz insanın yanında otururken onu kaybetme ihtimalini düşünmek yerine, o anın kıymetini bilsek…

Çocuğumuz bize bir şey anlatırken telefonumuza bakmak yerine onu dinlesek…

Anne babamız hayattayken onlarla daha çok vakit geçirsek…

Dostlarımız yanımızdayken bir kahveyi birlikte içmenin değerini bilsek…

Belki kaybetme korkumuz azalmaz ama yaşadığımız anların değeri artar.

İnsan en çok neyini kaybetmekten korkar?

Belki cevabı herkes için farklıdır.

Kimi sevdiğini…

Kimi ailesini…

Kimi özgürlüğünü…

Kimi gençliğini…

Kimi hayallerini…

Kimi alıştığı hayatı…

Ama belki bütün bu cevapların altında aynı korku vardır:

**“Bir daha eskisi gibi olmayacak.”**

Evet. Belki olmayacak. Çünkü hayatın doğası değişmektir ama her değişim bir son değildir.

Bazı kayıplar yeni başlangıçların kapısını açar.

Bazı vedalar bizi kendimize yaklaştırır.

Bazı bitişler, hiç cesaret edemediğimiz başlangıçları mümkün kılar.

Bazen kaybettiğimizi düşündüğümüz şey, aslında bizi daha özgür bir hayata bırakıyordur.

Bu yüzden belki de kendimize başka bir soru sormalıyız:

“Ne kaybedersem ne yaparım?” yerine…

**“Bugün elimde olanın kıymetini biliyor muyum?”**

Çünkü hayatın en büyük yanılgılarından biri, elimizde olanı sonsuza kadar bizim sanmak. Oysa hiçbir şey bize ait değil.

İnsanlar bile…

Sadece bir süreliğine hayatımıza eşlik ediyorlar.

Bazıları yıllarca…

Bazıları birkaç ay…

Bazıları yalnızca birkaç dakika…

Ama her biri bize bir iz bırakıyor ve belki hayat, kaybettiklerimizin toplamı değil;

**onlarla birlikte yaşadığımız anların toplamı.**

O hâlde sevdiklerimizi kaybetme korkusuyla onlardan uzaklaşmayalım.

Bir gün bitecek diye bugünü eksiltmeyelim.

Bir gün gidecek diye sevgimizi saklamayalım.

Bir gün kaybedeceğiz diye bugün sahip olduklarımızı yaşamaktan vazgeçmeyelim.

Çünkü insan bazen kaybetmekten o kadar korkar ki…

**Elindekini yaşamayı unutur.**

Ve belki de gerçek mesele, hiç kaybetmemek değildir.

Gerçek mesele;

**kaybetmeden önce kıymetini bilmektir.**

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir