RÖPORTAJ:PELİN SİMSAROĞLU

1.Ben Pelin Simsaroğlu 1986 yılında İzmir’de doğdum. İzmir Özel Türk Koleji’ndeki eğitiminin ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum., orta düzeyde İtalyanca ve başlangıç düzeyinde İspanyolca bilmektedir.  Yüksek Lisans eğitimini Yaşar Üniversitesi’nde İç Mimarlık Anabilim Dalı’nda Temel Tasarım (Basic Design) alanında tamamladım. Halen Mimdek Ltd. şirketinde iç mimar olarak çalışmaktayım. Edebiyat alanındaki ilk kitabım olan Nazenin Apartmanı adlı romanı 2023 yılında yayınlandım. 2024 yılında Rehberim Louis adlı öykü kitabımı okurla buluşturdum. Ayrıca Parma ve Alakarga yayıncılık tarafından yayımlanan çeşitli öykü seçkilerinde eserlerim yer aldı. Yazı Yorum Edebiyat dergisinde öyküleriyle yer aldım. Hikayeci dergisinde de sahsıma ait bir köşem bulunmaktadır. 2025 yılında Zey Çocuk Yayınları’ndan çıkan Pamuk Prenses ve Kurşun Asker ile Sıkılmış Sıkı Dostlar ve Dedektiflik Rozeti adlı çocuk kitaplarımı yayımladım. Zey Kitap Yayınları tarafından yayımlanan Yüzü Dünyaya Dönük adlı yüz öykülük seçkide de bir öykümle yer aldım. Yine Zey Kitap’tan çıkan Anahtar Bende adlı öykü seçkimi 2026 yılında okurla buluşturdum. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenimine devam etmekteyim. Çeşitli okullarda çocuklara yönelik yaratıcı okuma ve yazma atölyeleri düzenlemekteyim. Evli ve iki çocuk annesiyim.

2..Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Sanırım benim için tek bir kırılma noktasından söz etmek zor. Yazmak bir anda verilmiş bir karar değil, zaman içinde biriken bir ihtiyaçtı. Okudukça, insanları ve hayatı gözlemledikçe bazı şeyleri yalnızca düşünmenin bana yetmediğini fark ettim. Onları anlatmak, başka insanların da zihninde bir karşılık bulup bulmayacağını görmek istedim. Bir noktadan sonra yazmak benim için bir hevesten çok, dünyayı anlamlandırma biçimine dönüştü.

3.Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Belirli bir günden çok, anlatma isteğini hatırlıyorum. İnsanların davranışlarının arkasındaki nedenler, söylenenlerden çok söylenmeyenler hep ilgimi çekti. Zamanla fark ettim ki zihnimde gördüğüm olayları başka ihtimallerle yeniden kuruyorum. “Ya böyle olsaydı?” sorusu sanırım beni yazmaya götüren en güçlü sorulardan biri oldu.

4.Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukken okumanın en büyük etkisinin hayal gücü olduğunu düşünüyorum. Fakat bugün geriye baktığımda, bana yalnızca hayal kurmayı değil, insanların aynı olaya ne kadar farklı yerlerden bakabileceğini de öğrettiğini görüyorum. Bugünkü yazı dilimde de bunu önemsiyorum. Okura her şeyi açıklamak yerine ona boşluk bırakmayı, kendi yorumunu yapmasına izin vermeyi seviyorum. Bir kitabın okur tarafından tamamlandığına inanıyorum.

5..Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Hayatın kendisinin beni yazarlığa hazırladığını düşünüyorum. Yaşadıklarım kadar tanık olduklarım, insanlarla yaptığım konuşmalar, okuduğum kitaplar ve zamanla değişen düşüncelerim… Yazarlığın sadece masa başında öğrenilen bir şey olmadığını fark ettim. İnsan biriktirmek, gözlem biriktirmek ve soru biriktirmek gerekiyor. Benim kararım da bütün bunların sonucunda oluştu.

6.İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bence iyi yazmanın ilk şartı çok okumak. Ama yalnızca okumak da yeterli değil; iyi gözlem yapmak, merak etmek, araştırmak ve en önemlisi kendi yazdığını eleştirebilmek gerekiyor. Yazdığımız her cümleye âşık olmamak lazım. Bazen çok sevdiğiniz bir paragrafı metnin iyiliği için silebilmeniz gerekiyor. Ben de yazarken mümkün olduğunca farklı türlerde okumaya, araştırmaya ve metnime biraz zaman geçtikten sonra yeniden, daha mesafeli bir gözle bakmaya çalışıyorum.

7.Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Nazenin Apartmanı benim ilk kitabım. Nazenin aslında birden çok kadının farklı konularla mücadele etme hikayesiyle başlayan sonrada ortak bir mücadele içine giren beş farklı kadının bir araya gelmesinin hikayesinin esprili bir dille aktarıldığı bir romandır. 

8..Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

En önemli kaynağım insan. İnsanların çelişkileri, korkuları, seçimleri, kendilerine bile itiraf edemedikleri tarafları beni çok etkiliyor. Günlük hayatta çok sıradan görünen bir olayın altında bile büyük bir hikâye bulunabileceğini düşünüyorum. Bazen duyduğum tek bir cümle, bazen gördüğüm bir insan, bazen de zihnime takılan bir soru hikâyenin başlangıcı olabiliyor.

19..Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

Genellikle yola çıkarken hikâyenin nereye varacağına dair bir fikrim oluyor ama bütün ayrıntıları belirlemiyorum. Çünkü yazarken karakteri daha iyi tanımaya başlıyorum. Bazen başta onun için düşündüğüm bir davranışın artık o karaktere yakışmadığını fark ediyorum. İşte o zaman karakterin peşinden gitmeyi tercih ediyorum. Bence yazmanın en heyecanlı taraflarından biri de yazarın kendi hikâyesi tarafından şaşırtılabilmesi.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

İnsanlar, kitaplar, mekânlar, yolculuklar, çocuklar, gündelik hayatta duyduğum konuşmalar ve özellikle toplumsal olaylar. Aslında ilhamın çok büyük ve sıra dışı olaylardan gelmesi gerektiğini düşünmüyorum. Bazen bir insanın yüzündeki ifade ya da yarım kalmış bir cümle bile yeterli olabiliyor. Benim için önemli olan bakmak değil, gerçekten görmek.

11..En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Zihnimde bir soru büyümeye başladığında daha üretken oluyorum. Çünkü beni yazmaya iten şey çoğu zaman cevaptan çok soru oluyor. Bir konu beni rahatsız ediyorsa, sürekli düşündürüyor ve farklı ihtimaller kurduruyorsa orada yazılacak bir şey olduğunu hissediyorum. Beni motive eden şey de hikâyenin sonunda ne söyleyeceğimden çok, yazarken ne keşfedeceğim.

12..Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

“Benim kitabımı mutlaka okumalılar” demek bana biraz iddialı geliyor. Ben daha çok şunu söyleyebilirim: İnsan ilişkilerini, karakterlerin iç dünyalarını ve hayatın içinde hepimizin karşılaştığı çelişkileri okumayı seven bir okur benim kitaplarımda kendisinden bir parça bulabilir. Ben okura ne düşünmesi gerektiğini söylemektense, kitabı kapattığında zihninde bir soru bırakmayı daha değerli buluyorum.

13..Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Ben edebiyatın doğrudan mesaj vermek zorunda olduğunu düşünmüyorum. Hatta bazen çok belirgin bir mesaj hikâyenin önüne geçtiğinde edebiyatın gücünü azalttığını düşünüyorum. Benim için önemli olan okurun karakterlerle birlikte bazı soruların içinde dolaşması. Aynı kitabı okuyan iki kişinin farklı sonuçlara ulaşabilmesi bence edebiyatın zenginliği.

14..Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

En zor taraflarından biri insanın kendi yazdığı şeye karşı objektif olabilmesi. Yazarken metne çok yaklaşıyorsunuz ve bir süre sonra neyin gerçekten iyi, neyin yalnızca size güzel geldiğini ayırt etmek zorlaşıyor. Bu nedenle metni biraz dinlendirmeyi önemsiyorum. Araya zaman koyduğumda yazdıklarıma bir okur gibi bakmam daha kolay oluyor. Bir başka zorluk da yazmanın sabır gerektirmesi. İlham güzel ama bir kitabı tamamlayan şey çoğu zaman ilhamdan çok disiplindir.

15..Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendimi yazmaya zorlamamaya çalışıyorum. Çünkü bazen tıkanıklık aslında zihnin “Burada bir şey yanlış” deme biçimi olabiliyor. Okuyorum, yürüyorum, başka şeylerle ilgileniyorum. Bazen de hikâyeye başka bir karakterin gözünden bakıyorum. Çoğu zaman çözüm masadan tamamen uzaklaşınca geliyor. Yazmadığımız zamanlarda da zihnin hikâyeyi yazmaya devam ettiğine inanıyorum.

16.Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Sosyal medya, söyleşiler, imza günleri, kitap kulüpleri ve okurlarla yüz yüze gerçekleştirilen etkinlikleri önemsiyorum. Ancak benim için bunların yalnızca kitabın tanıtımını yapmak gibi bir anlamı yok. Okurun kitabı nasıl okuduğunu görmek de yazarı besleyen bir şey. Bazen bir okurun yakaladığı bir ayrıntı, yazarken benim bile fark etmediğim başka bir kapıyı açabiliyor.

17…Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Yazmak çok yalnız yapılan bir iş. Uzun süre bir masa başında, kendi oluşturduğunuz insanlarla ve dünyayla baş başasınız. Kitap fuarlarında ise bunun tam tersi oluyor; o yalnızlık bir anda gerçek insanlarla buluşuyor. Hiç tanımadığınız birinin gelip kitabınızdaki bir karakterden söz etmesi çok ilginç bir duygu. Sizin zihninizde başlayan bir şeyin başka bir insanın hayatında küçük de olsa bir yer edinmiş olduğunu görüyorsunuz. Bence bu buluşmalar hem yazar hem okur açısından edebiyatı daha canlı hâle getiriyor.

18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet, zihnimde ve üzerinde çalıştığım farklı projeler var. Özellikle insanın günümüz dünyasıyla ilişkisi, bilgiyle kurduğumuz bağ, kimliklerimiz ve giderek her şeyi biraz bilip biraz yaşadığımız çağ üzerine düşündüğüm bir çalışma var. Bunun yanında çocuk edebiyatıyla ilgili çalışmalarım da devam ediyor. Farklı türlerde yazmayı seviyorum çünkü her tür bana anlatmanın başka bir yolunu öğretiyor.

19.Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Beni en çok etkileyen, okurun kitapta benim özellikle işaret etmediğim bir ayrıntıyı fark etmesi oluyor. Bazen bir karakterle kendisi arasında öyle bir bağ kuruyor ki, hikâye benim yazdığım yerden çıkıp tamamen onun hikâyesine dönüşüyor. Bir yazar için “Kitabınızı çok beğendim” cümlesi elbette çok kıymetli ama “Bu bölüm bana hayatımdaki şu anı hatırlattı” denmesi bence çok daha etkileyici. Çünkü o zaman yazdığınız şeyin gerçekten başka bir insana ulaştığını hissediyorsunuz.

20.Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Öncelikle çok okumalarını ama yalnızca yazmak istedikleri türü okumamalarını öneririm. İyi bir roman kadar bir felsefe kitabı, bir biyografi, bir şiir, hatta bazen bir gazete haberi bile yazarı besleyebilir. İkinci olarak hemen yayımlanmayı düşünmemelerini söylerdim. Önce iyi yazmayı istemek gerekiyor. Yazdıklarını silmekten, değiştirmekten, yeniden başlamaktan korkmasınlar. Bir de kendi seslerini bulmaya çalışsınlar. Sevdiğimiz yazarların etkisinde kalmak çok doğal ama sonunda insanın kendi cümlesini kurması gerekiyor ve belki benim için en önemlisi şu olurdu: “Yazar olmak için yazmayın; anlatmadan duramadığınız bir şey olduğu için yazın.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir