HERKESİN GÖRMEDİĞİ BİR YORGUNLUĞU VAR
Bazı insanlar yorgun görünmez.
Sabah işe gelirler.
Gülümserler.
Sorulara cevap verirler.
İşlerini yaparlar.
Arkadaşlarıyla konuşurlar.
Günün sonunda yine aynı gülümsemeyle evlerine dönerler.
Kimse onların gece kaç kez uyandığını bilmez.
Kimse kapıyı kapattıktan sonra yüzlerindeki gülümsemenin nasıl kaybolduğunu görmez.
Kimse içlerinden kaç kez “Ben artık çok yoruldum.” dediklerini duymaz.
Çünkü bazı yorgunlukların sesi yoktur. İnsan bazen bedeninden önce ruhuyla yorulur ve ruhun yorgunluğu, çoğu zaman dışarıdan görünmez.
Bir anne düşünün.
Sabah herkesten önce uyanır.
Çocuklarını hazırlar.
Kahvaltıyı düşünür.
İşe yetişir.
Gün boyunca çalışır.
Eve döndüğünde yeniden başka bir mesai başlar.
Yemek yapılacaktır.
Ev toparlanacaktır.
Çocuğun ödevi vardır.
Yarın için hazırlanılacaktır.
Herkesin ihtiyacını düşünür.
Ama günün sonunda kimse ona:
“Bugün sen nasılsın?” diye sormaz.
O da sormaz. Çünkü alışmıştır.
Güçlü görünmeye…
Herkese yetişmeye…
Kendi yorgunluğunu biraz daha ertelemeye…
Bir baba düşünün.
Yıllardır ailesi için çalışıyor. Kimseye belli etmeden bazı endişeler taşıyor.
Çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Evini düşünüyor.
İşini düşünüyor.
Yarınını düşünüyor.
Ama çoğu zaman bunları anlatmıyor. Çünkü ona da yıllar önce başka bir şey öğretildi:
“Erkek adam güçlü olur.”
O da susuyor.
Bazen yoruluyor.
Bazen korkuyor.
Bazen ne yapacağını bilemiyor.
Ama yine de sabah kalkıp hayatına devam ediyor.
Çünkü bazı insanlar, kendi yüklerini anlatmayı değil, taşımayı öğreniyor.
Bir genç düşünün.
Herkes onun hayatının önünde olduğunu düşünüyor.
“Daha çok genç.”
“Önünde uzun yıllar var.”
“Ne güzel hayatı var.”
Ama belki o genç, geleceğiyle ilgili büyük bir kaygı taşıyor.
Kendisini başkalarıyla kıyaslıyor.
Yeterince başarılı olup olmadığını düşünüyor.
Doğru yolda olup olmadığını bilmiyor.
Bir şeyleri yetiştirememenin korkusunu yaşıyor.
Ve bütün bunların üzerine sosyal medyada herkesin kusursuz görünen hayatlarına bakıyor.
Sonra kendi hayatına dönüp:
“Ben neden böyle değilim?” diye soruyor.
Oysa gördüğü şey başkalarının hayatının tamamı değil, sadece gösterdikleri bir kısmı.
Hepimiz biraz böyle değil miyiz?
Birbirimizin hayatını gördüğümüz kadarını biliyoruz.
Birinin gülümsemesini görüyoruz ama gecesini bilmiyoruz.
Başarısını görüyoruz ama o başarıya ulaşırken kaç kez ağladığını bilmiyoruz.
İşe zamanında geldiğini görüyoruz ama sabah evden çıkmadan önce yaşadığı sıkıntıları bilmiyoruz.
Sakin durduğunu görüyoruz ama içinde kaç düşüncenin birbirine çarptığını bilmiyoruz.
Bu yüzden insanlara bakarken biraz daha dikkatli olmalıyız. Çünkü herkesin görmediğimiz bir tarafı var ve herkesin görmediği bir yorgunluğu…
Bazen bir arkadaşımız arar.
“İyi misin?” deriz.
“İyiyim.” der.
Biz de inanırız.
Oysa belki “İyiyim.” demek, anlatacak gücü olmadığı için seçtiği en kısa cevaptır.
Bazen bir iş arkadaşımız sessizdir. “Suratı asık.” deriz. Belki gece boyunca uyumamıştır.
Bazen bir kadın herkese yetişir. “Ne kadar güçlü.” deriz. Belki sadece başka seçeneği olmadığını düşünüyordur.
Bazen bir insan bir anda hayatımızdan uzaklaşır. “Değişti.” deriz. Belki içinden geçtiği şeyleri anlatacak kadar güvendiği kimse kalmamıştır.
İnsanları davranışlarıyla yargılamak kolaydır ama o davranışın arkasındaki hikâyeyi bilmek çoğu zaman mümkün değildir.
Belki de birbirimize biraz daha az soru, biraz daha fazla anlayış borçluyuz.
Hemen çözüm üretmeden…
“Boş ver.” demeden…
“Takma kafana.” demeden…
“Ben olsam şöyle yapardım.” demeden…
Bazen sadece dinlemek gerekiyor. Çünkü herkesin çözüm aramadığı anlar vardır.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, birinin yanında olduğunu hissetmektir.
Bir fincan çay…
Kısa bir telefon…
Sessizce oturmak…
Bir omza yaslanmak…
“Ben buradayım.” diyebilmek…
Bazen bütün tavsiyelerden daha değerlidir.
Kendimize karşı da aynı anlayışı göstermeliyiz.
Her gün iyi olmak zorunda değiliz.
Her şeyi yetiştirmek zorunda değiliz.
Herkesi mutlu etmek zorunda değiliz.
Bazen yorulabiliriz.
Bazen hiçbir şey yapmak istemeyebiliriz.
Bazen güçlü görünmekten sıkılabiliriz.
Ve bütün bunlar bizi başarısız yapmaz. Bizi insan yapar.
Belki de yıllardır kendimize vermediğimiz izni vermenin zamanı gelmiştir:
“Bugün biraz yorulabilirim.”
“Bugün yetişemeyebilirim.”
“Bugün kendimi başkalarından önce düşünebilirim.”
Çünkü insan kendisini sürekli tüketerek kimseye uzun süre iyi gelemez.
Hayatımız boyunca birçok insanla karşılaşacağız.
Bazıları bize gülümseyecek.
Bazıları sessiz kalacak.
Bazıları uzaklaşacak.
Bazıları güçlü görünecek.
Bazıları hiçbir şey olmamış gibi davranacak.
Ama bilelim ki onların da bizim gibi görünmeyen hikâyeleri var.
Bu yüzden birine bakıp hayatının kolay olduğunu düşünmeden önce duralım.
Belki o insan, kimsenin bilmediği bir savaşın ortasındadır.
Belki sadece biraz anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Belki de uzun zamandır ilk kez birinin ona gerçekten:
“Sen nasılsın?” diye sormasını bekliyordur.
Bugün çevremizdeki insanlara biraz daha dikkatli bakalım.
Eşimize…
Çocuğumuza…
Annelerimize, babalarımıza…
Arkadaşlarımıza…
İş arkadaşlarımıza…
Ve aynadaki kendimize…
Belki herkesin anlatamadığı bir şey vardır.
Belki herkesin taşıdığı görünmeyen bir yük…
Belki herkesin kimseye göstermediği bir yorgunluk…
O yüzden bugün birine “Nasılsın?” diye sorduğumuzda, cevabını gerçekten duymaya hazır olalım.
Çünkü bazen bir insanın hayatında yapabileceğimiz en güzel şey, onun sorununu çözmek değildir.
**Yorgunluğunu fark etmektir.**
Ve belki de bazı insanların ihtiyacı güçlü olduklarının hatırlatılması değil…
Bir süreliğine **güçlü olmak zorunda olmadıklarını bilmektir.**
Çünkü herkesin görmediği bir yorgunluğu var ve bazen insanın ihtiyacı olan tek şey,
**“Ben senin yorgunluğunu görüyorum.”** diyebilecek birinin varlığıdır.
