RÖPORTAJ:ALPARSLAN ÖZTAŞ

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

 Ben Alparslan Öztaş. 1981 Isparta doğumluyum; evli ve iki çocuk babası olarak Isparta’da gözlükçülük mesleğini sürdürmekteyim. Kaleme aldığım ilk romanım Sema Çikolataları ile edebiyat dünyasındaki izlerimi keşfettim ve şimdi karşınızda yazar kimliğimle yer almanın heyecanını yaşıyorum.


2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

 Zihnimde yankılanan hikâyelerin benimle birlikte yok olup gitmesine gönlüm razı gelmedi. Onlar yalnızca içimde yaşayıp solmasın, çocuklarımın geleceğine benden mütevazı ve zamansız bir miras olarak kalsın istedim.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

 Henüz yazmaya başlamadan önce hikâyemin genel bir iskeleti zaten zihnimde hazırdı. Asıl mesele, o ilk adımı atmakta; o ilk cümleyi bulmaktaydı. Bir sabah araba kullanırken zihnime o büyülü ilk cümle düşüverdi. O anı kaçırmamak için hemen yazmam gerektiğini düşündüm ve her şey bir anda akıp gitmeye başladı.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluğumdan beri gerçekçi konuşma ve düşünme mantığına uymayan, aşırı tasvirlerle dolu metinlerden sıkılırdım. Her detay önüme serildiğinde okuma zevkim kaybolurdu. Kendi kitabımda bu hataya düşmemek için bilinçli bir çaba gösterdim. Her şeyi anlatmak yerine, okuyucunun hayal gücüne alan bırakmayı seçtim. Sanırım kalemimin en belirgin özelliği de bu yaklaşımım oldu.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Yazarlık benim için planlı bir kariyer hedefi değildi. ‘Bir kitap yazayım’ fikriyle yola çıkmadım; sadece yazma ihtiyacıyla kaleme sarıldım ve şükürler olsun ki sonunu getirebildim. Benim hikâyem tam olarak böyle: Su aktı ve yolunu buldu.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

 Henüz ilk eserini tamamlamış bir yazar adayı olarak bu konuda iddialı yorumlar yapmayı doğru bulmuyorum. Kendi adıma bir yöntem izlemekten ziyade, içimdeki hikâyeleri serbest bırakmayı seçtim. Okuyucuyu yormayan, detaylarda boğmayan ve onun hayal gücüne saygı duyan bir dil benimsedim. Benim yazarlık yolum bilinçli bir planın değil, zamanı geldiğinde akan bir nehrin hikâyesidir.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Sema Çikolataları ile çıktığım bu yolda zihnim yeni hikâyeler üretmeye devam ediyor. Masamda henüz taslak halinde bekleyen, küçük notlarla beslediğim iki yeni çalışma var. Dilerim ki bu fikirler zamanla olgunlaşır ve birer kitaba dönüşerek okurla buluşur.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

 Ben kitabımı yazmaya başlarken vermek istediğim net bir mesaj vardı ve bu mesajı kitabımın son kısımlarında verdiğimi düşünüyorum. Bunu bir çatı yapma planına benzetebiliriz: Çatıyı kurmadan önce temeli kazmak, katları çıkmak ve en son çatıyı yerleştirmek gerekir. Tabii koca bir binayı ruhsuz bir beton blok gibi yapamazsınız; pencereleri, kapıları, merdivenleri olmalı, içinde eşyalar ve en önemlisi yaşayan insanlar bulunmalı. Benim kitabımda yaşayan o insanlar da bizzat kendi dünyamdan, yani yaşantıma temas etmiş kişilerden olmalıydı. Hikâyeleri de gerçek dünyada yaşanan olaylardan esinlenmeliydi. Çünkü yaşadıklarım bir rüzgâr gibi geçip gitmemeli, bir yerlerde yazı olarak kalmalıydı.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

 Sanırım bu benim açımdan pek mümkün değil. Elbette zihnimde çizdiğim bir rota ve varılacak bir hedef planı oluyor. Ancak roman karakterleri, sizin onlar için belirlediğiniz o konforlu yoldan gitmeyi her zaman kabul etmiyor.

Böyle anlarda bir navigasyon cihazı gibi devreye girip, onları aynı hedefe ulaştıracak alternatif güzergâhlar çizmek durumunda kalıyorsunuz. Hatta bazen o eski hedeften tamamen vazgeçip, karakterin yöneldiği yeni yolda yepyeni bir durak oluşturmayı seçiyorsunuz. Kurguyu canlı tutan da tam olarak bu esneklik oluyor.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Benim için ilhamı tek bir yerde aramak imkânsız; bunu iki kelimeyle özetlemek gerekirse, yaşamın kendisi.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

 Aklıma bir şeyler gelip yazmaya başladığımda ve yazdıklarımı beğendiğim an benim üretken dönemim başlıyor. Kelimeler zihnimden bir şelale gibi akarken ben sadece o anı yakalayıp her fırsatta yazmaya çalışıyorum.

Motivasyon kısmına gelirsek; yazdıklarımı eşime okumak ve onun güzel sözlerini duymak benim için en büyük güç kaynağı. Onun desteği beni her zaman daha çok yazmaya teşvik ediyor.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Kitabımın sayfalarını araladığınızda; aile bağları, dürüstlük, kuşak çatışması, bir ticari başarı mücadelesi ve elbette aşk gibi pek çok katmanlı temayla karşılaşacaksınız.

Ancak asıl bulacağınız şey, sizi ilk sayfadan itibaren içine çekecek ve kendi yaşamınızdan izler bulmanızı sağlayacak derin bir empati duygusu. Durmuş’un ve Sema’nın hikâyesinde kendinizi bulacak, onlarla birlikte hissedeceksiniz. Kendi hayatınızdan parçalar göreceğiniz bu samimi kurguya mutlaka bir şans vermelisiniz.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

 Yola çıkarken temel amacım; baba-oğul çatışması, ikinci kuşak temsilcilerinin işi ele alma tarzı ve bunun getirdiği sonuçlar üzerine odaklanmaktı.

Ancak az önce de belirttiğim gibi, romanın karakterleri süreç boyunca hiç boş durmadı. Hikâye ilerledikçe kendi ağırlıklarını koydular ve kitabın başından sonuna kadar, benim ilk baştan planladığımdan çok daha fazla mesaj ve katman kendiliğinden ortaya çıktı. Sonuçta ortaya sadece bir kuşak çatışması değil, hayatın tam da içinden süzülen çok yönlü bir mesajlar bütünü çıktı.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

 Yazmanın benim açımın en zor yanı, kurguladığım dünyaya aşırı çekilmek oldu. Hikâyeye o kadar gömüldüm ki bir süreliğine aileme vakit ayırmakta oldukça zorlandım. Hayatta sanki o kitaptan başka hiçbir konu yokmuşçasına uzun bir süre eşimin ve dostlarımın kafasını şişirdim sanırım!

Bu durumla başa çıkmamı sağlayan şey ise yine onların bana gösterdiği sonsuz sabır, anlayış ve sevgi oldu. Onların bu desteği sayesinde hem zihnimdeki dünyayı kâğıda dökebildim hem de dengeyi yeniden kurmayı başardım

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

 Aslında bu durumu yazım süreci boyunca sadece bir kez, o da üç gün süren bir duraklamayla yaşadım. Önümdeki birkaç sayfada ne yazacağımı kestiremiyordum ama hikâyenin daha ileriki kısımları kafamda tamamen olgunlaşmıştı.

Bu tıkanıklığı aşmamı sağlayan şey ise eşimin çok pratik bir tavsiyesi oldu. Bana, ‘Takıldığın yeri şimdilik kötü de olsa yaz geç. Nasıl olsa devamında ne yazacağını biliyorsun, oraları kaleme alırsın. En son dönüp o içine sinmeyen yeri düzeltirsin’ dedi.

Bu söz içimi öyle bir rahatlattı ki zihnimdeki baskı bir anda kalktı. Tam da o rahatlamayla aklıma, bugün romanı okuyanların yüzünde hoş bir tebessüm bırakan o ‘yabancı dadı’ fikri geldi. Tıkanıklık bir anda dağıldı ve kelimeler yeniden akıcı bir şekilde dökülmeye başladı.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

 Açıkçası tanıtım konusunu daha çok birebir ve organik bağlarla yürütmeye çalışıyorum. Şimdilik sosyal medya paylaşımları yapıyor ve özellikle Instagram’da kitap okuyup samimiyetle yorumlayan okurlarımıza, ‘bookstagram’ topluluğuna imzalı kitaplarımı gönderiyorum. Onlar da okuyup kendi sayfalarında değerli düşüncelerini paylaşıyorlar.

Şimdilik bunun ötesinde büyük organizasyonlar veya geniş çaplı tanıtım kampanyaları yapma fırsatım olmadı. Ancak okurdan okura yayılan bu samimi halkanın, kitabın ruhuna en çok yakışan yol olduğuna inanıyorum.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

 Kendi yazarlık yolculuğum açısından düşündüğümde, kitap fuarlarında yer almanın benim için henüz biraz erken olduğunu hissediyorum.

Ancak genel olarak bakıldığında; özellikle tanınan yazarların yeni eserlerini okurlarıyla buluşturması, onlarla göz göze gelip doğrudan bağ kurması açısından fuarların harika birer organizasyon olduğuna inanıyorum. Zaten sosyal medyada yakalamaya çalıştığımız o samimiyetin, yüz yüze sohbetlerle ve imza anlarıyla taçlandığı en kıymetli alanlar bu fuarlar.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

 Geleceğe dair planlarımda iki farklı hat ilerliyor diyebilirim. Birincisi, benim için de yeni bir alan ve deneyim olacak bir tarihi roman projesi; şu an taslak aşamasında ve umarım en kısa sürede tamamlayabilirim.

İkincisi ise doğrudan Sema Çikolataları ile bağlantılı. Kitapta derinlemesine giremediğimiz yan karakterlerin kendi hikâyelerini merkezine alan bir metin üzerinde çalışıyorum. Onların yarım kalan ya da gölgede kalan yönlerini okurla yeniden buluşturmak çok keyifli olacak diye düşünüyorum.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Kitaptaki karakterler tamamen kurgusal olsa da anlatılan olayların büyük bir çoğunluğu gerçek yaşamdan süzülüp geldi. Ancak kurgunun tam ortasında öyle bir karakter var ki, o tamamen gerçek: Bilecik Hastane Müdürü Oğuz Öztaş…

Kendisi benim babam. 1979 yılında gerçekten de Bilecik Devlet Hastanesi müdürüydü. Kitaptaki karnı burnunda eşi Gül Hanım benim annem, karnındaki bebek ise abim… Kitap yayımlanmadan önce bu bölümü babama okuduğum anı hiç unutamıyorum. O da çok duygulandı, ben de… Yazarlık yolculuğum boyunca yaşadığım en yüksek duygusal pik noktası kesinlikle bu andı.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Henüz ilk kitabını yazmış biri olarak kimseye akıl vermek haddim değil elbet; ancak kendi deneyimimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Yazmaktan asla çekinmeyin. Çok fazla düşünmek, kurguyu zihinde kusursuzlaştırmaya çalışmak bazen ilk adımı atmanızı engelliyor. Sadece başlayın ve yazın; gidişata göre yeni eklemeler ya da çıkarmalar zaten yaparsınız.

Bir de pratik bir tavsiye vereyim: Ben bu romanı bilgisayarda değil, tamamen telefonumun notlar kısmında yazdım. Çünkü telefon her an elimin altındaydı ve ilhamın ne zaman geleceği hiç belli olmuyor. O an geldiğinde kaçırmamak çok önemli. Üstelik telefonda yazma hızı, zihnime tam da ihtiyaç duyduğum o düşünme zamanını tanıdı. Yeter ki o kelimeler bir şekilde kâğıda veya ekrana dökülsün.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir