SEVDA ANLI:Keşke Demeden Önce

Keşke Demeden Önce

“Keşke…” İnsan dilindeki en kısa kelimelerden biri ama içine bazen yılları sığdırıyoruz.

Keşke söyleseydim.

Keşke arasaydım.

Keşke biraz daha sarılsaydım.

Keşke korkmasaydım.

Keşke kendimi bu kadar ertelemeseydim.

Herkesin hayatında kimseye anlatmadığı en az bir “keşke” vardır. Bazıları bir insanın adını taşır, bazıları kaçırılmış bir fırsatın, bazıları söylenmemiş bir cümlenin ve insan yaş aldıkça, keşkelerinin sayısından çok ağırlığını fark ediyor. Çünkü zaman bize bazı şeylerin geri dönüşü olmadığını öğretiyor.

Gençken zamanın sonsuz olduğunu düşünüyoruz.

Annelerimiz hep orada olacak sanıyoruz.

Babalarımızın sesi hiç değişmeyecek.

Çocuklarımız hep küçük kalacak.

Sevdiklerimizi istediğimiz zaman arayabileceğiz.

Söyleyemediğimiz güzel bir cümleyi başka bir gün söyleyebileceğiz.

Hayallerimizi gelecek yıl gerçekleştireceğiz.

Hep bir “sonra”mız var.

Sonra ararım.

Sonra giderim.

Sonra söylerim.

Sonra başlarım.

Ama hayatın en acı taraflarından biri şu: Her “sonra”nın bir sonrası olmuyor.

Bir gün telefon rehberinizde artık arayamayacağınız bir isim kalıyor.

Bir gün annenizin saçlarının ne zaman bu kadar beyazladığını fark ediyorsunuz.

Bir gün babanızın adımlarının eskisinden daha yavaş olduğunu görüyorsunuz.

Bir gün çocukken elinizden tuttuğunuz çocuğunuz büyüyor.

Ve içinizde küçük bir cümle beliriyor: “Keşke biraz daha…”

O cümlenin devamını herkes kendi hayatıyla tamamlıyor. Bazı keşkelerimiz başkalarıyla değil, kendimizle ilgilidir. “Keşke daha cesur olsaydım.”

Bir işe başlamak isteyip başlamadığımızda…

Bir şehir değiştirmek isteyip korktuğumuzda…

Bir hayalin peşinden gitmek isteyip “Bu yaştan sonra olmaz.” dediğimizde…

Sevdiğimizi söylemek isteyip reddedilmekten korktuğumuzda…

Bizi bazen gerçekten koşullar değil, başkalarının ne söyleyeceği durduruyor.

“El âlem ne der?” Ne kadar çok hayat, bu dört kelimenin arasında yarım kaldı, kim bilir?

Başkalarının bizim hakkımızda birkaç dakika konuşmasından korkarken kendi hayatımızdan yıllar veriyoruz. Sonra herkes kendi hayatına dönüyor. Biz ise yaşayamadığımız ihtimallerle baş başa kalıyoruz. Çünkü bazen bizi en çok üzen şey kaybettiklerimiz değil, denemediğimiz ihtimaller oluyor.

Bir de söylenmeyen sözlerden kalan keşkeler var.

Birini severiz ama söylemeyiz.

Birine kırılırız ama anlatmayız.

Özür dilemek isteriz ama gururumuza yeniliriz.

Bir telefon açmak isteriz, numarayı buluruz, ekrana bakarız. Sonra telefonu kapatırız. “Yarın ararım.” deriz. Belki ararız.

Belki de hayat o yarını bize hiç vermez. Sonra insan yıllarca aynı soruyu taşıyabilir:

“Arasaydım ne olurdu?”

Belki hiçbir şey değişmezdi. Belki yine giderdi. Belki yine olmazdı ama en azından insanın içinde o soru kalmazdı. Çünkü bazı pişmanlıklar sonuçtan değil, yapamadığımızdan doğar.  Fakat keşkelerin içinde kaybolmak da mümkün.

Geçmişi tekrar tekrar düşünmek…

“Şöyle yapsaydım…”

“Böyle söylemeseydim…”

“O gün gitmeseydim…”

İnsan bugünkü aklıyla dünkü kendisini yargılıyor. Oysa o günkü biz, bugünkü bildiklerimizi bilmiyordu. Bugünkü tecrübemiz yoktu. Bugünkü cesaretimiz belki yoktu. Bugünkü yaralarımız bile yoktu. O gün, sahip olduğumuz akılla bir karar verdik. Yanlış olabilir. Eksik olabilir. Bizi yıllarca üzmüş olabilir.

Ama o karar da bugünkü bizi oluşturan yolun bir parçasıydı. Belki de geçmişteki keşkelerimizi affetmenin yolu, önce o günkü kendimizi affetmekten geçiyor. Bu yüzden “keşke”yi yalnızca bir pişmanlık kelimesi olarak görmüyorum. Bazen bize neyi önemsediğimizi gösteriyor. Neyi kaybetmekten korktuğumuzu, neyi yarım bıraktığımızı, neyi hâlâ istediğimizi ve kim olmak istediğimizi…

Belki de geçmişteki keşkelerimizi silmek yerine onlardan bir şey öğrenmeliyiz. Çünkü bazı keşkeler geri döndürmek için değil, bir daha aynı şeyi kaçırmamak için vardır. Hepimizin hayatında bir “keşke” olacak. Belki birkaç tane, belki çok daha fazla.

Mesele kusursuz bir hayat yaşamak değil. Mesele yıllar sonra geriye baktığımızda kendimize şunu söyleyebilmek:

“Her şeyi doğru yapmadım ama yaşamaktan korkmadım.”

O hâlde bugün kendimize küçük bir soru soralım:

Yarın “keşke” dememek için bugün ne yapabilirim?

Belki bir telefon açmak…

Belki bir kapıyı çalmak…

Belki iki kelime söylemek…

Belki yıllardır ertelediğimiz bir hayalin ilk adımını atmak…

Belki de yıllardır herkesten esirgemediğimiz anlayışı ilk kez kendimize göstermek.

Çünkü dünün keşkelerini değiştiremeyiz ama bugünün kararları hâlâ bizim elimizde. Ve belki hayat bize geçmişi düzeltme şansı vermiyor ama her sabah, gelecekteki keşkelerimizin sayısını azaltmak için yeni bir fırsat veriyor.

Öyleyse bazı şeyleri yarına bırakmayalım.

Seviyorsak söyleyelim.

Özlediysek arayalım.

Kırıldıysak anlatalım.

Hayalimiz varsa başlayalım.

Kendimiz için bir şey yapmak istiyorsak ertelemeyelim.

Çünkü bazen bir ömür boyunca taşıdığımız en ağır cümle, zamanında söylemediğimiz iki kelimeden oluşuyor:

                                               “Keşke yapsaydım…”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir