VİCDANIN SUSTURULDUĞU YERDE ADALET ÖLÜR
Bazı dosyalar vardır; kapağı kapalıyken bile ağırdır. Açıldığında ise sadece içindekiler değil, yıllardır üzerimize çöken sessizlik de ortaya dökülür. Bugün “iddia”, “dosya”, “komplo” gibi kelimelerin arkasına saklanmaya çalışılan suçlara baktığımda, asıl meselenin bu kelimeler olmadığını görüyorum. Asıl mesele, bu çağda hâlâ böylesi suçların örtülebiliyor olmasıdır. Ve bu, insanlığın utanç hanesine yazılmış silinmesi zor bir lekedir.
Epstein dosyaları bana tek bir adamı anlatmıyor. Bana bir sistemi anlatıyor. Sessizliğin nasıl satın alındığını, paranın vicdanı nasıl bastırabildiğini, güç sahiplerinin gerçeği nasıl erteleyebildiğini anlatıyor. Bu mesele bireysel bir ahlaksızlık değildir. Bu mesele, organize bir körlüğün, bilinçli bir suskunluğun ve çıkarla ayakta tutulan bir çürümenin adıdır.
Şunu açıkça söylemek zorundayım: Çocukların, gençlerin, savunmasız bedenlerin birer “nesne” gibi kullanıldığı bir yerde ahlaktan söz edilemez. Ahlak; güçlülerin kendini akladığı bir vitrin, bağışlarla parlatılan bir imaj değildir. Ahlak, güçsüzün yanında durabildiğin anda başlar. Konuşmanın riskli, susmanın güvenli olduğu yerde konuşmayı seçtiğin an ahlaklı olursun. Ve bugün bu dosyalar bize şunu haykırıyor: Güçlü olanlar, yıllarca güçsüzleri ezmiş; parayla, unvanla, bağlantıyla bu suçu perdelemiştir.
Beni asıl sarsan şey şu oldu: Bu olan bitenler gizli değildi. Biliniyordu. Fısıltı halindeydi ama biliniyordu. Uçuş kayıtları vardı, tanıklar vardı, işaretler vardı. Yani mesele “kimse bilmiyordu” değil; “bilenler sustu” meselesidir. Susan herkes bu suçun faili değildir belki, ama suçun uzamasına, derinleşmesine, daha fazla can yakmasına zemin hazırlamıştır. Ve bu, hafife alınacak bir sorumluluk değildir.
Burada öfkem tek bir isme değil. Asıl öfkem, o ismi koruyan düzene. Çünkü eğer bir sistem, çocukların çığlığını bastırıp paranın sesini yükseltiyorsa; eğer güç, hakikatin önüne geçiyorsa; eğer suskunluk ödüllendiriliyor, konuşmak cezalandırılıyorsa, o sistem zaten çökmüştür. Sadece yıkıntıları henüz ortalığa saçılmamıştır.
Sessizlik de Bir Suçtur
Toplumlar bazen suçu sadece işleyene yükleyip rahatlar. “Suçlu bulundu, dosya kapandı” der ve yoluna devam eder. Oysa bazı suçlar vardır ki, onları büyüten şey tam da bu rahatlamadır. Sessizliktir. Epstein dosyaları bize şunu gösteriyor: Yıllarca konuşulmayan, görmezden gelinen, üstü örtülen bir karanlık sadece bir odada değil; kurumlarda, medyada, siyasette ve “saygın” çevrelerde büyür.
Bu ahlaksızlığın en kirli yanı, mağdurların iki kez cezalandırılmasıdır. Önce yaşadıklarıyla, sonra da “kanıt yok”, “zamanaşımı”, “isim vermeyelim” denilerek. Oysa mağdurun susması rıza değildir; çoğu zaman korkudur. Korku ise güç ilişkilerinin ürünüdür. Gücün olduğu yerde korku vardır; korkunun olduğu yerde suskunluk.
Buradan net konuşuyorum: Çocuklara ve savunmasız bireylere yönelen her türlü istismar, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bunun bahanesi olmaz. Statüyle, bağışlarla, iyi ilişkilerle, güçlü dostluklarla temizlenemez. Kim olursa olsun, hangi koltukta oturursa otursun, bu suçun karşısında herkes eşit olmalıdır. Eşit değilse, zaten ortada adalet yoktur.
Bu dosyalar bize bir gerçeği daha hatırlattı: Gerçek ortaya çıkar. Ama çoğu zaman geç çıkar. Ve geç çıkan her gerçek, ardında daha fazla yıkım, daha fazla suskun hayat bırakır. İşte bu yüzden bugün susmak değil, konuşmak ahlaki bir zorunluluktur. “Bana dokunmayan yılan” anlayışı, bu karanlığı büyüten en tehlikeli alışkanlıktır.
Bir Hatırlatma ve Bir Çağrı
Bu yazı bir linç çağrısı değildir. Bu yazı bir hatırlatmadır. Bir yüzleşme çağrısıdır. Hukukla, vicdanla ve toplumsal hafızayla. Çünkü unutan toplumlar, aynı suçları başka isimlerle yeniden yaşamaya mahkûmdur.
Ahlaksızlıkla mücadele bağırarak değil; ısrarla yapılır. İsimleri değil, mekanizmaları sorgulayarak yapılır. Kim susturdu? Kim korudu? Kim görmezden geldi? Kim “şimdi sırası değil” diyerek gerçeği erteledi? Bu sorular sorulmadan hiçbir temizlik olmaz. Ve evet, bu sorular rahatsız edicidir. Rahatsız etmelidir.
Bugün yapılması gereken çok açık: Mağdurların yanında durmak. Suskunluğu kutsallaştırmamak. Gücü değil, hakikati savunmak. Eğer bunu başarabilirsek, belki bu karanlıktan bir ışık sızar. Aksi halde dosyalar kapanır, ama suç kapanmaz. Sadece el değiştirir.
Ve buradan köşemden şunu söylüyorum:
Bu ahlaksızlık normalleşmeyecek.
Bu suç unutulmayacak.
Bu karanlık, sessizlikle korunamayacak.
Halise Aydoğdu 

1 Comment