Gençlik Nereye Gidiyor?
Bir zamanlar gençlik denildiğinde insanların aklına umut gelirdi. Hayal kuran, mücadele eden, dünyayı değiştirmek isteyen insanlar düşünülürdü. Şimdi ise birçok insan aynı soruyu soruyor: “Gençlik nereye gidiyor?”
Aslında gençlik kaybolmuyor. Sadece çok ağır bir çağın içinde yaşamaya çalışıyor.
Bugünün gençleri tarihin en hızlı döneminde büyüyor. Her şey birkaç saniye içinde değişiyor. İnsanlar bir haberi okurken diğerine geçiyor, bir insanı tanımadan yargılıyor, bir hayatı görmeden eleştiriyor. Hızlı yaşayan bir dünya, gençlerin ruhunu da hızla tüketiyor.
Eskiden insanlar sokakta büyürdü. Mahalle kültürü vardı, uzun sohbetler vardı, dostluklar daha gerçekti. Şimdi ise gençlerin büyük kısmı ekranların içinde büyüyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırdı ama insan ilişkilerini zorlaştırdı. Aynı evin içinde oturan insanlar bile bazen birbirinden uzak yaşıyor.
Bugünün gençleri yalnızca hayatla mücadele etmiyor; aynı zamanda görünmeyen baskılarla da savaşıyor. Sürekli başarılı olmaları gerektiği söyleniyor. Güçlü görünmeleri, hata yapmamaları, güzel görünmeleri, zengin olmaları bekleniyor. Sosyal medya ise bu baskıyı her geçen gün daha da artırıyor.
Bir genç telefon ekranını açtığında sürekli kusursuz hayatlar görüyor. Daha mutlu insanlar, daha güzel yüzler, daha pahalı hayatlar… Zamanla kendi hayatını eksik sanmaya başlıyor. Oysa insanlar sosyal medyada genellikle hayatlarının en parlak tarafını gösteriyor. Kimse geceleri sessizce ağladığını paylaşmıyor. Kimse kırıldığı anları tam anlamıyla göstermiyor.
İşte gençlik tam olarak burada yoruluyor.
Çünkü bugünün gençleri yalnızca yaşamak değil, sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissediyor. Birçok genç daha hayatın başındayken tükenmiş hissediyor. Gelecek korkusu, işsizlik kaygısı, ekonomik sorunlar ve toplumsal baskılar onların omuzlarına ağır yükler bırakıyor.
Ama bütün bunlara rağmen gençlik tamamen kaybolmuş değil.
Hâlâ hayal kuran gençler var. Yazı yazan, sanat yapan, mücadele eden, insanlara umut olmaya çalışan gençler var. Sessizce savaş veren insanlar var. Belki dışarıdan görünmüyorlar ama içlerinde büyük mücadeleler taşıyorlar.
Asıl sorun gençlerin bozulması değil; gençlerin anlaşılmaması.
Çünkü toplum gençleri dinlemek yerine çoğu zaman eleştiriyor. “Bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler kuruluyor ama kimse bugünün yüklerini tam anlamıyla anlamaya çalışmıyor. Oysa her dönemin kendi zorluğu vardır. Bugünün gençleri de kendi çağının baskılarıyla mücadele ediyor.
Halkla ilişkiler ve iletişim burada çok önemli bir yere sahip. Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey sadece teknoloji ya da ekonomi değildir; insanların birbirini anlayabilmesidir. Eğer gençlerle doğru iletişim kurulmazsa aradaki bağ her geçen gün daha fazla kopar.
Bugün gençlerin en büyük ihtiyacı yargılanmak değil, anlaşılmaktır. Çünkü bir insan kendisini değerli hissettiğinde değişmeye başlar. Sürekli küçümsenen bir genç ise zamanla içine kapanır.
Belki de gençlik yanlış yola gitmiyor. Belki sadece çok yoruluyor.
Çünkü bugünün dünyasında insan olmak bile bazen ağır geliyor. Sürekli güçlü görünmek zorunda hissetmek, sürekli başarılı olmak için yarışmak insan ruhunu tüketiyor. Gençler artık kusursuz olmak istemiyor; huzurlu olmak istiyor.
Birçok genç kalabalıkların içinde yalnız hissediyor. Çünkü artık insanlar birbirine gerçekten dokunmuyor. Herkes konuşuyor ama çok az insan dinliyor. Gerçek iletişim azaldıkça insanlar birbirine yabancılaşıyor.
Yine de umut tamamen bitmiş değil.
Çünkü her şeye rağmen ayağa kalkmaya çalışan bir gençlik var. Belki kırılmışlar, belki yorulmuşlar ama hâlâ mücadele ediyorlar. İşte geleceği değiştirecek olanlar da tam olarak onlar olacak.
Çünkü tarih boyunca dünyayı değiştiren insanlar en rahat yaşayanlar değil, en çok mücadele edenler oldu.
Belki de gençliğe sürekli “Nereye gidiyorsunuz?” diye sormak yerine bir gün durup şunu sormak gerekiyor:
“Size gerçekten ne oldu?”
İşte o zaman birçok sessizliğin içinde saklanan gerçekler ortaya çıkacaktır.
