Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Ben Yusuf Eralp. 2004 doğumluyum; aslen Sinoplu’yum ve yaşamımı Kocaeli’de sürdürüyorum. Edebiyatı sadece bir ifade aracı değil, bir varoluş sığınağı ve zamanın yıpratıcılığına karşı estetik bir duruş olarak görüyorum. Şiirlerimde ve yazılarımda ağırlıklı olarak zamanın izlerini, nostaljiyi, insanın kendi içine kapandığı sessiz anları ve yalnızlığın kaçınılmaz doğasını işliyorum. Şiiri kağıtta kalan bir metin değil, okurun zihninde iz bırakan canlı bir duygu olarak yaşatmayı hedefliyorum.
Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu? Dış dünyadaki gürültünün içimdeki sesi bastıramadığını fark ettiğim an benim için kırılma noktasıydı. İnsan büyüdükçe bazı duyguları zihninde tek başına taşıyamayacağını anlıyor. İçimde birikenlerin artık benden taştığını ve başkalarının dünyasında da karşılık bulması gerektiğini hissettiğimde kaleme sarıldım. Hayat ve kendim hakkında sorduğum soruların cevabını ancak edebiyatın imkanlarıyla verebileceğimi gördüm.
Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı? Anıların, eşyaların ve insanların zamanla değişip eksildiğini somut olarak hissettiğim bir andı. Zamanın bu akışına karşı koymanın tek yolu, o anın hissettirdiği duyguyu dondurmaktı. Benim için yazmak biraz da zamanı durdurma çabasıdır. Kalemi ilk elime aldığımda bir şey baştan yaratmaktan ziyade, yok olup gitmekte olan bir hissi ölümsüzleştirmek istedim.
Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu? Erken yaşlarda usta şairlerin dünyasıyla, klasiklerle ve görsel sanatlarla kurduğum bağ dil anlayışımı doğrudan şekillendirdi. Bir tablodaki detay ya da bir dizedeki ritim duygusu kelimelere bakışımı değiştirdi. Sözcükleri sadece anlamlarıyla değil; tınılarıyla, yarattığı imgelerle ve bıraktığı boşluklarla değerlendirmeyi öğrendim. Bugün üslubumda öne çıkan nostaljik ve imgesel ton, o dönemki birikimlerimin doğal bir sonucudur.
Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz? Sessizce yaşanan kırılmalar, insan ilişkilerindeki incelikler ve derin yalnızlık anları bu kararın zeminini hazırladı. Ancak asıl dönüm noktası, yazdığım tek bir dizenin hiç tanımadığım bir insanın duygularına tercüman olduğunu gördüm andır. Şiirin iki farklı insan arasında kurduğu o görünmez ama güçlü bağı fark ettiğimde, bu yolda yürümeye karar verdim. 1
İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz? İyi bir yazar olmanın ilk şartı samimiyet ve disiplindir. Yazar öncelikle kendi duygularına karşı dürüst olmak zorundadır. Yazmak kadar silmeyi bilmek, doğru dizeyi bulmak için sabretmek gerekir. Ben bu yolda aceleci bir tutumdan daima uzak durdum. Her kelimeyi titizlikle seçtiğim, dilin ritmine ve estetiğine sadık kaldığım bir yöntem izliyorum.
Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir? İlk göz ağrım ve edebiyat dünyasındaki ilk imzam, ilk şiir kitabım olan Roza’dır. Çok yakın zamanda ise imge dünyamı daha da olgunlaştırdığım, estetik ve içerik açısından üzerine titrediğim ikinci şiir kitabım Kayıp Sandal okurla buluştu. Şu an onun heyecanını ve okurdaki karşılığını yaşama evresindeyim.
Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir? Beni yazmaya iten ana etken, hızlı yaşayan günümüz insanının gözden kaçırdığı zarif duygulardır. Nostalji, geçmişin birikimi, insan ruhunun karmaşık yapısı ve nesnelerin taşıdığı hafıza eserlerimin temelini oluşturur. Yaşanmışlıkların izi ve tamamlanmamış hisler yazım sürecimin yakıtıdır.
Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? Yazmaya başlarken bir atmosfer ve duygu zemini kurarsınız; fakat süreç başladıktan sonra metin kendi ritmini bulur. Bir dize ya da kelime sizi hiç planlamadığınız bir düşünceye sürükleyebilir. Metni katı kurallarla sınırlamak yerine, o duygu akışının kendi yönünü çizmesine izin veririm. Süreç genelde tasarlanandan daha dürüst bir yere varır.
Size ilham veren şeyler nelerdir? İyi bir tablonun bende bıraktığı etki, dingin bir müzik parçası, gecenin sessizliği, eski eşyaların dokusu ve insan yüzlerinde saklı duran hikayeler… İlham benim için büyük olaylarda değil, günlük hayatın içindeki ince detayları fark edebilmektedir.
En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir? Gecenin, dış dünyadaki hareketliliğin çekildiği o sakin saatlerinde çok daha rahat yazıyorum. Beni en çok motive eden şey ise zihnimde taşıdığım o soyut hissi tam olarak doğru kelimelerle kağıda dökebildiğimde hissettiğim içsel tatmindir.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı? Hızlı tüketilen ve yüzeysel kalan bir çağda, okura hazır cevaplar vermek yerine onları biraz durmaya ve kendi iç dünyalarına bakmaya davet ediyorum. Kitaplarım, günlük hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz derin duygularla yüzleşmek ve samimi bir sığınak bulmak isteyen herkes için yazıldı. 2
Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir? Bir fikri doğrudan dikte etmek yerine, duyguların varlığını hatırlatmayı tercih ediyorum. Hüznün de sevinç kadar insani bir duygu olduğunu, yalnızlığın insanı eksiltmek zorunda olmadığını hissettirmek istiyorum. Amacım kaba gerçekliği değil, o gerçekliğin arkasında yatan ince anlamı gösterebilmektir.
Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız? En zor yanı, zihninizdeki duygu ile kağıda dökülen kelimeler arasındaki mesafedir. O mükemmellik arayışı bazen sancılı bir sürece dönüşebiliyor. Bir de kendi iç dünyanızla sürekli yüzleşmek durumundasınız. Bununla, yazmayı bir yarış değil, bir arınma biçimi olarak kabul ederek başa çıkıyorum.
Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz? Böyle anlarda zorlamanın bir anlamı yok. Kelimeler tükendiğinde kalemi bırakıp dinlenmeye geçerim. Usta şairleri okur, iyi müzikler dinler ya da sadece zihnimi boşaltırım. Ruh yeniden dolduğunda kelimeler zaten kendiliğinden akmaya başlar.
Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz? Dijital imkanları edebiyatın çizgisini bozmadan kullanıyorum. Şiirlerimin atmosferine uygun görsel ve işitsel çalışmalarla metinlerimi destekleyip paylaşıyorum. Ayrıca basılı yayınlar, röportajlar ve edebiyat mecraları üzerinden okurla kalıcı ve samimi bir bağ kurmaya çalışıyorum.
Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz? Yazarken odanızda tek başınızasınızdır; fuarlar ise o yalnız yazılan dizelerin insanlardaki karşılığını gördüğünüz yerlerdir. Okur için yazdığı metinlerin arkasındaki insanı tanıma imkanı sağlarken, benim için de yazdıklarımın bir ruha ulaştığının en somut kanıtıdır.
Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı? Şu an yeni çıkan kitabım Kayıp Sandal’ın okura ulaşma sürecine ve okurlardan gelecek ilk dönüşlere odaklanmış durumdayım. İlerleyen süreçte ise yeni eserler kaleme almayı, üretim yolculuğumu kesintisiz sürdürürken şiirin sınırlarını görsel sanatlar ve müzikal altyapılarla genişletecek disiplinlerarası edebi projeler sunmayı hedefliyorum.
Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir? “Bu dizede tam da benim anlatamadığım, yıllardır içimde taşıdığım hissi yazmışsınız” mesajlarını almak beni çok duygulandırıyor. Bir insanın en sessiz duygusuna bir kelimeyle temas edebilmiş olmak, bir yazar için en büyük karşılıktır. 3
Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Geçici akımların peşinden gitmek yerine kendi özgün seslerini bulmaya odaklansınlar. Acele etmeden bolca okusunlar, yazsınlar ve gerektiğinde kendi yazdıklarını silmekten korkmasınlar. Dürüstlükle ve emekle yazılan hiçbir sözün karşılıksız kalmayacağına inanıyorum.