1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Gülzade Cüneray. Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya Yöneticiliği mezunuyum.
Uzun yıllar iletişim ve medya alanında farklı görevlerde bulundum. Bugün ise hayatımın daha farklı bir dönemindeyim; bir anne, bir yazar ve kendi üretim alanını oluşturmaya çalışan bir kadın olarak yoluma devam ediyorum.
Benim için yazmak yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil. Bir duyguyu görünür kılmak, bir anıyı saklamak, insanların birbirlerine söyleyemedikleri sevgiyi bazen onların yerine kelimelere dökmek demek.
Bugün özellikle “Bir Hatıradan Kitaba” çatısı altında ailelerin gerçek anılarını dinliyor, onların kendi hikâyelerinden yola çıkarak yalnızca o aileye ait kitaplar hazırlıyorum. Bazen bir anneanne ve torununun bağı, bazen bir babaannenin hatıraları, bazen bir annenin çocuğuna bırakmak istediği duygular kitabın merkezine yerleşiyor.
Her ailenin anlatılmaya değer bir hikâyesi olduğuna inanıyorum.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlık benim için bir anda verilmiş bir karar değildi. Zaten gazetecilik eğitimim ve meslek hayatım boyunca insan hikâyelerinin içinde oldum. İnsanları dinlemek, onların yaşadıklarını anlamaya çalışmak hayatımın önemli bir parçasıydı.
Fakat annelikten sonra duygulara ve hatıralara bakışım değişti. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini, bugün sıradan gelen küçücük bir anın birkaç yıl sonra ne kadar kıymetli olabileceğini daha iyi fark ettim.
Bence asıl kırılma noktası, insanların yaşadığı bazı duyguların yalnızca hatırlarda kalmaması gerektiğini düşünmeye başlamamdı. O anıları yazıya geçirmenin ve kalıcı hâle getirmenin benim için çok anlamlı olduğunu fark ettim.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir an söylemek zor. Yazmak hayatımın farklı dönemlerinde hep vardı. Ancak annelik, kaleme bakışımı değiştiren önemli bir eşik oldu.
Kızımın dünyasını, sevgiyi algılayışını ve küçük şeylerden nasıl mutlu olduğunu gördükçe çocukların ve ailelerin dünyasına daha farklı bakmaya başladım.
İlk kitabımı da bu duygularla yazdım. Sonrasında ise yalnızca kendi hislerimi değil, başka ailelerin yaşadıklarını da dinlemeye ve onların hatıralarını hikâyeye dönüştürmeye başladım.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Ben her zaman insanın içinde bir şey bırakan metinleri sevdim. Çok ağır ya da gösterişli bir anlatımdan ziyade, okurun kendinden bir parça bulabildiği metinler bana daha yakın oldu.
Bugün yazarken de buna dikkat ediyorum. Özellikle gerçek bir aile hikâyesini kaleme alırken, metnin doğal ve samimi olmasını önemsiyorum.
Çünkü bir aile kendi kitabını okuduğunda benim yazdığım kelimeleri değil, kendi duygularını görmeli. “Evet, bu gerçekten bizi anlatıyor” diyebilmeli.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Gazetecilik bana çok önemli bir şey öğretti: Dinlemeyi.
Bir insanın anlattığı birkaç cümlenin arkasında bazen yılların birikimi olabiliyor. Meslek hayatım boyunca bunu çok kez gördüm.
Daha sonra kendi yazarlık yolculuğum başladığında, bu deneyimin ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim. Çünkü bugün de yazmaya başlamadan önce dinliyorum.
Bir anne çocuğunu anlatıyor, bir anneanne torunuyla yaşadığı bir anıyı paylaşıyor, bir aile geçmişinden bir sahneyi hatırlıyor… Ben de o anlatılanların içinden hikâyenin kalbini bulmaya çalışıyorum.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın en önemli şartlarından biri iyi bir gözlemci ve iyi bir dinleyici olmak.
Yazmak yalnızca güçlü cümleler kurabilmek değil. İnsanların ne söylediğini değil, bazen ne söyleyemediğini de anlayabilmek gerekiyor.
Ben özellikle aile hikâyelerinde bunu çok önemsiyorum. Bazen bana anlatılan en küçük ayrıntı kitabın en güçlü sahnesine dönüşebiliyor.
Bu yüzden önce dinliyorum, sonra hissediyorum, ardından yazıyorum.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk eserim “Küçük Kalbin Büyük Işığı” oldu. Kızımdan ve anneliğin bana kattığı duygulardan ilham alarak yazdığım için benim için her zaman çok özel bir yerde olacak.
Sonrasında yazarlık yolculuğum farklı bir yöne evrildi.
Bugün “Bir Hatıradan Kitaba” kapsamında ailelerin kendi yaşanmışlıklarından doğan kişiye özel eserler hazırlıyorum. Dolayısıyla her yeni çalışma benim için farklı bir kitap anlamına geliyor.
Bir çocuğun doğum hikâyesinden anneanne-torun ilişkisine, kardeşlikten aile büyükleriyle yaşanan anılara kadar çok farklı hikâyeler kaleme aldım.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Gerçek hayat.
Benim en büyük kaynağım insanların yaşadıkları ve hatırladıkları şeyler.
Bazen yıllardır saklanan bir fotoğraf, bazen aile içinde sürekli anlatılan komik bir olay, bazen bir büyüğün torununa söylemek istediği birkaç cümle kitabın çıkış noktası olabiliyor.
En çok da insanların küçük gördüğü anılar ilgimi çekiyor. Çünkü yıllar sonra en çok özlenen şeyler çoğu zaman o küçük anlar oluyor.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Gerçek anılardan yola çıktığım için hikâyenin temel sınırları çoğu zaman bellidir.
Fakat yazarken anlatının yönü değişebiliyor. Başlangıçta küçük bir ayrıntı olarak gördüğüm bir şey bazen hikâyenin merkezine yerleşebiliyor.
Bu nedenle başlangıçta bir kurgu ve akış oluşturuyorum ancak hikâyenin kendi duygusuna da alan bırakıyorum.
Benim için önemli olan anlatılan gerçeğin ruhunu kaybetmemek.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
İnsan ilişkileri bana çok ilham veriyor.
Bir annenin çocuğuna bakışı, bir anneannenin torunuyla kurduğu bağ, kardeşler arasındaki küçük çekişmeler, yıllar sonra hatırlanan bir aile yemeği…
Ben büyük olaylardan çok, insan hayatının içindeki küçük ama duygusu güçlü anları seviyorum.
Bazen bir insanın “Bunu yıllardır unutmamıştım” dediği bir cümle bile benim için bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Benim üretim düzenim annelikle iç içe ilerliyor. Bu nedenle kesin saatlerden söz etmek zor.
Çoğu zaman evin sessizleştiği saatlerde yazıyorum. Ama aslında üretim bilgisayarın başına oturduğum anda başlamıyor.
Bir aileyle yaptığım görüşmeden sonra o hikâye bazen günlerce zihnimde dolaşıyor.
Beni en çok motive eden şey ise teslim sonrası aldığım geri dönüşler. Bir insanın kendi anısını kitap sayfalarında gördüğünde duygulanması bana bütün yorgunluğu unutturuyor.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü benim hazırladığım kitaplarda okur çoğu zaman yalnızca okur değildir; hikâyenin kendisidir.
Hazır bir metinde yalnızca isim değişikliği yapmıyorum. Önce kişiyi ve ailesini dinliyorum. Onların anılarından, fotoğraflarından, ilişkilerinden ve küçük ayrıntılarından yola çıkarak kitabı sıfırdan oluşturuyorum.
Bu yüzden ortaya çıkan eser başka bir aile için aynı şekilde yeniden yazılamaz.
Her kitap, ait olduğu ailenin izlerini taşır.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Sevgi, aidiyet, aile ve hatırlamak benim yazdığım metinlerin merkezinde.
Zamanın çok hızlı geçtiğini düşünüyorum. Çocuklar büyüyor, aile büyükleri yaşlanıyor, hayat değişiyor.
Fakat yazıya dönüşen bir anı kalabiliyor.
Benim vermek istediğim temel mesajlardan biri şu: Bir insanın hayatında büyük görünmeyen anlar bile anlatılmaya ve saklanmaya değerdir.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Gerçek insanların hikâyelerini yazmanın ayrı bir sorumluluğu var.
Çünkü bir insan size bazen hayatının en özel anlarını anlatıyor. O güveni korumak ve duyguyu doğru aktarmak gerekiyor.
Bir diğer zorluk da annelikle üretimi aynı anda yürütmek. Zaman zaman gece çalışmak, gün içerisinde fırsat buldukça üretmek gerekiyor.
Ama ortaya çıkan kitabı gördüğümde bu emeğin karşılığını aldığımı hissediyorum.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Metni zorlamamaya çalışıyorum.
Bazen anlatılanları tekrar okuyor, fotoğraflara yeniden bakıyor veya aileyle yaptığım görüşmeyi zihnimde tekrar ediyorum.
Çoğu zaman beni yeniden hikâyeye bağlayan şey küçük bir ayrıntı oluyor.
Bir cümle, bir isim, bir fotoğraf ya da anlatılan minicik bir an…
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorum ve yaptığım çalışmaları orada anlatmaya çalışıyorum.
Aynı zamanda röportajların, basın çalışmalarının ve yüz yüze iletişimin çok önemli olduğuna inanıyorum.
Çünkü “Bir Hatıradan Kitaba” biraz anlatıldıkça anlaşılan bir çalışma.
İnsanlar bunun yalnızca kişiye özel bir kitap değil, aslında kendi ailelerinin anılarını geleceğe bırakabilecekleri bir eser olduğunu fark ettiklerinde bakışları değişiyor.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Yüz yüze iletişim benim için çok değerli.
Bir yazar için okuruyla aynı ortamda bulunmak, onların sorularını dinlemek ve yazdıklarının karşı tarafta nasıl bir duygu uyandırdığını görmek önemli.
Benim yaptığım çalışmada bu buluşmaların ayrı bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Çünkü biriyle sohbet ederken bir anda “Bizim ailemizde de şöyle bir hikâye var” demeye başlayabiliyor.
Belki de yeni bir kitabın ilk cümlesi tam o anda doğuyor.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda en önemli çalışmalarımın başında “Bir Hatıradan Kitaba” geliyor.
Amacım bu çalışmayı yalnızca çocuk hikâyeleriyle sınırlamadan ailelerin farklı kuşaklarını kapsayan daha geniş bir hatıra alanına dönüştürmek.
Anneanne ve torun, babaanne ve torun, anne-çocuk, kardeşler ya da bir ailenin geçmişten bugüne taşıdığı özel bir hikâye…
Ben insanların “Bunu unutmak istemiyorum” dediği anları kitaplaştırmaya devam etmek istiyorum.
Bunun yanında kendi edebî çalışmalarımı da sürdürmek istiyorum.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Beni en çok etkileyen geri dönüşler genellikle kitabın bir hatıraya dönüştüğünü hissettirenler oluyor.
Birinin “Bunu çocuğum büyüdüğünde okuyacak” demesi ya da bir aile büyüğünün “Ben bir gün burada olmasam da bu kitap kalacak” düşüncesi beni çok etkiliyor.
Çünkü o noktada hazırladığım şeyin yalnızca bugüne ait olmadığını anlıyorum.
Bir kitap bazen insanın kendinden sonraya bıraktığı bir ses olabiliyor.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Kendi seslerini bulmaya çalışmalarını söylerdim.
Başka yazarları okumak, öğrenmek ve kendini geliştirmek elbette çok önemli. Ancak sürekli başkalarına benzemeye çalışmak insanın kendi anlatısını gölgeleyebilir.
Bir de mükemmel zamanı beklememelerini tavsiye ederim.
Ben de anneliğin, ev hayatının ve günlük sorumlulukların arasında üretmeye çalışıyorum. Her şeyin kusursuz olduğu bir zaman çoğu zaman gelmiyor.
Bazen yol, ilk cümleyi yazdığınız anda açılıyor.
Ve en önemlisi, gerçekten anlatmak istedikleri şeyi bulsunlar. Çünkü samimi bir duygu okura mutlaka geçiyor.
KISA BİYOGRAFİ
| Gülzade Cüneray, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya Yöneticiliği mezunudur. Gazetecilik ve medya alanındaki deneyiminin ardından yazarlığa yönelmiş, bugün “Bir Hatıradan Kitaba” kapsamında ailelerin gerçek anılarını kişiye özel eserlere dönüştürmektedir. İlk eseri Küçük Kalbin Büyük Işığıdır. |


