Bir Şehrin Bulmacası.. Gizem Gökmen

Bir Şehrin Bulmacası

Şehirler… Onlar sadece kargaşa, beton, çelik ve asfalt yığınlarından ibaret değildir. Şehirler, algıların çok ötesinde büyük, bitmek bilmeyen ve sürekli değişen bir bulmacadır. Ve bizler bu büyük bulmacanın içinde sürekli kayıp parçayı arayan, aynı zamanda boşlukta bir parça olarak yerimizi arayan oyuncularız.

Her bir şehir, yıllar boyunca katman katman birikmiş, yıpranmış, eskimiş ve üzerine yeni hikâyeler yazılmış bir defterdir. Ancak bu defter, okul sıralarından bildiğimiz, düz çizgilerden ve belirli sayıda ortadan oluşmaz. Bu duygusal bir anı defteridir; üzerine görünmez mürekkeple yazılmış anılardan, pişmanlıklardan ve fısıltılardan ibarettir.

Şehrin bulmacası, gözle görülür, elle tutulur bir yerde değil, görünmez mürekkebin izinde gizlidir. Kaldırım taşlarındaki çatlak, belki de yıllar önce ayrılan iki sevgilinin son bakışını saklar. Köşedeki terk edilmiş bir bank, bir yazarın ilk kelimelerini düşündüğü yerdir. Yüksek bir binanın tepesinden göz kırpan yalnız ışık, tüm şehrin uykusuzluğunu temsil eder.

Bizler, bu bulmacanın içinde, sürekli olarak bir yerlere yetişmek için çabalarken, aslında durup bu mürekkebi okumayı veya onu görmeyi unuturuz. Şehrin bizlere fısıldadığı bilmecelerin yanından koşar adımlarla geçer gideriz.

Şehir bulmacasının en karmaşık parçaları ise bizleriz. Her birimiz, kendine özgü bir şekli, rengi, deseni ve kendisine ait harfleri olan birer parçayız. Bazen çalkantılı bazen de girintili çıkıntılı… Ancak bu bulmacada, parçaların köşeleri birbirine tam oturmaz, denk gelmez. İnsanlar, kusurlu, uyumsuz bir uyum içindedir. Bir parça, kalabalığın ortasında yalnızlık çeken bir öğrencidir. Diğeri, geçmişin hayaletlerini taşıyan eski bir esnaftır. Bir başkası tüm özlemlere ve anılara hayat vermeye çalışan bir şairdir. Hepimiz birbirimize dokunuruz, birbirimizi iteriz, yan yana yaşarız; ama asla kenetlenmeyiz. Şehrin büyüsü de işte bu uyumsuzlukta yatar. Birlikte tam bir resim oluşturmak zorunda olduğumuzun farkında olmadan, sürekli birbirimizi tamamlamaya çalışmak. Her karşılaşma, her sohbet, her trafik sıkışıklığı, bulmacanın rastgele iki parçasının geçici olarak birbirine temas etmesidir.

Şehrin bulmacası asla tamamlanamaz…

Tam bir parçayı yerine koyduğumuzu sandığımız o anda, o parça yer değiştirir, şekil değiştirir ya da tamamen ortadan kaybolur. Bir sokak dönüşür, bir bina yıkılır, bir insan taşınır. Bulmaca, kendini sürekli yeniden oluşturur ve kendine yeni parçalar ekler.

Şehri anlamlandırma çabamız, onu çözme arzumuz, o görünmez mürekkebi okumak ve köşeleri uymayan parçaları birleştirme mücadelemiz… Şehrin tam kalbi, arayışın kendisidir.

Bulmaca hiçbir zaman bitmeyecek. Her yeni gün yeni bir caddeden, yeni bir sokaktan dönerken, yeni bir simayla karşılaşırken, elimizde tuttuğumuz o kayıp parçanın, aslında tüm resmi görmeye başladığımızda ortaya çıkacak olan bir sır olduğunu fark edeceğiz.

Şehir, bize kendimizi bulmamız ve anlamamız için kurulmuş dev bir bulmaca, yarım kalmış bir tablodur.

Yazan: Gizem Gökmen

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir