ZÜBEYDE BAYIK:NASIRDAN DOĞAN KANATLAR

Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde,
Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan,
Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen…
Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz,
Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece.
Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar,
Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi,
Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler,
Hep o engebeli yolların tam ortasında,
Yarı yolda kaldı…
Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından
Kederli bir baba çıktı;
Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü,
Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı…
Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından,
Topraktan en nadide defineyi bulur gibi,
Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere.
Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili
Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya,
Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği
Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi.
Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey,
Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise,
Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu.
Şimdi Zeynel,
O babanın kalbiyle, aşkıyla çarpan paletlerin üstünde,
O dar bahçenin boğucu, sığ sınırlarını birer birer aşarken;
Sadece demirden, çelikten derme çatma bir araç
Sürmüyor aslında bu sokaklarda.
Geçtiği her çamurlu patikada,
Demir tekerleğin değdiği her toprak parçasında,
Yıllardır üzerine simsiyah çöken o yalnızlığın
Kalın duvarlarını birer birer yıkıyor;
Dışlanmışlığın o göğüs sıkıştıran coğrafyasını,
Ardında, uzaklarda bırakıyor.
Ama insanın içini bir bıçak kesiği gibi sızlatan,
Ruhunu inceden inceye kanatan şu:
Koca bir dünyanın, koca koca şehirlerin, o taş yolların yapamadığını,
Bir babanın o hesapsız, o çileli sevgisi
Tek başına, bir çırpıda yapıyor!
Hurdalıktan sevgiyle devşirilen o bir avuç derme çatma imkân,
Milyarlık bütçelerden, koca binalardan, o taş kalpli insanlardan
Çok daha merhametli,
Çok daha adil duruyor o dar avluda…
Ve şimdi, o mucize aracın toprağa kazıdığı
Her bir derin palet izi,
Çamurun bağrına sökülmeyecek bir mühür gibi vurulurken,
Yeryüzünün ve insanlığın o sağır vicdanına
Durup durup hep aynı soruyu fısıldıyor:
“Bir çocuk, akranlarının sesine boyanmak,
Bir oyunun o şen neşesine ulaşabilmek için…
Neden her şeyden önce,
Neden her şeyden önce kendi babasının yokluktan
Bir mucize yaratmasını beklemek zorunda kalsın?”
Toprak sustu,
Yollar sustu…
Bütün dünya derin, uykulu bir gecede şimdi.
Ama bir babanın nasırından sızan bu şiir,
Bu amansız dünyanın yakasını,
Sonsuza kadar bırakmayacak…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir