Başlamak ile Devam Etmek.. Şeymanur Gündüz

Başlamak ile Devam Etmek

Bir gece ansızın gelen bir aydınlanma hissi ile adım atmayı hedeflemek. Ne büyük cesaret değil mi, başlamaya karar vermiş olmak. Onca olup biten her şeyden sıyrılıp bir şeylere dahil olmak. Bütün her şeyi bir cesaret ile tek düzelikten sıyırmak. Hayatımız çok farklı durumlara evrilirken senin büyük bir inançla o adımı atıyor olman. Kimsenin görmediği belki de kimsenin duymadığı haykırışlarının öznesi olmayı istemek. Artık bağırmak değil yaşamak istiyor oluşunun o derin arzusu.

Bir kütüphanede oturduğun esnada gözüne ilişen bir kitap, belki o an göz göze geldiğin bir insan veya o an ile hissettiğin başka bir dünyanın da olabileceğine olan inanışın bambaşka olaylar düzlemine ulaştırabiliyor seni. Başkası için yaşadığın o hayatının satırlarından başka bir dünyaya ulaşmayı hayal etmek. Başka satırlarda açmayı dilemek.

Bir kere hayata dahil olmayı göze alan sen, neden kendine ait bir dünyayı oluşturamayasın ki? Bulunduğun yer seni kuruttuysa yerinin değiştirilmesi olağandır. Her dalın bambaşka bir diyarın kapısından geçebiliyorsa o dallarını tek tek kesenlerle kalmak yaşamayı kapsar mı, ya da bunu yaşamak olarak adlandırabilir miyiz?

Bu hayatın her bir milimini kendin için çevrelemen yanlış değil.

Odamın camının tam önüne almış olduğum bir çiçeğim var. Başka bir oda da solduğu için yerini değiştirdim. Onunla her gün konuşuyorum ve kitap okuyorum. Dalları gürleşti, çiçekleri salkım salkım oldu. Şimdi bir düşünelim. Ben eğer onu bulunduğu yere mahkum etseydim veya onu görmeseydim. O çiçeğin sonu er ya da geç bir çöp kutusu olacaktı. Bunun aksini iddia edemeyiz.

Peki, ben eğer bulunduğum yerde yeşermiyorsam yine de oraya odaklı yaşamak zorunda mıyım? Yani illa burada açacaksın, illa burada olmak zorundasın dersem bu mecburiyet ve zorlama da ne kadar kendim olabilirim?

Hayat da biraz böyledir. Hayvanlar, insanlar ve bitkiler. Hepimiz canlıyız. Bazı şeyler yanlış gidiyorsa gidermenin yolu tek bir doğrudan geçebilir. Umutlanacağımız alanları oluşturmak, kendimize nefes alacağımız, huzurlu hissedeceğimiz alanlar oluşturmak hatadır diyemeyiz.

 

Kelimelerin içinde kayboluyorum bazen. Yalnızlığım ve kelimelerim çakışıyor. Kendimi hiç ait hissetmediğim bir yerden bütün benliğimi alıp gittiğimi, gözyaşlarımın gecelerce durmadan aktığını hatırlıyorum. Bir ev düşünün hapishaneden farksız. Dışarı çıkamıyor, yemek yiyemiyor, odandan çıkamıyorsun. Çünkü sana verilen tek bir alan var. Sadece bir oda.

Bir odanın duvardaki ahengini milim milim hatırlar mısın mesela? Halıdaki o desenleri ve bir desenin üzerindeki yanık izinin derinliğini. Balkonun sadece bir parkı görmene izin veriyor. Yapabildiğin tek şey arada odandan o balkonun kenarına gidip parkta olup bitenleri seyretmek.

Çocukların o gülümseyişinde hayatın var olduğuna inanmak. O inanış doğrultusunda umuda yeniden tutunmak. Her gece sönen o yaşama umudunu bir çocuk gülüşünde hissetmek. Kaybettiğin hayatını kazanmak için etrafı saatlerce seyretmek.

Gökyüzü ile samimiyetim bundandır. Her odanın kapısı kilitlendiğinde gözlerin gökyüzüne baktı. Gökyüzüne saatlerce bakıp düşünüp durdu. Bu girdabın son bulma ihtimalini hesaplayıp yaşama dönmeye çalıştı. Görebildiğin şeyler nezdinde bir gökyüzü ve park varsa hayata tutunmak içinde büyük bir heyecanın bulunuyorsa bunlar senin kırmızı çizgin oluyor.

Seni sana hatırlatıp kendine gelmeni sağlıyor.

Bazen hayal ederdim bir sahil kenarında oturup rüzgarın yüzüme çarpmasını. O dalganın eşsiz hissiyatını. Kumsalda yürüdüğümü varsayardım. Gözlerimi kapatırdım ve o anı yaşardım sadece. Kendimi o uzak olan ihtimale yaklaştırırdım düşümde.

Bazen hayat istediğimiz noktada akmaz çünkü. Sen kendine o hayatın bir köşesinden açık bir alan bulmak zorundasın. Bu; gözlerini kapattığın bir anda yaşadığın hayali bir anı da olur. Okuduğun bir kitabın satırlarında da olur, veyahut gökyüzüne bakıp içini dolduran muazzam huzur ile de olur. Ama insan ümit olmazsa, hayatı yaşanabilir değerde görmezse, bir diğer güne geçmekte büyük zorlanır.

Herkesin hayatı karşılama biçimi farklıdır. Ama umut etmek arzusu herkeste aynıdır. Bir şeylere devam etmenin kilidi umudun eşiğinde beklemekten geçer.

Bu sebepledir ki yaşama arzum çok fazla. Düşündüğüm ve hesap ettiğim zaman böyle bir çizgiden geçip şuan kıymetini bilmeden yaşasaydım buram buram sızlardı içimin her bir zerresi. Şimdi hakkını vermeliymişim gibi geliyor. Bir odanın içinde verdiğim çabanın şuan yaşadığım özgürlük alanında daha kıymetli olması gerekmez mi? Değerlendirmek için fırsat kollamam gerekmez mi?

Baskılanan her şey içimizde bir yere saklanır ve siz ona içten bir dokunuş gerçekleştirene kadar orada bekler. Benim yaşama olan arzum hapsolununca daha farklı görmeme sebep oldu. Hayal ettiklerim değişti. İsteklerim başka bir dünyanın kapısında beklemeye başladı. Başıma bunlar geldi ben artık bir hiçim, demedim. Hiç kimse kendine bunu yapmamalı.

Ben bu zorlukları yaşadım ve ben hangi ateşlerin içinden geçtim, diyerek daha sıkı sarılmalı hayatın pençesine. Zorlandığımız her dönem bize bir şey fısıldar. Orada bize akıp gelen bir şey olduğunu kimse inkar edemez.

Biliyor musun? Ben sahili çok seven birisiyim. Denizin o dalga sesi, kumlara temas edişim benim için çok özel şeyler. Kendimi bulmuş hissiyatını yaşatıyor bu ortam. Sanki bütün derdim tasam bu ortama geçene kadar gibi geliyor.

Bana pes etmemem hakkında ne kadar cümle varsa onu fısıldıyor gibi. Umudumu yeniliyor da diyebiliriz. Hayatınızında sizi yaşamda tutan ne varsa ona sımsıkı sarılın. O kıymeti görmezden gelmeyin. Bu bir insan, bir hayvan, bir kitap, bir eşya olabilir. Ama her ne olursa olsun sizin sımsıkı tutup hayatınıza yerleştirmeniz gereken bir şey.

Kendinize bu sebebi bulduğunuzda hazine bulmuş gibi hissedeceksiniz. Asıl hazinenin bu olduğunu fark ettiğinizde altınlar değerinde olacak.

Fark etmek her şeyin başında geliyor. Kendini ve hayatını, hatta hayatında seni konuşan her an’ını farket. O zaman heyecanını buram buram hissedeceksin, tüm benliğinle.

Sana şunu da söylemek istiyorum. Sen içinde birçok seni barındırıyorsun. Aslında yaşadığın her olay içinden yeni bir seni doğuruyor. Nasıl ki yürüdüğün yolda yanındaki insan değiştiğinde yolcuğun başka bir boyut kazanıyorsa yeni bir sen ile yürüdüğün yolda bambaşka kapılara ulaştırıyor.

Bu yol yine senin yolun. O kapılar yine senin kapıların. Sadece görmen gereken şeyler yavaş yavaş hayatına akıp geliyor. Bir olay veyahut başka bir durum ile. Öyle ya da böyle amaç bir. Sendeki yeni seni keşfetmeni sağlamak.

Keşif ne kıymetli bir kelime. İnsanın kendinde keşfettiği benliği öyle bir karakter oluşturuyor ki; bir ay önceki ben değilim artık, diyebiliyorsun.

Düşünmekten ve algılamaktan vazgeçme. Ne şimdiki sana, ne de gelecekte olan yeni senden uzaklaş. Hepsi sensin ve çok kıymetlisin. Devam et ki o uçurumların ne güzel bir bahçeye çıkacağına şahit ol.

Kendine inanan hangi yoldan eli boş dönmüş ki?

Biz her zaman mücade etmeyi ve yeniden başlamayı biliriz. Her şeye rağmen bunu yapabilen sana teşekkür ediyorum.

Unutma, devam etmek bazen cesaret değil kendi benliğini kabul edebilmektir.

 

 

  • Şeymanur Gündüz

instagram: seymanurunkaleminden

Ben Şeymanur Gündüz. Ordu’da yaşıyorum. İçimize Yolculuk kitabı yazarıyım. Kendime Yazdığım Cümleler adlı dijital kitabım da bulunuyor. Blog sayfamda yazı yazmaya devam ediyorum. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Çocuk Gelişimi mezunuyum. Yazmak beni kendim gibi hissettiriyor.

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir