ACIYI RESMETMEK…SERPİL  KAYA…ÖYKÜ

ACIYI RESMETMEK

 

Eylül’ün sonbahar  rüzgârlarıyla hükmünü sürdüğü bir gündü. Evin zili çaldı. Gelen Özgür olmalıydı. Mis gibi kek ve çay kokusu yayılıyordu evin içine. En sevdiği kekten yapmıştı annesi, okul dönüşü mutlu olsun diye. ‘Sen bir tanesin, diye sevinçle sarıldı annesinin boynuna. Tek hayali ÖSS sınavını başarılı bir puanla geçip, özel yetenek sınavlarına hazırlanmaktı Sessiz, sakin bir çocuktu Özgür. Kavgalı, gürültülü ortamları sevmez, rengârenk kalemlerle çizgilerle yarattığı dünyaya dalar, saatlerce oradan çıkmazdı.

Çaydan sonra yine odasına dönüyordu ki , annesinin dikkatli bakışlarını fark etti Özgür. Çok anlamlıydı bu bakış, odana mı gidiyorsun yine, der gibiydi annesi. İstiyordu ki ,oğlu ders zamanı dışında salonda onlarla otursun, tv izlesin ,birlikte sohbet etsinler. Ama Özgür buna yaklaşmıyordu pek

Özgür, bir derdin mi var oğlum? diye soruverdi birden.

‘’Yoo ,bunu da nereden çıkarttın anne?’’ dedi Özgür, içinde herhangi bir duygu barındırmayan gayet tok bir sesle. İlk kez böyle bir durumla karşılaşmıştı.

”Bir isteğin yoksa ben odama geçiyorum, ‘dedi Özgür.

‘’Yok oğlum, bak sen keyfine’’ dedi annesi.

Akşam babası gelince yemeğe oturdular. Yemekte yine sessizdi.

Babası: ‘’Eee, benim aslan oğlum, nasıl gidiyor dersler, çizimler? ’diye sordu. Bu soruyla irkildi Özgür. Dalıp gitmişti çünkü. Çatalıyla oynuyordu. Babası bunun için seslenmişti zaten.

”Hiç, her zamanki gibi.”

”Hmm peki”  dedi babası. Galiba çok yordu resimler seni, bak ÖSS  de yaklaşıyor, resme biraz ara mı versen? demesiyle bir fırtına koptu masada o zamana kadar babasıyla hiç yüksek sesle konuşmayan Özgür, ilk defa bağırmıştı.

”Zaten siz benim resimle uğraşmamı hiç istemiyorsunuz!” dedi. Buz gibi bir hava esti evde.

Sınav gerginliğindendir, ergenliğin de etkisi var elbette diye geçirdiler içlerinden.

”Ben kalkabilir miyim? ‘dedi Özgür. Tabii dedi babası. Hiç sesini çıkarmadan odasına girdi, ışığı kapattı. Ertesi sabah  ”Başım ağrıyor, bugün okula gitmeyeceğim” diye evde kaldı.

Hâlbuki çocukluğundan beri okulu bir gün bile aksatmamıştı.

Annesi hayli tedirgindi bu durumdan. Acaba ciddi bir rahatsızlığı mı vardı ki? Ama öyle olsa bir belirti verirdi? Üzerine varmayayım diyordu ama içini de kemiriyordu bu durum. Gün boyunca odasından çıkmadı Özgür, odanın perdelerini bile açmamıştı. ‘Herhâlde başı ağrıyor” diye düşündü

”Oğlum hadi kalk sana sütle kurabiye getirdim” diye seslendi. Oğlunun

”Açma kapıyı” diye bağıran sesiyle irkildi.

”Oğlum niye kızıyorsun?” diye kekeledi annesi şaşkınlıkla.

Mutfağa geri döndü, elinde tepsiyle. Aradan dört saat geçmişti, babası eve gelmişti ama hâlâ Özgür’den ses seda yoktu. Babası usulca odasının kapısını açtığında, oğlunu karanlık odanın içinde, masasının başında otururken buldu. Karanlıkta ne işi vardı ki Özgür’ün? Işığı açmasıyla Özgür’ün feryadı duyuldu: ”Kapat ışığı baba! Kaçıyorlar!”

Babası neye uğradığını şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemez halde kapıda birkaç dakika kadar bekledi. Neden sonra kendine geldi. ”Neyin var oğlum?” diyebildi.

‘’Kaçırdın onları işte, kahretsin! ’dedi Özgür.

”Kim kaçtı?”

Hiç, hiçbir şey” dedi Özgür. Ok gibi fırladı birden, sokak kapısına doğru koştu, kapıyı çarptı ve çıktı.Aradan yaklaşık 1.5 saat geçti, kapı çalındı. gelen Özgür’dü. ”Yakalayamadım” dedi üzgün bir sesle.

Bir anlam veremedi annesiyle babası, acaba oğulları depresyona mı girmişti sınav stresi yüzünden? Olabilirdi. İyi ama bu gittiler, kaçtılar da neyin nesiydi? Anlam verememişlerdi. O gece hep başında durdular oğullarının. Sakinleşmiş gibiydi Özgür. Derin derin uyuyordu. Bir ara; ”Gitmeyin ne olur’ ‘diye sayıkladı ama sonra sesi kesildi. Belli ki rüya görüyordu. Ertesi sabah hiçbir şey anımsatmamak için konuyu açmadılar, oğulları belli ki stresliydi onu daha da üzmek istemiyorlardı. Kahvaltı etmeden okul gitti Özgür.

Birkaç gün sakin geçti. Olaydan bahsetmediler hiç, kapandı gitti. En azından öyle sanıyorlardı, ta ki o güne dek. Oğlu gayet neşeli döndü o gün eve. Durgunluğu gitmişti, cıvıl cıvıldı, güle oynaya odasına girmişti. Peşinden girdi annesi de. Meraklı gözlerle oğlunu izliyordu, Özgür ise resim kâğıtlarını çıkarmakla meşguldü.  ”Buldum anne, ‘dedi sevinçle. ‘Neyi buldun güzel oğlum?” dedi annesi. Sağ olsun arkadaşım bana son çizdiğim resim için şahane bir fikir verdi, onu tamamlayacağım dedi. ”Ne fikri, ne arkadaşı oğlum?” dedi şaşkınlık içinde. ‘’Arkadaşım Tom’’ dedi Özgür. Onun sayesinde oluyor her şey, diye de ekledi. Annesi bunun bir şaka olduğunu düşünüyordu ama, ses tonu gayet ciddiydi. Cemile Hanım iyiden iyiye endişelenmeye başlamıştı artık. Salona koştu, eşini aradı hemen. Bir yandan da sicim gibi akan gözyaşlarını durdurmaya çalışıyordu, artık bir şeyler yapılmalıydı, bu böyle olmayacaktı. Akşam erken geldi Ahmet Bey

Oğlunun odasına yalnız gitmek istediğini söyledi, belki baba-oğul konuşmak daha iyi tesir ederdi.  ‘’Peki, burada bekliyorum seni. ’dedi Cemile Hanım.

Işıkları açıktı bu sefer odanın fakat Özgür yatağına uzanmış derin derin uyuyordu.

Seslenip seslenmemekte kararsız kaldı bir an babası.  ’’Dinlensin biraz bırakalım ‘’diye geri döndü eşinin yanına. Aradan yarım saat geçti geçmedi, içerden bir cam sesi yükseldi.

Telaşla içeriye koştular. Özgür eline aldığı kalemliği penceresine fırlatmış ve camı paramparça kırmıştı. Defolun ! diye bağırıyordu bir yandan .

Masasının üzerinde ne varsa fırlatmaya başlamıştı. Zor yakaladılar iki kolundan Özgür’ü. Ter içinde kalmıştı, sinirden tir tir titriyordu .

Oğlum ne yapıyorsun? diye bağrıştılar ikisi birden.

‘’Hırsızlar! Lanet olsun size! ’diye bağırıyordu Özgür hâlâ.

‘’Bu böyle olmayacak’ ’dedi babası, hemen acil servise gidelim sanırım bir sinir krizi geçiriyor. Hemen arabaya atladıkları gibi en yakın hastaneye gittiler, acile giriş yaptılar.

Bu arada güçlükle zaptediyorlardı oğullarını, öfkeden çılgına dönmüştü, ‘Bırakın beni, onları yakalamam lâzım!’’ diye bağırıyordu.

Acil servisin görevli doktoru geldi, Özgür’ü bir sedyeye yatırıp muayene etti, hemşireye bir doz sakinleştirici iğne yapmasını söyledi.

Rapor kâğıdına bir şeyler yazdı, olan biteni şaşkınlık ve korkuyla izleyen anne babasına uzattı. ‘’Bugünlük eve dönebilirsiniz fakat en kısa zamanda psikiyatri servisimize başvurmanız gerekiyor, çok önemli, lütfen ihmal etmeyin, geçmiş olsun’’ dedi. Bu arada yapılan iğnenin etkisiyle sakinleşti Özgür.

Karı-koca ikisi de şaşkındı. Acaba öfke krizinin sebebi neydi?

Ertesi sabah hiç zaman kaybetmeden uzman doktor bulmak için hastaneye gittiler. Özgür ben hasta değilim nereye gidiyoruz diye itiraz etse de, babası

‘’Oğlum sadece rutin bir kontrol bu, gidip hemen döneceğiz, dönüşte de kırtasiyeden o çok sevdiğin resim takımını alırız’’ diye sakinleştirmeye çalışmıştı.

‘’Ben artık resim yapamam, elimi kestiler dün o alçak hırsızlar’ ’diye bağırıp ağlamaya başladı o anda Özgür.

Sicim gibi yaşlar boşanıyordu gözlerinden .Annesiyle babası şaşkınlık içindelerdi , derhal doktora ulaşmak için acele ettiler. Annesi  gözyaşlarına engel olamıyordu.

Kliniğin giriş evraklarını doldurduktan sonra sıralarının gelmesini beklemeye başladılar. Az sonra hemşire seslendi içerden :

‘’Özgür Güven!’’

Özgür sesi duyunca irkildi birden ani bir çıkışla ayağa kalktı ‘’Kestirtmem! Diğer kolumu da almanıza izin vermeyeceğim’’ diye haykırıyordu.

Çıkış kapısı yönünde koşmaya başlamıştı ki güvenlik görevlisinin engeliyle karşılaştı. İçeriye doktorun yanına girdiler. Doktor, bir dizi sorudan ve testten geçirdi Özgür’ü.

‘’Bir rapor hazırlayacağım sizlere’’ diyerek Özgür’ü  beyin tomografisinin çekildiği odaya yolladı.  Oğlumun beyninde ne var doktor bey? diye ağlamaya başlamıştı annesi. Yarım saat sonra geri döndüler

‘’Tomografi sonucu yarın elinizde olur’’ dedi doktor.

O gece geçmek bilmedi. O akşam yemekte de bir şey yemedi Özgür.

‘’Acıkırsan ısıtayım oğlum’’ dedi annesi. Arada dalıyor, arada sıçrayarak kendine geliyordu Özgür

Sabah erkenden doktora koştular. Sıra onlara geldiğinde Özgür’ü dışarıda bırakıp babası girdi içeriye.

Doktor elindeki kağıda gözlüklerinin ardından süzerek uzun süre baktı.

Başını iki yana salladı..

Ahmet Bey sabırsızlıkla ‘’Oğlumun nesi var? Ne olur açık konuşun doktor bey , neler oluyor?’’ diye sordu.

Sizinle açık konuşacağım Ahmet Bey, dedi Doktor. Oracıktaki deri koltuğa ilişiverdi. Oğlunuz çok hasta. Tıp dilindeki adıyla Şizofreni.

Tüm açıklığıyla konuşmak gerekirse, tedavi yöntemleri  tam olarak bir sonuca varamamış, ama araştırmaları her geçen gün gelişen bir hastalık bu. Olağan dışı sanrıların ve hezeyanların çokça yer tuttuğu, tedavi süreci ağır ve meşakkatli bir hastalık. Oğlunuz gerçekte olmayan sesler duyar, olmayan kişiler görür, onlarla konuşur, onlardan emir alabilir,

Kendine ya da çevresine istem dışı zarar verebilir. İlaçlarının düzenlenmesinden sonraki süreçte devamlı gözetim altına alınması, gereken hallerde bir klinikte gözetim altında  tutulması  gerekebilir.

Özgür bu teşhisin ardından uzun yıllar tedavi görmeye devam etti ve çok sancılı bir süreç yaşadı. Bu süreçte ona en büyük desteği ailesi verdi.. İçindeki sanat aşkı ve resim yeteneği ona en büyük terapiyi  sağladı.

Şanslıydı aslında bir anlamda. Özellikle annesinin desteği çok büyüktü.  Özgür’ü şizofreni hastalarının ve yakınlarının oluşturduğu ‘’Şizofreni Dostları derneğinin çalışmalarına kattı.  Derneğin imkanları sayesinde kendisi gibi şizofreni hastalarına kurs vermeye onlara eğitmenlik yapmaya başladı Özgür. Azmi ve başarıları sayesinde yurt içinde ve yurt dışında büyük üne kavuştu. Şizofreninin gri dünyasına renkli boyalarla sihirli bir dokunuştu onunki.

 

SERPİL  KAYA

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir