Sezgin Işık: Anneme Mektup

Canım annem,

Fotoğrafımıza her baktığımda zamanın o yerde durduğunu hissediyorum. Sanki yıllar akıp gitmiş ama ben hâlâ senin yanında çocuk kalmışım. Başımı omzuna değil de, yıllarca benim için verdiğin emeğe, ettiğin dualara, sessizce taşıdığın yüklerine yaslamış gibiyim.

Senin ellerin sadece omzuma dokunmuyor bu fotoğrafta… Bir ömrü tutuyor. Çocukluğumu tutuyor. Düştüğüm günleri, yeniden ayağa kalktığım anları, kimseye anlatamadığım kırgınlıklarımı, sustuğum geceleri… hepsi ellerinde duruyor.

O küçücük koltuğun içine koskoca bir hayat sığmış gibi. Duvarların sadeliği bile yüzündeki çizgileri daha görünür yapıyor. Ama ben o çizgilere baktığımda yaşlılık görmüyorum annem. Ben fedakârlıklarını görüyorum. Ben sabrını görüyorum. Bizim için vazgeçtiklerini görüyorum.

Başındaki beyaz örtü sanki yılların yorgunluğunu değil de kalbinin temizliğini taşıyor. Sessizliğinin içinde bile insanı huzurlu yapan bir tarafın vardı senin. Hayat ne kadar sert olursa olsun, senin yanında insanın içindeki fırtına hep biraz dinerdi.

Ben bu fotoğrafta kendime baktığımda şunu görüyorum: Kaç yaşına gelirsem geleyim, senin yanında hâlâ küçülen bir yanım var. Çünkü insan annesinin yanında güçlü görünmeye çalışsa bile, aslında en çok orada yorulmayı bırakıyor.

Şimdi daha iyi anlıyorum…

Anne olmak sadece doğurmak değilmiş. Açken yediren, ağlarken saklayan, kırılırken susan, kendi yorgunluğunu içine gömüp evladına gülümseyebilen bir ömürmüş. Belki sana bunu yeterince söyleyemedim ama bugün bütün kalbimle söylemek istiyorum: Benim hayattaki en büyük şansım, senin evladın olmakmış.

Yarın Anneler Günü… Herkes annesine bir hediye verecek belki. Ben ise sana içimde hâlâ yaşayan çocuğu, oğlunu bırakıyorum.

İyi ki vardın annem.

İyi ki benim annemdin. Ve ellerinde kalan çocukluğum gibi sen kalbimde hep öyle kalacaksın.

Seni çok seviyorum…

Oğlun…

Ellerinde Kaldı Çocukluğum

Bir ev vardı annem…
Kapısı sana açılan, içeri girince insanın omzundaki dünyanın yükünü
ayakkabılarıyla birlikte çıkarabildiği bir ev.

Sen konuşunca yalnız evdeki herkes değil, duvarlar bile yumuşardı sanki.
Bir tas çorbanın buğusunda sadece yemek değil, kırılmış bir kalbin sessizce iyileşmesi vardı.

Şimdi aynalara bakıyorum da, yüzümde biraz senin sabrın dolaşıyor.
Ben büyüdüm sanarken meğer insan bazı duyguların içinde hiç büyümüyormuş.
Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, annesinin yanında hep biraz çocuk kalıyormuş.

En çok da ellerin kaldı aklımda…
Hayatı dikiş dikiş onaran, yokluğu bile kimseye hissettirmeden taşıyan o ellerin.
Bir insanın elleri nasıl bu kadar güven verir diye düşünürken aklıma hep sen geliyorsun.

Sen bana sadece yaşamayı öğretmedin annem;
kimsenin görmediği yerde bile vicdanlı kalabilmeyi,
kırılınca bağırmak yerine susabilmeyi,
ve dünyanın bütün gürültüsünün içinde kalbini kirletmeden yaşayabilmeyi öğrettin.

Şimdi daha iyi anlıyorum…
İnsan bu hayatta en çok annesinin duası kadar güçlüymüş.

İçimde senin sesinle büyüyen koca bir adam oturuyor şimdi.
Ama ne zaman yorulsam,

Ne zaman hayat omuzlarıma ağır gelse,

Başımı hâlâ sana çevirmek istiyorum.

Yarın Anneler Günü…
Herkes annesine bir çiçek alacak belki.
Ben ise yıllardır içimde sakladığım o küçük çocuğu bırakacağım ellerine.

“Çocukluğum ellerinde, anne…” diyeceğim gururla bakıp gözlerine.
“İyi ki senin evladınım…” diyeceğim ağız dolusu.

İyi ki bir zamanlar “Yavrum” derken dünyanın bütün seslerini susturabilen bir kadın
oldun sen…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir