SİNAN BAYRAM:BOŞLUKTA BİR İZ:VAR OLMANIN AĞIRLIĞI VE HAFİFLİĞİ

Boşlukta Bir İz: Var Olmanın Ağırlığı ve Hafifliği

Modern insanın en büyük paradoksu, her an bir şeyler yapmak zorunda hissederken, aslında sadece var olduğunu unutmasıdır. Sabah kurulan alarmlar, yetişilmesi gereken otobüsler, bitmek bilmeyen listeler ve dijital dünyanın gürültüsü arasında sormayı ertelediğimiz o kadim soru, bir gece ansızın odanın tavanından bize bakar: Ben neden varım ve burada ne yapıyorum?

Var olmak, sadece biyolojik bir canlılık hali ya da bir nüfus cüzdanına sahip olmak değildir. Var olmak, evrenin o devasa, uçsuz bucaksız sessizliğinde “Ben buradayım,” diyebilme cesaretidir.

Jean-Paul Sartre, insanın dünyaya fırlatıldığını söyler. Bizden önce kurulmuş bir sahnede, elimize senaryo verilmeden başrole oturtuluruz. Ne doğacağımız zamanı seçebiliriz ne de coğrafyayı. İşte bu yüzden var olmak, ilk başta bir terkedilmişlik hissi yaratır. Kendimizi bir anda, kurallarını tam olarak bilmediğimiz bir oyunun tam ortasında buluruz.

Ancak bu fırlatılmışlık, aynı zamanda muazzam bir özgürlüğü de beraberinde getirir. Mademki önceden yazılmış, kesin bir kader senaryomuz yok; o halde kendi anlamımızı kendimiz inşa etmek zorundayız.

“Varoluş özden önce gelir.” Yani önce var oluruz, sonra nasıl bir insan olacağımızı kendi seçimlerimizle çizeriz. Bir ağaç sadece ağaçtır, bir taş sadece taştır; ama insan, henüz olmadığı her şeydir.

Bugün varlığımızı tescillemek için dijital aynalara ihtiyaç duyuyoruz. Beğeniler, paylaşımlar, izlenme sayıları… Sanki birileri bizi görmediğinde varlığımız piksellere ayrılıp yok olacakmış gibi bir korku içindeyiz. Oysa başkalarının bakışlarında aranan varlık, her zaman eğreti kalır.

Gerçek var oluş, dışarıdaki gürültü kesildiğinde, kendinle baş başa kaldığın o ilk saniyede başlar. Kendi içindeki boşlukla tanışıp, o boşluktan korkmadığın an gerçekten “var” olursun. Bir çiçeğe dikkatle bakarken, bir melodide kaybolurken ya da sadece nefes aldığını hissederken…

Var olmayı bu kadar kıymetli ve sarsıcı kılan şey, şüphesiz ki yokluk ihtimalidir. Sonlu olduğumuzu bilmek, buradaki her saniyeye gizli bir ağırlık katar. Eğer sonsuz olsaydık, hiçbir anın, hiçbir gülüşün ya da acının bir anlamı olmazdı. Ölümün gölgesi, yaşamın renklerini soldurmaz; aksine onları daha belirgin kılar.

Bizler, evrenin kendi kendini fark etme biçimiyiz. Yıldız tozundan var olmuş canlılar olarak, gökyüzüne bakıp yine o gökyüzünü anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bundan daha büyük bir mucize, bundan daha güzel bir yük olabilir mi?

Var olmak, bir varış noktası değil, sürekli bir yolda olma halidir. Düşmekle, kalkmakla, sevmekle ve en çok da sorgulamakla şekillenir.

Şu an bu satırları okurken, aldığın nefesin göğsünü şişirişini hisset. Dünyanın karmaşasına kısa bir es ver. Buradasın. Hayattasın. Ve bu muazzam, bilinmez evrende bir izin var.

Sadece dur ve var olmanın o tuhaf, hafif ama bir o kadar da derin tadını çıkar.

Sinan Bayram

Diyarbakırlı, 1993 doğumlu bir yazar olarak, 20 yıldan fazla bir süredir şiirle iç içe yaşam sürüyorum. Edebiyatın ve sanatın farklı alanlarına olan derin ilgim, hem yazma sürecini hem de hayat görüşümü şekillendiren önemli bir etken. “Hücremin Yalnızlığı” adlı şiir kitabım, dil ve duygu dünyamın yansıması olarak edebiyat camiasında kendine bir yer edinmiştir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir