BAŞAK YILMAZ:Yapay Zekâ Çocuğun Hayal Gücünü Azaltır mı, Çoğaltır mı?

Yapay Zekâ Çocuğun Hayal Gücünü Azaltır mı, Çoğaltır mı?

Bir çocuğa boş bir kâğıt verdiğinizde ne olur?

Bazen dakikalarca düşünür.

Sonra bir çizgi çizer.

O çizgiyi bir eve dönüştürür. Evin yanına bir ağaç ekler. Ağacın dallarına mor yapraklar, gökyüzüne üç güneş koyar.

Biz yetişkinler hemen düzeltmek isteyebiliriz:

“Gökyüzünde üç güneş olur mu?”

Çocuk için olur.

Çünkü hayal gücünün henüz bizim çizdiğimiz sınırları yoktur.

Şimdi aynı çocuğun büyüyeceği dünyaya bakalım.

Yapay zekâya birkaç kelime yazıyor ve saniyeler içinde önünde kusursuza yakın bir resim beliriyor.

Üstelik bir tane değil.

Onlarca.

İşte tam burada eğitimciler ve aileler olarak önümüzde çok önemli bir soru duruyor:

Yapay zekâ çocukların hayal gücünü büyütecek mi, yoksa onların yerine hayal kurmaya mı başlayacak?

Sorun teknoloji değil

Yeni bir teknoloji hayatımıza her girdiğinde benzer tartışmaları yapıyoruz.

Televizyon geldiğinde çocukların kitap okumayacağından endişelendik.

Bilgisayar yaygınlaştığında kalem kullanmayacaklarını düşündük.

Tabletler geldiğinde oyun biçimlerinin değişmesini tartıştık.

Şimdi sırada yapay zekâ var.

Fakat benim için asıl soru “Çocuk yapay zekâ kullanmalı mı?” değil.

Asıl soru şu:

Çocuk yapay zekâyla ne yapacak?

Çünkü bir araç, çocuğun yerine düşünüyor, seçiyor, tasarlıyor ve üretiyorsa burada gerçekten durup düşünmemiz gerekir.

Ama aynı araç çocuğun kendi fikrini geliştirmesine, farklı ihtimalleri görmesine ve oluşturduğu bir hikâyeyi başka biçimlerde ifade etmesine yardım ediyorsa bambaşka bir eğitim ihtimali ortaya çıkar.

Aradaki fark teknolojide değil.

Pedagojide.

Bir düğmeye basmak üretmek midir?

Çocukların yalnızca hazır içerik tükettiği bir dijital dünyadan zaten endişe ediyoruz.

Şimdi buna bir de hazır üretim ekleniyor.

Bir çocuk “Bana bir masal yaz.” dediğinde yapay zekâ birkaç saniyede masal yazabilir.

“Bir resim yap.” dediğinde resmi oluşturabilir.

“Bir karakter tasarla.” dediğinde karakteri de hazırlayabilir.

Peki çocuk nerede?

Bence önümüzdeki yıllarda eğitim açısından en önemli sorulardan biri bu olacak.

Çocuğun ortaya çıkan ürüne sahip olmasıyla o ürünün düşünsel sürecine sahip olması aynı şey değildir.

Bir çocuğun kendi karakterini düşünmesi, ona isim vermesi, neden öyle göründüğünü anlatması, yaşadığı yeri hayal etmesi, hikâyenin problemini oluşturması ve sonra teknolojiden yardım alması başka bir şeydir.

Bir komutla hazır bir karakter istemesi başka.

Bu nedenle çocuklarla yapay zekâ arasındaki ilişkinin merkezine sonucu değil, süreci koymamız gerektiğini düşünüyorum.

Kusursuz resimler karşısında eğri çizgiler

Beni düşündüren başka bir konu daha var.

Yapay zekâ çok güzel görüntüler oluşturabiliyor.

Çocuk ise bazen insanın kolunu gövdesinden çıkarıyor.

Bir gözü büyük, diğerini küçük çiziyor.

Ağacın köklerini gökyüzüne uzatabiliyor.

Ama o resim çocuğun.

Çünkü orada onun kararları, gelişim düzeyi, dünyayı algılayışı ve hayal gücü var.

Bu yüzden teknoloji geliştikçe çocukların kusurlu üretimlerini daha fazla korumamız gerektiğine inanıyorum.

Çocuğun yaptığı resmin yetişkin gözüyle “güzel” olması gerekmiyor.

Çünkü çocuk sanatının değeri kusursuzluğunda değil, çocuğa ait olmasında yatıyor.

Bir yapay zekâ birkaç saniyede muhteşem bir kelebek çizebilir.

Ama bir çocuğun beş kanatlı kelebeğinin bize anlatacağı başka bir şey vardır.

Yapay zekâ cevap veren değil, soru sorduran bir araç olabilir mi?

Belki de yapay zekâyı eğitimde kullanırken yönümüzü değiştirmeliyiz.

Çocuğa:

“Yapay zekâya bir hikâye yazdır.”

demek yerine:

“Sen hikâyenin kahramanını oluştur. Sonra bakalım yapay zekâ senin düşündüğünden farklı hangi ihtimalleri önerecek?”

diyebiliriz.

Bir görsel oluşturup:

“İşte resmin.”

demek yerine:

“Bu resimde sence yanlış olan ne?”

diye sorabiliriz.

Çocuğun tasarladığı motif ile yapay zekânın oluşturduğu motifi karşılaştırabiliriz.

“Hangisi sana daha çok ait?”

“Sen olsaydın neyi değiştirirdin?”

“Neden?”

Çünkü çocuk için en değerli dijital deneyim belki de yapay zekânın verdiği cevabı kabul etmek değil, o cevaba itiraz edebilmek olacaktır.

Kendi çalışmalarımda da aynı soruyla karşılaşıyorum

Geleneksel Türk sanatlarını erken çocukluk pedagojisiyle buluştururken dijital araçlardan ve yapay zekânın sunduğu yeni imkânlardan da yararlanıyorum.

Bir minyatürü hareketlendirmek…

Bir motifi dijital bir hikâyenin parçasına dönüştürmek…

Geçmişten gelen bir sanat dilini bugünün çocuklarının karşılaştığı yeni anlatım biçimleriyle buluşturmak…

Bunların hepsi heyecan verici.

Fakat burada kendime sürekli aynı soruyu soruyorum:

Teknoloji kültürün önüne mi geçiyor, yoksa çocuğun kültürü keşfetmesine yeni bir kapı mı açıyor?

Ben ikinci yolu arıyorum.

Çünkü yapay zekânın bize geçmişimizi unutturması gerekmiyor.

Tam tersine, doğru kullanıldığında geçmişten gelen bir motifi geleceğin anlatım araçlarıyla yeniden görünür kılabilir.

Ama bunun için teknoloji amaç değil, araç olarak kalmalı.

Geleceğin çocuklarına hangi beceriyi bırakacağız?

Belki birkaç yıl sonra bugün kullandığımız yapay zekâ uygulamalarının çoğunun adı bile değişecek.

Daha güçlü sistemler gelecek.

Görsel, müzik, hikâye ve video üretmek sıradanlaşacak.

O zaman çocuklara yalnızca bu araçları nasıl kullanacaklarını öğretmiş olmak yeterli olmayacak.

Onlara başka bir şey kazandırmamız gerekecek:

Kendi fikrinin peşinden gitmeyi.

Soru sormayı.

Seçmeyi.

İtiraz etmeyi.

Değiştirmeyi.

Ve en önemlisi, kendisine sunulan yüzlerce seçenek arasında:

“Ben ne düşünüyorum?”

diyebilmeyi.

Çünkü gelecekte üretmek belki çok kolay olacak.

Fakat özgün kalabilmek giderek daha değerli hâle gelecek.

Bu yüzden yapay zekânın çocuğun hayal gücünü azaltıp azaltmayacağı sorusunun cevabını bugün teknoloji şirketlerinden çok biz yetişkinlerin vereceğini düşünüyorum.

Çocuğun yerine hayal kurmasına izin verirsek azaltabilir.

Çocuğun hayalini büyütmek için kullanırsak çoğaltabilir.

Ama bunun için önce bir şeyi kabul etmemiz gerekiyor:

Çocuğun hayal gücünün yapay zekâya ihtiyacı yok. Yapay zekânın çocuğun hayal gücüne yetişmeye ihtiyacı var.

Başak Yılmaz
Okul Öncesi Öğretmeni – Yazar

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir