
1- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Adım Sudenur Kayhan, 23 yaşındayım. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ameliyathane Teknikerliğinden mezunum. Yaklaşık 12-13 yaşlarından beri öğretmenlerim sayesinde kompozisyonlar, masallar ve hikayeler yazmaya başladım. Geçen sene ilk kitabım basıldı ve şu an da hâlâ yazmaya devam ediyorum.
2-Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Aslında dönüm noktam yok. Kitap okumayı çocukken de çok sever her zaman benim de elimde kendi yazdığım kitabım olmasını isterdim. Nasip oldu ve ben de kendi yazdığım kitabımı tutup saatlerce başa sara sara okudum. Ne de olsa hayal ettiğimiz her şey bazen de si<in dönüm noktanız olabiliyor. Benim dönüm noktam belki hayal belki de spontane gerçekleşti. Bilemiyorum.
3 -Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
İlk kitabım Kolej isimli bir kitaptı. Onu da 12 yaşında Wattpad zamanı yazmıştım. Daha sonra Siyah, Ölüm Sokağı, Adını Fısıldayan sokağım; Sevginin İzini Taşıyan Sokağım, Sonsuzlukta Buluşan Sokağım, Karşılaşma Cephesi ve Hatırlanmayan Yabancı 1-2 eserlerim var. Yazmaya daha da devam ediyorum. Yaklaşık yirmi ya da otuz tane taslakta dokunulmamış kitaplarım var.
4-Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Hem çok mutlu hem de aşırı stresliydim çünkü her kelimem belki de insanların hayatlarına olumlu ya da olumsuz etki bırakacaktı. Ben de o olumsuz etkilerin benden olmamasını istiyordum. Fakat okuyucularım okudukça aslında her eserimin onlarla bağdaştığını, aile yapılarını ya da arkadaş çevresinin olumsuzluklarını fark edip hayatlarındaki olumsuzluk diye adlandırdığımız eksiklileri kitaplarımla beraber düzeltmesi beni aşırı sevindirmişti.
5- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Tekrar demeyelim lakin her kitabın belli kategorileri mevcut. Örnek vermek gerekirse basılı olan kitabım Aşk- Mahalle ile tekrar ederken basılmamış ama basılmaya hazır olan eserim Hatırlanmayan Yabancı Gizem- Gerilim üzerinde tekrar ediyor. Karakterlerimin zekası, cevapları ya da davranışları düzen içinde tekrar ediyor. Rutine oturmuş karakterler ve konular olunca her zaman tekrar edilir. Beni yansıtan çok karakter var. Adını Fısıldayan Sokağı’mın bütün karakterleri çevremdeki arkadaş grubum ve üzüm üzüme baka baka karardığından o karakterlerin hepsi beni yansıtıyor. Hatırlanmayan Yabancı adlı eserimde de Hazem adlı karakterim yansıtıyor.
6- Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Hepsinde oldu. Toprak karakterim çok sessiz ve sakindir. Ben de evde hep sessiz sakinim lakin Cevahir gibi de dışarıya aşırı heyecanlı ve konuşkanımdır. İkisinin yakın arkadaşlığı aslında hem benim hem de iç sesimin birlikte ne kadar uyumlu olduğunu gösteriyor. Yağmur karakterim daha içine kapanık ama destekleyici olmasından ben de çevreme hep böyle yanaşıyorum. Meltem karakterim ise arkadaş çevresinde daha deli dolu ve konuşmasıyla aşırı rahatlatan özellikleri var. Bunların hepsi aslında ben ve arkadaşlarımın çevreye ya da özel hayatımızda yaşadığımız duygu durumlarını ele alıyor.
7- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Kitap yazma uygulamalarında da kitaplarım var. Basılı olan kitabımda var. Basılı olan kitabım yaşamak istediğim mahalle ve yanımda olan arkadaşlarımın o mahallede eğlendiği, beraber her şeyin üstesinden gelebilmemizi yazdım. Tabii aşksız olur mu? Olmaz. Yaşamak istediğimizi erkek karakterlerin yapısı ve karakterleriyle aslında hayal ettiğimiz erkek karakteri ortaya çıkıyor. Hatırlanmayan Yabancı tamamen kurgu ve o da şizofreni ressam bir kadın ile sergi sahibi ressam olan bir adamın hikayesini anlatıyor. Şizofreni kadın, geçmişi unuttuğu için sergi sahibini hatırlamıyor ve onunla beraber bilmeden bir yola çıkıyor.
8- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Kitaplarımın anlamı her kelimemin ya da her cümlemin insanlara geçmesini sağlamak. Eğer bir okuyucu o kitapla bütünleşip devamını istiyorsa işte o zaman yazdığınız her satırın yazdığınız her karakterin bir anlamı oluyor. Önce okur daha sonra yazar ilişkisi geliyor. Eğer okuyucu bir karakterinizle bağ kurup hatalarını ona göre şekillendiriyorsa (iyi anlamda) işte o zaman anlamı ortaya çıkıyor.
9- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Kahvem ve gece saatler. Kahvem olmadan asla bilgisayar başına geçemem. Eğer hava kararmamışsa asla bir kurguya başlamam. Karakterlerimin ismi, konusu ve kitap başlığı da her zaman benim için çok önemli ve yazma ilhamım da onların tamamı oluştuğunda gelir.
10- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Benim için bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey genellikle içimde aniden beliren o yoğunluk hissi oluyor. Bazen bir duygu öylesine büyüyor ki zihnimde dolaşıp durmasına dayanamıyorum; ancak yazıya dökünce rahatlıyorum. Bazen de bir an kısacık bir görüntü, bir cümle, bir koku, bir insanın yüzündeki ifade, içimde bir kapı açıyor ve o kapının arkasında saklanan düşünceler akmaya başlıyor.
Kısacası, beni yazmaya iten şey çoğu zaman içimde taşıyamadığım bir duygu ya da bir anda zihnimi aydınlatan küçük bir kıvılcım oluyor. Yazı, o duyguyu ya da anı anlamlandırmanın ve kendimle konuşmanın bir yolu gibi.
11- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Hiç durmam. Hep bir düzenleme ya da yeni bölüm yazarım. Benim uğurlu sayım üç, üç tane yeni bölüm yazmadan duramam.
12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Kesinlikle gece yazarım. Saat hiç önemli değil. Ritüelim yok…
13- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Karakterlerle bağ kuramadığımda kesinlikle o kurgu beni zora sokuyor. Mekan ya da bir betimle eğer o kurguya uygumn değilse ve ben tamamlamak üzereysem de benim için çok zor oluyor.
14- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hayır hiçbir zaman vaz geçmedim. Sadece dört ay ara verdim. O da kendi sağlık sorunlarımdan dolayı.
15- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Benim eserlerimin temelinde genellikle insanın iç dünyası, duyguların karmaşıklığı ve hayatın akışı içinde anlam arayışı yer alıyor. Yazdığım her şeyde vermek istediğim belirli mesajlar olsa da, bunlar çoğu zaman şu birkaç tema etrafında birleşiyor.
İnsan bazen en zor yüzleşmeleri kendisiyle yaşar. Yazılarımda sık sık kişinin kendi iç sesini duyabilmesi, kırılganlıklarını kabul etmesi ve dönüşebilmesi üzerinde dururum.
Hüzün, özlem, sevinç, umut… Hepsinin insana ait olduğunu ve bastırıldığında değil, ifade edildiğinde iyileştirdiğini anlatmaya çalışırım.
Hayatın dönüm noktaları çoğu zaman büyük olaylar değil, fark edilmeden geçip gitme ihtimali olan küçük anlardır. Bunları görünür kılmayı severim.
Bir sözün, bir bakışın, bir suskunluğun nelere yol açabileceğini; bağların hem inceliğini hem de gücünü işlerim.
Zorluğun içinde bile bir ışık vardır. Metinlerimde karanlığı inkâr etmem ama hep bir çıkış yolu olduğunu sezdiririm.
İster bir hikâye, ister bir deneme, ister birkaç satırlık bir düşünce olsun, eserlerimin temelinde insanın kendini ve dünyayı anlamaya çalışmasının sesi vardır.
16- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okuyucunun metnin sonunda zihninde tek bir kesinlikten ziyade bir his bırakmak isterim. Bir düşüncenin peşine takılabilirler, bir duyguyu yeniden hatırlayabilirler ya da kendilerine dair küçük bir farkındalık yaşayabilirler.
Benim için ideal olan, okur metni bitirdiğinde şunlardan biriyle kalmasıdır:
- “Ben de böyle hissetmiştim.” diyerek kendini daha anlaşılmış hissetmesi,
- Günlük hayatında fark etmediği bir detayı artık farklı bir gözle görebilmesi,
- Yaşadığı bir duygunun aslında yalnızca ona ait olmadığını, insan olmanın ortak bir parçası olduğunu fark etmesi,
- Ya da sadece içini ısıtan küçük bir umut kırıntısını yanında götürmesi.
Yani amacım büyük iddialar değil; okuyucunun zihninde ve kalbinde sessiz ama kalıcı bir iz bırakmak.
17-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucular benim kitabımı bir şey öğrenmek için değil, bir şey hissetmek için okumalı. Çünkü yazdıklarım; gündelik hayatın koşuşturmasında fark edilmeden kenara itilen duygulara, küçük ama aslında çok şey söyleyen anlara ışık tutuyor. Kitabımı okumaları için üç temel sebep söyleyebilirim.
- Kendilerine ayna tutması
Satırlarımda anlatılan çoğu şey bir insanın değil, insan olmanın hikâyesidir. Okur, kendi duygularını, kırılmalarını, umutlarını tanıdığı bir aynayla karşılaşır. Bazen hiç söyleyemediklerini benim cümlelerimde bulur.
- Sakinlik ve farkındalık sunması
Metinlerim acele ettirmez; okuru yavaşlatır. Hayatın içindeki küçük ayrıntılara, fark edilmeyen güzelliklere tekrar bakmasını sağlar. Bir nevi zihinsel nefes arası gibidir.
- Samimiyet ve yalınlık
Sözcüklerim süslü olmak için değil, gerçeğe yaklaşmak için kullanılır. Okur, abartılmamış, doğrudan, insan sıcaklığında metinlerle karşılaşır. Bu da onunla metin arasında dostça bir bağ kurar.
Kısacası, kitabımı okumalılar çünkü: Duygularını hatırlamak, kendilerini anlamak ve hayatın içindeki küçük mucizeleri yeniden görmek isteyen herkes için yazıyorum.
18-Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni diğer yazarlardan ayıran şey, aslında bir “tarz” yaratma çabası değil; yazarken kendime tamamen dürüst olma isteğim olabilir. Yazdıklarım ne edebi bir gösterişten beslenir ne de okuru etkileme kaygısından. Benim farkım şuralarda ortaya çıkar.
Duyguyu bir süs değil, bir “malzeme” değil; bir varoluş hâli olarak ele alırım. Anlatırken yüceltmem, dramatize etmem, sade ama derin hâlde bırakırım. Bu, okurun kendi sesini kolayca bulmasını sağlar.
Cümlelerim karmaşık değildir; ama içerdikleri çağrışım geniştir. Okur, kısa bir paragrafta bile uzun zamandır düşünmediği duygulara dokunabilir.
Benim metinlerimde olaylar değil, insanın içindeki kıpırtılar, çatlaklar, büyümeler merkezde olur. Dış dünyanın gürültüsünden çok, ruhun fısıltılarını anlatırım.
Yazarken kendimle arama mesafe koymam. Okur bunu hisseder. Metinleri “okunan” değil, “hissedilen” bir hâle getirir.
Bir bakış, bir sessizlik, bir sıradan gün… Bunları bir hikâyenin kırılma noktası hâline getirebilirim. Çünkü büyük dönüşümlerin küçük anlarda saklı olduğuna inanırım.
Özetle, beni diğer yazarlardan ayıran şey; gösterişsiz, içten ve derinlikli bir duygusal evreni, yalın bir dille okurun kalbine yerleştirme çabamdır.
19- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Yazarlık bir “ses bulma” yolculuğudur ve bu ses kendini bir anda ele vermez. Okuduklarınız, yaşadıklarınız, kırıldığınız ve iyileştiğiniz yerler zamanla bir araya gelir. Kendinizi taklit ederken bile kendinizi keşfedersiniz. Hiçbir güçlü metin ilk hâliyle güçlü değildir. “İyi yazma” baskısı çoğu kalemi susturur. Bırakın önce dağınık olsun, kırık dökük olsun. En güzel cümleler, kötü cümlelerin arasından çıkar.
Okumak nefes almak gibidir; yazdıklarınızı besler. Ama okuduğunuz yazarlara benzemek zorunda değilsiniz. Onlar kendi çağlarını ve kendi acılarını yazdılar. Sizinkiler sizde.
Yazmak bir ders verme işi değildir. Kendinizi, dünyayı, duygularınızı anlamaya çalıştıkça metinleriniz daha sahici olur.
İlham gelir ama disiplin gelmez; onu sizin çağırmanız gerekir. Her gün bir satır da olsa yazın. Yazmaya alışan zihin, kendi kapılarını daha kolay açar.
Okur en çok samimiyete tutunur. Sizi “siz” yapan şeyler kırılmalarınız, hatalarınız, güçsüzlüklerinizdir. Yazınızı güçlü yapan da onlardır.
Reddedilmek, eleştirilmek, beğenilmemek… Bunların hepsi yolculuğun doğal parçalarıdır. Kaleminizi elinizden bırakmadığınız sürece, kaybetmiş sayılmazsınız.
Yazın. İçinizde söyleyecek tek bir cümlenin bile kalmasına izin vermeyin.
20- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Sevgili genç yazar, unutma ki kalemini kâğıda her dokunduruşun, kendini keşfetme yolunda attığın en cesur adımdır.”

