SEVDA ANLI:Hayata Gülümseyebilmek

Hayata Gülümseyebilmek

Hayat bazen insana gülmeyi unutturacak kadar ağırlaşır.

Sabah gözümüzü açtığımızda aklımızda yetişmesi gereken işler, ödenmesi gereken faturalar, çözülmesi gereken sorunlar vardır. Kimi zaman bir telefon bekleriz, kimi zaman bir haberden korkarız. Kimi zaman da kimseye anlatamadığımız bir yükü içimizde taşırız.

Yine de dışarı çıkarız. İnsanların arasına karışırız. “İyiyim.” deriz ve bazen gerçekten iyi olmadığımız hâlde gülümseriz. Belki de insanın en büyük dirençlerinden biri budur:

Hayat bütün ağırlığıyla üzerine gelirken bile gülümseyebilmek.

Bu noktada Kemal Sunal’ı hatırlıyorum. Onu düşündüğümüzde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm oluşuyor. Çünkü onun canlandırdığı karakterler çoğu zaman hayatın en sıradan, en çaresiz, en saf insanlarıydı.

Mahallenin delikanlısı…

Geçim derdindeki adam…

Haksızlık karşısında ne yapacağını bilemeyen ama yine de umudunu kaybetmeyen insan…

Bazen saf, bazen şaşkın, bazen çaresiz ama çoğu zaman içten…

Kemal Sunal’ın filmlerini yıllar sonra yeniden izlediğimizde yalnızca gülmüyoruz.

Bir şey daha fark ediyoruz:

Biz aslında kendimize gülüyoruz.

Çünkü onun karakterlerinde biraz komşumuzu, biraz ailemizden birini, biraz arkadaşımızı ve çoğu zaman kendimizi görüyoruz.

Hayatın karşısında düştüğümüz komik durumları…

Haksızlık karşısında susmak zorunda kaldığımız anları…

Bir şeyleri düzeltmeye çalışırken daha da karıştırdığımız zamanları…

Ve bütün bunların içinde yine de yaşamaya devam edişimizi…

Belki de Kemal Sunal filmlerinin yıllar geçmesine rağmen hâlâ bizi güldürmesinin nedeni yalnızca komik olmaları değil.

O filmlerde hayat vardı.

Yoksulluk vardı.

Haksızlık vardı.

Aşk vardı.

Dostluk vardı.

Aile vardı.

Mahalle vardı.

İnsan vardı.

Ve bütün bunların arasında bir şekilde gülünecek bir şey bulunuyordu. Bu, yaşadığımız zorlukları küçümsemek değildi. Tam tersine, zorlukların içinde bile hayata tutunmanın bir yoluydu. Çünkü insan bazen sorunlarını çözemez ama onlarla baş etme biçimini değiştirebilir. Her şeyi değiştiremeyebiliriz ama her şeye rağmen kendimizi tamamen kaybetmemeyi seçebiliriz.

Hepimizin hayatında gülmeyi unuttuğumuz dönemler vardır.

Bir kayıp yaşarız.

Bir hayalimiz yarım kalır.

Güvendiğimiz biri bizi hayal kırıklığına uğratır.

Çok emek verdiğimiz bir iş istediğimiz gibi sonuçlanmaz.

Bir ilişkinin bittiğini kabul etmek zorunda kalırız.

Bazen de ortada tek bir büyük sorun yoktur.

Sadece hayat üst üste gelir.

Bir gün diğerini kovalar.

Ve insan bir sabah aynaya bakıp kendisine şunu sorar:

“Ben en son ne zaman gerçekten güldüm?”

İşte o soru önemlidir. Çünkü gülmek yalnızca yüzümüzde oluşan bir ifade değildir. Bazen insanın hayata karşı hâlâ bir bağının olduğunu gösterir. Gülümsemek, her şey yolundaymış gibi davranmak değildir. Acıyı inkâr etmek değildir. Yaşadığımız sorunları küçümsemek hiç değildir.

Bazen gülümsemek, “Bütün bunlara rağmen hâlâ buradayım.” demektir.

Bazen bir çocuğun kahkahasına eşlik etmektir.

Bazen arkadaşımızla içtiğimiz bir çayın yanında anlamsız bir şeye dakikalarca gülmektir.

Bazen eski bir filmi açıp yıllar önce bildiğimiz bir repliğe yeniden kahkaha atmaktır.

Bazen de aynaya bakıp kendimize:

“Bugün de elimden geleni yaptım.” diyebilmektir.

Çünkü güçlü olmak, hiç üzülmemek değildir.

Güçlü olmak, üzüntünün hayatımızın tamamını ele geçirmesine izin vermemektir.

Kemal Sunal’ın filmlerindeki insanlara baktığımızda bunu görürüz. Onlar kusursuz değildi. Zengin değildi. Her zaman haklı değildi. Her sorunun çözümünü bilmiyorlardı ama yaşamaya devam ediyorlardı. Bazen düşüyor, bazen yanlış yapıyor, bazen kaybediyor ama yeniden kalkıyorlardı. Belki de bu yüzden hâlâ bizimleler.

Çünkü insan kusursuz karakterleri değil, kendisinden bir parça bulduğu karakterleri unutmaz.

Ve Kemal Sunal’ın bıraktığı en güzel miraslardan biri de belki budur:

Hayatın bütün ciddiyetine rağmen insan kalabilmek.

Bugün hepimiz çok fazla şey biliyoruz. Dünyanın neresinde ne olduğunu birkaç saniyede öğreniyoruz. Herkesin hayatını sosyal medyadan izliyoruz. Başkalarının mutluluklarını görüyoruz. Başarılarını görüyoruz. Güzel evlerini, tatillerini, kutlamalarını görüyoruz.

Sonra kendi hayatımıza dönüp eksiklerimizi sayıyoruz. Belki de biraz daha az karşılaştırmaya, biraz daha fazla yaşamaya ihtiyacımız var. Çünkü sosyal medyada herkes gülümsüyor ama gerçek hayatta herkesin taşıdığı görünmeyen bir yük var. O yüzden karşımızdaki insanın gülümsemesini hafife almamalıyız.

Belki o gülümseme, kimsenin bilmediği bir mücadelenin sonucudur.

Belki bir insanın bütün gün boyunca kurduğu tek güzel cümledir:

“Bugün de geçecek.”

Bazen hayatı değiştirecek büyük mutluluklara ihtiyacımız yok. Küçük şeyler yeter.

Bir dostun telefonu…

Sıcak bir çay…

Bir çocuğun sarılması…

Sevdiğimiz bir şarkı…

Uzun zamandır görmediğimiz biriyle karşılaşmak…

Bir kitabın arasında bulduğumuz güzel bir cümle…

Eski bir Kemal Sunal filmi…

Ve sebepsiz yere gelen bir kahkaha…

Hayat belki de büyük mutluluklardan çok, bu küçük anların toplamıdır. Biz ise çoğu zaman büyük bir şey olmasını beklerken elimizdeki küçük güzellikleri kaçırıyoruz.

Belki bugün hayatında zor bir dönemden geçen biri okuyordur bu yazıyı.

Belki kimseye anlatamadığı bir derdi vardır.

Belki güçlü görünmekten yorulmuştur.

Belki uzun zamandır içtenlikle gülmemiştir.

Ona söylemek istediğim tek bir şey var:

Her şeyi bugün çözmek zorunda değilsin.

Biraz dinlen.

Biraz nefes al.

Biraz kendine izin ver.

Ve mümkünse gül.

Çünkü gülmek, yaşadıklarını inkâr etmek değildir. Bazen yaşadıklarının seni tamamen ele geçirmesine izin vermemektir.

Kemal Sunal bugün aramızda değil ama filmleri hâlâ evlerimize konuk oluyor. Çocuklarımız onun karakterleriyle tanışıyor. Biz yıllar önce izlediğimiz sahnelere bugün hâlâ gülüyoruz. Belki de gerçek sanat tam olarak budur. İnsan hayatından ayrıldıktan sonra bile bir şekilde insanların hayatına dokunmaya devam etmek. Onun filmlerinden bize kalan yalnızca kahkaha değil.

Biraz saflık…

Biraz iyilik…

Biraz umut…

Ve bütün zorluklara rağmen hayata devam edebilme cesareti…

Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyecek.

Bazen kaybedeceğiz.

Bazen kırılacağız.

Bazen çok yorulacağız.

Bazen hiçbir şey yapmak istemeyeceğiz.

Ama bütün bunların arasında kendimize küçük bir alan bırakmayı unutmayalım.

Bir şarkı için…

Bir kahkaha için…

Bir dost için…

Bir fincan çay için…

Bir Kemal Sunal filmi için…

Ve en önemlisi, kendimiz için.

Çünkü belki de insanın hayata karşı verebileceği en güzel cevap, bütün zorluklara rağmen yüzünde taşıdığı küçük bir tebessümdür. Hayat bize her zaman gülmek için bir sebep vermeyebilir ama bazen biz, gülümsemek için küçük bir sebep bulabiliriz ve belki de mesele tam olarak budur:

Hayat kolay olduğu için değil, zor olduğu hâlde yaşamaya değer olduğu için gülümseyebilmek.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir