Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Ceyda Nur Sözer. Yaklaşık 5 yıldır eğitim sahasında aktif rol alan, kariyerini erken çocukluk dönemi ve dil edinimi süreçlerine adamış bir çocuk gelişimi uygulayıcısıyım. Eğitim yolculuğum aslında kalbimin sesini dinlediğim büyük bir dönüm noktasıyla başladı; çevirmenlik bölümünü, çocukların dünyasına duyduğum derin tutkunun peşinden gitmek adına yarıda bıraktım. Bugün geriye dönüp baktığımda, sahadaki her bir çocukla kurduğum bağ bu kararımın ne kadar kıymetli olduğunu bana her gün yeniden hissettiriyor.
Üniversite yıllarımın ilk dönemlerinden itibaren hem devlet kurumlarında hem de özel kurumlarda okul öncesi İngilizce eğitmenliği yaparak teorik altyapımı güçlü bir uygulama pratiği ile birleştirdim. Özel ders tecrübelerimle birlikte toplamda 5 yıla yayılan, son 3 yılı ise tamamen aktif olarak sahada geçen bu süreçte; erken çocuklukta ikinci dil edinimi üzerine yetkin bir uygulayıcı haline geldim.
Yazarlık serüvenim ise sahadaki ihtiyaçları edebi ve bilimsel bir dille harmanlama arzumdan doğdu. Daha önce yayınlanmış bir eserimin ardından, ikinci kitabım olan ‘Okul Öncesi Dönemde Özel Gereksinimli Çocukların Kaynaştırma Süreci’ adlı çalışmamı kaleme aldım. Bu eser, sınıflarımdaki kaynaştırma öğrencilerini daha yakından tanıyabilmek ve onlara en doğru rehberliği sunabilmek adına, özel bir rehabilitasyon merkezinde gönüllü olarak görev aldığım süreçteki saha gözlemlerimin bir meyvesidir.
Şu an hala aktif olarak sahada çocuklarla iç içeyim; bir yandan İngilizce eğitmenliğine devam ederken bir yandan da yine bu alandaki gözlemlerimi ve araştırmalarımı kağıda döktüğüm yeni kitap çalışmalarımı sürdürüyorum. Benim için eğitmenlik; bitmeyen bir gelişim, derinlemesine gözlem ve bu tecrübeleri topluma faydalı eserlere dönüştürme yolculuğudur.
Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Benim için yazarlık, sonradan seçtiğim bir yol değil; kendimi bildim bileli, henüz okuma yazma dahi bilmezken dünyayı anlamlandırma biçimimdi. Kitaplar benim için her zaman büyüleyici bir kapıydı ve ben o kapıdan geçip dünyaya her zaman bir ‘yazar’ gözüyle bakmak istedim. Ortaokul yıllarımda, bu merakımı hayal dünyamın sınırlarını zorlayan fantastik bir efsaneye dönüştürdüm. O yaşlarda tek derdim; bu dünyaya benden kalıcı bir iz, varoluşuma dair bir kanıt bırakmaktı.
Hayatımdaki asıl büyük dönüm noktası ise, bu çocuksu ve fantastik hayal dünyamın hayatın gerçekleriyle, yani çocuklarla buluşması oldu. Çevirmenlik bölümü öğrencisiyken, çocukların dünyasındaki o saf gerçekliğin beni kendi hayallerimden daha çok heyecanlandırdığını fark ettim. Radikal bir kararla bölümü bırakıp çocuk gelişimine yöneldim.
Sahaya inip özel bir rehabilitasyon merkezinde gönüllü olarak görev aldığımda, yazma tutkumun artık sadece hayallerden değil, yaşanmışlıklardan beslenmesi gerektiğini anladım. Çocukluğumdaki o ‘iz bırakma’ arzusu, sahadaki çocuk gelişimi uygulayıcısı kimliğimle birleşince; kalemim hayal dünyasından çıkıp kaynaştırma süreci gibi çocukların ve ailelerin hayatına dokunan, rehberlik eden daha somut bir yere evrildi.
Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Hayır, bu benim kaleme aldığım ilk eserim değil. Benim yazarlık yolculuğum aslında çok erken yaşlarda, ortaokul yıllarımda kaleme aldığım ‘Gökyüzü Kızı’ ile başladı. O dönemde hayal dünyamın genişliğiyle kurguladığım bu fantastik efsane, benim dünyaya bıraktığım ilk imzaydı. Ancak bu eseri hemen okuyucuyla buluşturmadım; yıllarca benimle birlikte olgunlaştı ve ancak üniversite yıllarımda, o ilk çocukluk cesaretimi profesyonel bir adımla birleştirerek yayınlatabildim.
‘Gökyüzü Kızı’ benim hayal dünyamın bir dışavurumuyken, şu anki eserlerim sahadaki tecrübelerimin ve bir çocuk gelişimi uygulayıcısı olarak çocukların hayatına dokunma isteğimin bir sonucudur. Dolayısıyla ilk kitabım benim edebi temelimi oluştururken, sonraki eserlerim bu temeli toplumsal bir faydayla taçlandırmış oldu.
Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Bu ilk adım benim için sadece bir kitabın yayınlanması değil, aslında zamansız bir kucaklaşmaydı. ‘Gökyüzü Kızı’nı yayınlatma kararı aldığımda hissettiğim temel duygu, şimdiki halimden çocukluğuma bir hediye gönderme isteğiydi. Ortaokul yıllarında o hayalleri kuran, dünyayı büyüleyici bir yer olarak gören ve bir iz bırakmak isteyen o küçük kıza, yıllar sonra ‘başardık’ demenin bir yoluydu bu.
O kitabı elime aldığımda, kendi çocukluğuma verdiğim sözü tutmanın huzurunu yaşadım. Bu adım bana, hayallerin ne kadar süre geçerse geçsin doğru zamanda gerçeğe dönüşebileceğini ve insanın kendi geçmişine sunabileceği en güzel hediyenin, o günkü tutkularına sahip çıkmak olduğunu öğretti. Bu ilk deneyimin verdiği cesaret ve çocuksu heyecan, bugün bir çocuk gelişimi uygulayıcısı olarak yazdığım daha somut ve rehber niteliğindeki eserlerimin de en büyük manevi temelini oluşturdu.
Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Bugüne kadar iki eserim yayımlandı. İlk kitabım ‘Gökyüzü Kızı’, ortaokul yıllarımda hayal dünyamın bir dışavurumu olarak kaleme aldığım fantastik bir efsane; benim için yazarlığa attığım o duygusal ve saf adımın simgesi. İkinci kitabım olan ‘Okul Öncesi Dönemde Özel Gereksinimli Çocukların Kaynaştırma Süreci’ ise tamamen sahadaki gözlemlerimden doğan, bir çocuk gelişimi uygulayıcısı olarak eğitimcilere ve ailelere rehberlik etmeyi amaçlayan profesyonel bir çalışma. Yani biri hayallerimin, diğeri ise sahadaki tecrübelerimin kağıda dökülmüş hali.
Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Özellikle son kitabım gibi uzmanlık odaklı eserlerde üretim rutinim, bireysel bir yazım sürecinden ziyade çok yönlü bir araştırma disiplinine dayanıyor. Süreci tamamen nesnel bir zemine oturtmak adına, sahadaki kendi gözlemlerimi yarı yapılandırılmış formlarla kayıt altına alırken, farklı branşlardaki sınıf öğretmenleri ve uzman meslektaşlarımın da görüşlerine başvurdum. Bu istişareler, kitabın kolektif bir tecrübenin ürünü olmasını sağladı.
Çalışma sistemim; önce sahadan gelen bu çok sesli verileri bir taslakta toplamak, ardından tüm bu tecrübeleri bilimsel temellerle harmanlayarak temize çekmek şeklinde ilerliyor. Benim için yazmak; sahanın, uzmanın ve eğitmenin ortak sesini herkes için uygulanabilir bir rehber haline getirme disiplinidir.
Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Beni en çok zorlayan, tamamen öznel yargılardan arınarak o en ‘doğru’ gözleme ulaşma çabasıydı. Özellikle uzmanlık alanımda yazarken kendi hislerimden ziyade, sahadaki gerçekliği tüm çıplaklığıyla ve objektif bir şekilde kağıda dökmem gerekiyordu. Her çocuğun özel ve farklı olduğu bilinciyle, hata payını sıfıra indirmek için gözlemlerimi defalarca süzgeçten geçirmek, sürecin en dikkat ve titizlik isteyen kısmıydı.
Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Açıkçası hiçbir zaman vazgeçme noktasına gelmedim. Aksine, zorluklarla karşılaştığımda kendimi daha fazlasına zorlayan, pes etmeyi bir seçenek olarak görmeyen bir yapım var. Ben büyük hedeflere, sarsılmaz ama küçük adımlarla ilerlemeye inanırım. Mevcut kariyerimi ve tüm üretimlerimi tamamen sıfırdan, kendi çabamla inşa ettiğim için herhangi bir engel karşısında yıkılmam; çünkü her şeyi bir kez sıfırdan yaptıysam, gerekirse bir kez daha yapabileceğimi biliyorum. Benim dünyamda vazgeçmek yok, sadece her seferinde daha tecrübeli bir şekilde yeniden başlamak var.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucularım, özellikle son kitabım olan ‘Okul Öncesi Döneminde Özel Gereksinimli Çocukların Kaynaştırma Süreci’ eserini sadece bir bilgi kaynağı değil, profesyonel bir yol haritası olarak görmeli. Kitabımda; yüzyıllar boyunca bu çocuklara nasıl yaklaşıldığını, geçmişteki hatalı uygulamalardan bugünün modern kaynaştırma yöntemlerine nasıl evrildiğimizi kısa ve öz bilgilerle sundum.
Bir veli veya öğretmen bu kitabı okuduğunda; ‘Eskiden ne yapılıyordu?’, ‘Şimdi ne yapıyoruz?’ ve en önemlisi ‘Daha iyi bir gelecek için ne yapmalıyız?’ sorularına net yanıtlar bulacak. Amacım, özel eğitim alanında belirli bir donanım ve farkındalık seviyesine sahip bireyler yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu kitap, okuyucuya ne yapacağını dikte etmek yerine; literatürdeki bilgiler ve tarihsel süreçle bir farkındalık kazandırarak, çocuklara giden yolda bilimsel bir ışık tutmayı amaçlıyor.
Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni diğerlerinden ayıran en temel fark; ortaokuldan beri gelen yazma tutkumu, bugün bir saha uygulayıcısı olarak edindiğim canlı gözlemlerle birleştirip tamamen gerçek ihtiyaçlara odaklanan bilimsel tabanlı eserler üretmemdir.
Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Kendi yolculuğumdan öğrendiğim en önemli şey; şartlar ne olursa olsun pes etmemek ve hedeflerine küçük ama kararlı adımlarla ilerlemektir. Başkalarının ne yaptığına değil, kendi üretiminize ve emeğinize odaklanın. Eğer bir şeyi sıfırdan inşa edecek iradeye sahipseniz, kimsenin sizi durdurmasına izin vermeyin; sadece yazmaya ve üretmeye devam edin.
Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Mektubuma doğrudan şu soruyla başlardım: ‘Bu yolun sonunu getirebilecek iradeye ve bu konuyu anlatabilecek donanıma gerçekten sahip misin?’ Yazmak sadece kağıdı doldurmak değil; yazdığın konuyu önce kendi içinde eritmek, yeterince okumak ve derinlemesine araştırmak demektir. Eğer sonunu getiremeyeceğin bir işe niyetleniyorsan veya yeteri kadar beslenmeden üretmeye çalışıyorsan, vaktini boşa harcamamalısın. Önce öğrenin, önce dolun ki sonra taşabilesiniz.
