SEVDA ANLI:Her Sessizlik Kabulleniş Değildir

Her Sessizlik Kabulleniş Değildir

İnsanlar sessizliği çoğu zaman yanlış anlar. Bir insan susuyorsa kabul ettiğini düşünürler. Razı olduğunu, kırılmadığını, umursamadığını…

Oysa insan her sustuğunda kabullenmez. Bazen konuşacak gücü kalmadığı için susar. Bazen aynı şeyi defalarca anlatmaktan yorulduğu için, bazen karşısındaki insanın anlamak istemediğini fark ettiği için. Bazen de söyleyeceği her kelimenin yeni bir tartışmaya dönüşeceğini bildiği için. Ve bazen insan, kendini daha fazla anlatmak istemediği için susar.

Çocukken bize konuşmamız öğretilir.

“Bir sorun varsa söyle.”

“Canın yanıyorsa anlat.”

“Birisi seni üzüyorsa bize haber ver.”

Sonra büyürüz ve hayat bize bazen konuşmanın her şeyi çözmediğini öğretir.

Bir şey anlatırsın, yanlış anlaşılır. Kırıldığını söylersin, abartmakla suçlanırsın. Yorulduğunu söylersin, “Herkes yoruluyor.” denir. Haksızlığa uğradığını anlatırsın, “Boş ver.” cevabını alırsın.

Bir süre sonra insan düşünmeye başlar:

“Anlatmanın ne anlamı var?”

İşte sessizlik bazen tam burada başlar.

Bir kadın düşünün. Uzun süre bir şeylerin değişmesini bekliyor.

Önce anlatıyor. Sonra tekrar anlatıyor. Kırıldığını söylüyor. Beklentisini söylüyor. Üzüldüğünü söylüyor. Karşısındaki insan her defasında söz veriyor.

“Düzelecek.”

“Bir daha olmayacak.”

“Sen yanlış anladın.”

Ve kadın bir süre daha bekliyor. Sonra bir gün konuşmayı bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında her şey düzelmiş gibi görünüyor.

Artık tartışmıyor. Artık hesap sormuyor. Artık nedenini merak etmiyor. Artık hiçbir şey istemiyor.

Çevresindekiler belki de şöyle düşünüyor:

“Sonunda kabullendi.” Hayır… Belki de kabullenmedi. Vazgeçti.

Çünkü insanın konuşmayı bırakması, bazen sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Umudun ortadan kalktığı anlamına gelir.

İş yerlerinde de böyle sessizlikler vardır. Bir çalışan sürekli bir haksızlığı dile getirir. İş yükünün adil olmadığını söyler. Bir davranıştan rahatsız olduğunu anlatır. Bir süre sonra bakarsınız, artık hiçbir şey söylemiyor. “Ne oldu?” diye sorarsınız. “Yok bir şey.” der. O “yok bir şey” bazen çok şey anlatır. Çünkü insan her zaman hakkını aramaktan vazgeçtiği için susmaz.

Bazen karşılığını alamayacağını anladığı için susar. Bazen enerjisini tüketmek istemez. Bazen de bulunduğu ortamı değiştiremeyeceğini düşünüp kendi içindeki mesafeyi değiştirir.

Masasına döner. İşini yapar. Günün bitmesini bekler ve artık iş yerindeki hiçbir tartışmanın içine girmez. Bu, huzur gibi görünebilir ama bazen huzur değil, duygusal geri çekilmedir.

Ailelerde de sessizliğin farklı bir dili vardır. Çocuğunuz eskiden size her şeyi anlatırken bir gün odasına çekilir.

“Ne oldu?” dersiniz.

“Bir şey yok.”

Bir kez daha sorarsınız.

“Yok bir şey.”

Belki gerçekten bir şey vardır ama artık anlatmak istemiyordur. Çünkü daha önce anlattığında küçümsenmiş, azar işitmiş veya anlaşılmamıştır. İnsan bir kez değil, birkaç kez anlaşılmadığında susmayı öğrenir. Bu yüzden bir insanın sessizliğini hemen “Sorun yok.” diye yorumlamamak gerekir. Bazen sessizlik, yardım çağrısının en sessiz hâlidir.

Dostluklarda da benzer şeyler yaşanır. Eskiden saatlerce konuştuğunuz bir arkadaşınız vardır. Bir gün mesajlarına daha geç cevap vermeye başlar. Aramalar azalır. Paylaşımlar azalır. Sizinle eskisi kadar bir şey paylaşmaz. Sorarsınız:

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

Belki gerçekten kavga etmek istemiyordur. Belki kırgınlığını anlatmaya çalışsa da bir şeyin değişmeyeceğini düşünüyordur. Belki de dostluğunuzun eskisi kadar değer görmediğini fark etmiş ve bunu kabullenmeye çalışıyordur. Bazen bir insanın hayatımızdan çıkışı büyük bir veda ile olmaz.

Önce sessizliği gelir. Sonra mesafesi. Sonra yokluğu…

Peki insan neden susar? Her sessizliğin bir sebebi vardır. Kimi zaman sabırdır. Kimi zaman nezaket. Kimi zaman korku. Kimi zaman gurur. Kimi zaman kırgınlık. Kimi zaman da tükenmişlik. Ama en ağır sessizliklerden biri şudur:

Artık anlatmanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanmak.

Çünkü insan umut ettiği sürece konuşur. Bir şeylerin düzeleceğine inandığı sürece anlatır. Karşısındaki insanın onu anlayabileceğini düşündüğü sürece kendini açar ama bir gün içinde şu cümle oluşur:

“Ne söylersem söyleyeyim, hiçbir şey değişmeyecek.”

İşte o zaman kelimeler azalır. Cümleler kısalır. Beklentiler biter ve insan susar.

Bu yüzden bir insan sustuğunda hemen “Ne güzel, artık sorun çıkarmıyor.” dememeliyiz. Belki de sorun çıkarmıyordur çünkü artık sorunun çözülmesini beklemiyordur.

Bir insan daha az konuştuğunda “Olgunlaştı.” dememeliyiz. Belki de sadece yorulmuştur.

Bir kadın her şeye “Tamam.” demeye başladığında bunun kabulleniş olduğunu düşünmemeliyiz. Belki de artık kendisini açıklamaktan vazgeçmiştir. Çünkü bazen “Tamam.” kelimesinin içinde büyük bir tartışmanın sonu vardır. Bazen bir vedanın başlangıcıdır. Bazen de insanın kendisini korumak için çizdiği son sınırdır.

Ben sessizliği her zaman zayıflık olarak görmüyorum. Bazen susmak büyük bir olgunluktur.

Her söylenene cevap vermemek… Her tartışmaya girmemek… Her haksızlığı kendine yük etmemek… Her insanı değiştirmeye çalışmamak… Bunların hepsi insanın kendisini koruma biçimi olabilir ama sessizliğin bir de başka yüzü vardır:

Vazgeçiş.

Ve bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü huzur için susan insanla, umudunu kaybettiği için susan insan aynı değildir. Biri kendini koruyordur. Diğeri kendinden bir parçayı geride bırakıyordur.

Belki de hepimizin çevresinde sessizleşen insanlar vardır. Eskisi kadar konuşmayan… Eskisi kadar gülmeyen… Eskisi kadar anlatmayan… Onlara “Neden sustun?” diye sormadan önce başka bir soru sormalıyız:

“Seni susturan ne oldu?”

Belki cevap vermeyecekler. Belki “Hiçbir şey.” Diyecekler ama bazen o “hiçbir şey”in içinde anlatılmamış koca bir hikâye vardır. Ve belki de yapabileceğimiz en güzel şey, onları konuşmaya zorlamak değil;

Konuşmak istediklerinde gerçekten dinleyecek bir insan olmak.

Her sessizlik kabulleniş değildir. Bazı sessizlikler sabırdır. Bazıları kırgınlık. Bazıları korku. Bazıları olgunluk. Bazıları ise bir insanın içindeki son cümlenin bitişidir. Bu yüzden sessiz insanları kolayca yargılamayalım.

“Demek ki razı.” demeyelim.

“Demek ki umurunda değil.” demeyelim.

“Demek ki geçti.” demeyelim.

Çünkü bazen insanın susması, söyleyecek hiçbir şeyi olmadığı için değil; söyleyecek çok şeyi olduğu hâlde artık anlatacak kimsesi kalmadığı içindir. Ve belki de bazı sessizlikleri anlamanın yolu, sessizliği bozmak değil, o sessizliğin neden başladığını merak etmektir.

Çünkü insan her sustuğunda vazgeçmez….

Ama bazen, sustuğunda, çoktan vazgeçmiştir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir