RÖPORTAJ:İBRAHİM DAMAR

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben İbrahim Damar. Eğitim fakültesi mezunuyum. Eğitim, insan psikolojisi ve toplumsal yaşam üzerine okumalar yapıyor; edebiyatla kurduğum ilişkiyi öykülerim ve yazılarımla sürdürüyorum. Şiirlerim, öykülerim ve denemelerim çeşitli edebiyat ve kültür-sanat dergilerinde yayımlandı. 2026 yılında Lando Yayınları etiketiyle yayımlanan ilk öykü kitabım Beyazın Körlüğü ile okurlarla buluştum. Yazarken çoğunlukla gündelik hayatın içinde fark etmeden taşıdığımız yüklerin, insan ilişkilerindeki kırılmaların, yalnızlığın, kayıpların ve bireyin sistem karşısındaki sıkışmışlığının izini sürüyorum. Sıradan görünen anların ardında saklı kalan duyguları ve çelişkileri görünür kılmak, yazarlık anlayışımın temelini oluşturuyor. Edebiyatı, insanı ve hayatı daha yakından tanımanın; kendimize ve başkalarına başka pencerelerden bakabilmenin bir yolu olarak görüyorum.

 2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Yazarlığa adım atmamda tek bir kırılma noktasından söz edemem. Yazmaya ortaokul yıllarında başladım; zamanla insanları, ilişkileri ve hayatın görünmeyen yönlerini gözlemlemek, bunları yazıyla ifade etme ihtiyacını beraberinde getirdi. Ancak yazarlık anlayışımın merkezinde giderek belirginleşen bir mesele var: Gözümüzün önünde olduğu hâlde fark edilmeyen şeyler. Gündelik hayatın telaşı, alışkanlıklarımız ve önyargılarımız nedeniyle çoğu zaman yanı başımızda olup bitenleri göremiyoruz. İnsanların sessizce yaşadığı kırılmalar, sıradanlaşan haksızlıklar ve görünmez hâle gelen duygular, yazarken üzerinde durduğum meseleler. Sanırım beni yazmaya yönelten asıl şey, herkesin baktığı yerde gözden kaçanı fark etme ve görünür kılma isteği oldu. Beyazın Körlüğü de yıllar içinde biriken bu gözlemlerin, sorgulamaların ve arayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

 3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Yazmaya ortaokul yıllarında, günlük benzeri metinler ve şiirler yazarak başladım. O dönem yazdıklarımın bir gün yayımlanacağını ya da bir kitaba dönüşeceğini açıkçası düşünmüyordum. Daha çok aklımdan geçenleri, içimde birikenleri ve kelimelerle ifade etmeye çalıştığım duyguları kâğıda döküyordum. Yazmak, o yaşlarda kendime ait bir alan oluşturmanın yoluydu benim için. Liseye geldiğimde edebiyatla ilişkim, okuduğum yazarlarla birlikte derinleşti. Yaşar Kemal ve Orhan Kemal’in insanı ve toplumu ele alışları, Oğuz Atay’ın bireyin iç sıkıntılarına, yalnızlığına ve kendisiyle çatışmasına odaklanan anlatısı beni etkiledi. Okudukça insanın yalnızca görünen yönüyle anlaşılamayacağını, gündelik hayatın içinde gözden kaçan pek çok hikâye bulunduğunu daha fazla düşünmeye başladım. Bugün yazarken de o yıllardan gelen bir merakın peşindeyim: Herkesin baktığı ama çok az kişinin gerçekten gördüğü şeyleri anlatabilmek. Geriye dönüp baktığımda, yazarlığa giden yolun büyük bir karardan ya da tek bir olaydan değil, ortaokul sıralarında tuttuğum o küçük notlardan ve yazdığım şiirlerden başladığını düşünüyorum.

 4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Ortaokul yıllarında günlük benzeri metinler ve şiirlerle başlayan yazma serüvenim, lisede okuma alışkanlığımın gelişmesiyle birlikte devam etti. Bu dönemde hem dünya klasiklerine hem de Türk edebiyatının önemli eserlerine yöneldim. Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Kemal Tahir ve Orhan Kemal gibi yazarların öykü ve romanları, insanı ve toplumu farklı yönleriyle tanımamı sağladı. Dünya edebiyatında ise Tolstoy ve Kafka gibi yazarların eserleriyle karşılaşmak, insanın iç dünyasına ve varoluşsal sıkıntılarına bakışımı derinleştirdi. Sanırım beni en çok etkileyen, edebiyatın iki farklı yönünü bir arada keşfetmek oldu: Bir yanda bireyin yalnızlığı, iç çatışmaları ve anlam arayışı; diğer yanda toplumsal koşullar, eşitsizlikler ve insanın yaşam mücadelesi. Bugün yazarken de bu iki alanın izlerini taşıyorum. Çünkü insanı anlamak için hem kendi iç dünyasına hem de içinde yaşadığı topluma bakmak gerektiğini düşünüyorum. Okuduğum yazarlar bana hazır bir üslup bırakmaktan çok, kendi anlatım dilimi oluştururken yararlandığım farklı bakış açıları kazandırdı.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Yazar olmaya karar vermemi sağlayan tek bir deneyim olmadı aslında. Bu, ortaokul yıllarında başlayan yazma merakımın, lise döneminde okuduğum eserlerle ve zaman içinde hayata dair biriktirdiğim gözlemlerle gelişti. İnsanları, ilişkileri ve gündelik hayatın içindeki çelişkileri gözlemledikçe, bazı şeylerin yalnızca yaşanıp geçilmemesi, üzerine düşünülmesi ve anlatılması gerektiğini hissettim. Özellikle herkesin gözü önünde olduğu hâlde fark edilmeyen durumlar, zamanla yazarlığımın temel meselelerinden biri hâline geldi. Bir süre sonra yazmak benim için yalnızca duygularımı ifade ettiğim bir uğraş olmaktan çıktı; dünyayı anlama, sorgulama ve gördüklerimi başkalarıyla paylaşma biçimine dönüştü. Beyazın Körlüğü de bu uzun birikimin ve arayışın ardından okurla buluştu. Kendimi yazar olarak görmemi sağlayan şeyin yalnızca bir kitap yayımlamak değil, yıllardır yazıyla sürdürdüğüm bu ilişki olduğunu düşünüyorum.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

İyi bir yazar olmanın tek bir şartı olduğunu düşünmüyorum. İyi gözlem yapmak, çok okumak, insanı anlamaya çalışmak ve dil üzerinde emek vermek bu yolun önemli parçaları. Bence yazarın yalnızca anlatacak bir hikâyesinin olması yetmez; o hikâyeye nereden baktığı ve onu nasıl anlattığı da önemlidir. Bunun için insanın kendisine, çevresine ve yaşadığı zamana karşı merakını kaybetmemesi gerekir. Ben bu yolda öncelikle okuyarak, gözlemleyerek ve yazarak ilerlemeye çalışıyorum. Ortaokul yıllarında başlayan yazma serüvenim boyunca farklı edebiyat anlayışlarıyla tanıştım; zamanla kendi anlatmak istediklerimin ve üzerinde durduğum meselelerin peşinden gittim. Yazarken özellikle gündelik hayatın içinde sıradanlaşan, bu yüzden de çoğu zaman fark edilmeyen durumlara odaklanıyorum. Bir metni tamamlamanın onu bitirmek anlamına gelmediğine inanıyorum. Yazdıklarımı yeniden okumak, eksiklerini görmek ve gerektiğinde değiştirmek de yazma sürecinin önemli bir parçası. Henüz yolun başında olduğumu düşünüyor, her yeni metni kendimi geliştirmek için bir fırsat olarak görüyorum. Çünkü yazarlığın, insanın hem kendisini hem de dilini sürekli yeniden keşfettiği uzun bir yolculuk olduğuna inanıyorum.

 7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk öykü kitabım Beyazın Körlüğü, 2026 yılında Lando Yayınları tarafından yayımlandı. Uzun yıllardır farklı edebiyat ve kültür-sanat dergilerinde öykülerim, denemelerim ve şiirlerim yayımlanıyor. İlk kitabımın yayımlanması, bugüne kadar sürdürdüğüm yazma serüveninde önemli bir adım oldu. Bununla birlikte dergilerde eserlerim yayımlanmaya devam ediyor ve üzerinde çalıştığım yeni kitap projelerim bulunuyor. Yazmayı devam eden, gelişen ve her yeni metinle başka bir yönünü keşfettiğim bir süreç olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde de yeni çalışmalarımı kitaplaştırarak okurlarla buluşturmayı hedefliyorum.

 8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Yazmaya yöneldiğim konuların başında, gündelik hayatın içinde gözümüzün önünde durduğu hâlde çoğu zaman fark edilmeyen durumlar geliyor. İnsanların alışkanlıklar nedeniyle kanıksadığı gerçekler, ilişkilerde dile getirilemeyen duygular, yalnızlık, kayıplar ve bireyin toplumsal düzen karşısındaki sıkışmışlığı yazarken beni besleyen temel meseleler. Bazen sıradan bir karşılaşma, bazen bir insanın davranışı, bazen de uzun süre zihnimde taşıdığım bir soru bir öykünün başlangıcı olabiliyor. Beni asıl harekete geçiren, görünenle yaşanan arasındaki mesafe. İnsanların dışarıdan bakıldığında olağan görünen hayatlarının içinde neler taşıdığını, zamanla hangi duygulara alıştığını ve neleri fark etmeden geride bıraktığını merak ediyorum. Özellikle gündelik hayatın sıradanlaştırdığı durumların ardındaki çelişkiler üzerinde duruyorum. Yazarken hazır cevaplar vermekten çok, okurun da üzerinde düşünebileceği sorular ortaya koymayı önemsiyorum. Çünkü bazen edebiyatın gücü, daha önce hiç görmediğimiz bir şeyi göstermekten ziyade, her gün gördüğümüz bir şeye yeniden bakmamızı sağlamasında yatıyor.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

Bir hikâyeye başlarken karakterlerin dünyasına ve hikâyenin genel yönüne dair bir çerçevem oluyor ancak her şeyi en başından sonuna kadar planladığımı söyleyemem. Yazmaya başladıkça karakterleri daha yakından tanıyor, onların tepkilerini, çelişkilerini ve içinde bulundukları koşulları daha iyi anlamaya çalışıyorum. Bazen başlangıçta düşündüğüm bir gelişme, yazım sürecinde yerini başka bir olasılığa bırakabiliyor. Çünkü karakterleri yalnızca hikâyeyi ilerletmek için kullanılan araçlar olarak görmüyorum; onların davranışlarının kendi içinde bir tutarlılığı olması gerektiğine inanıyorum. Öte yandan karakterlerin bütünüyle kendi başlarına hareket ettiklerini söylemek de doğru olmaz. Sonuçta onları kuran, içinde yaşadıkları dünyayı ve karşılaştıkları durumları belirleyen benim. Ancak yazarken kendime şu soruyu sormayı önemsiyorum: Bu karakter, içinde bulunduğu koşullarda gerçekten böyle mi davranırdı? Bazen bu soru, hikâyenin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla benim için yazmak, bir yandan hikâyeyi kurmak, diğer yandan kurduğum dünyanın ve karakterlerin imkânlarını keşfetmek demek. Başlangıçta çizdiğim yol ile hikâyenin sonunda vardığı yer arasında farklılıklar oluşması da bu sürecin doğal bir parçası.

 10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Bana ilham veren şeylerin başında insan ve gündelik hayat geliyor. Bazen sıradan bir karşılaşma, bir konuşma, bir insanın sessizliği ya da dışarıdan bakıldığında önemsiz görünen bir ayrıntı zihnimde uzun süre yer edebiliyor. Özellikle herkesin görüp geçtiği ama üzerinde pek durmadığı durumlar ilgimi çekiyor. Çünkü çoğu zaman bir insanı, bir ilişkiyi ya da içinde yaşadığımız düzeni anlamak için büyük olaylardan çok küçük ayrıntılara bakmak gerektiğini düşünüyorum. Okumak da yazma serüvenimin önemli bir parçası. Farklı yazarların insanı ve hayatı ele alış biçimleri bana yeni düşünme alanları açıyor. Bunun yanında toplumsal yaşamın çelişkileri, insan ilişkilerindeki kırılmalar, yalnızlık ve bireyin kendi hayatı içindeki sıkışmışlığı da yazarken beslendiğim konular arasında. Ancak ilhamı yalnızca belirli bir ana ya da duyguya bağlamıyorum. Bazen bir gözlem, bazen zihnimde uzun süre karşılık arayan bir soru, bazen de gündelik hayatın içinde fark etmeden yanından geçtiğimiz bir gerçek yazmaya başlamam için yeterli olabiliyor.

 11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Yazarken belirli bir zamana ya da döneme bağlı kalmıyorum. Ancak zihnimin daha sakin olduğu, günlük hayatın telaşından biraz uzaklaşabildiğim zamanlarda düşüncelerimi yazıya aktarmak benim için daha kolay oluyor. Bazen bir metnin ilk cümlesi hiç beklemediğim bir anda aklıma geliyor; bazen de bir konunun olgunlaşması için uzun süre düşünmem, gözlem yapmam ve okumam gerekiyor. Bu nedenle yazmayı yalnızca masaya oturup kalemi elime aldığım anlarla sınırlı görmüyorum. Bir anlamda yazma süreci, metni henüz kâğıda dökmeden önce de zihnimde devam ediyor. Beni en çok motive eden şey ise gündelik hayatın içinde fark edilmeden geçip giden bir durumu sözcüklerle görünür kılabilmek. İnsanların kendilerinden bir parça bulabilecekleri, daha önce üzerinde düşünmedikleri bir meseleye başka bir açıdan bakabilecekleri metinler yazmak istiyorum. Bir öykünün okurda yeni bir soru uyandırması ya da onun tanıdık bir durumu yeniden düşünmesini sağlaması, benim için yazmaya devam etmenin en güçlü nedenlerinden biri. Çünkü yazmayı yalnızca kendimi ifade etmenin değil, okurla ortak bir düşünme ve anlama alanı kurmanın da bir yolu olarak görüyorum.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Bir kitabın okunması için tek bir neden sunmak zor, çünkü her okur bir metinde başka bir şey bulur. Ancak Beyazın Körlüğü’nün okurlara gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden geçip gittikleri durumları yeniden düşünme fırsatı sunabileceğini düşünüyorum. Kitaptaki öykülerde insan ilişkilerindeki kırılmaları, yalnızlığı, kayıpları, bireyin kendi hayatı içindeki sıkışmışlığını ve zamanla kanıksadığımız gerçekleri ele alıyorum. Okurun kitaptaki karakterlerle ve durumlarla karşılaşırken yalnızca başkalarının hikâyelerini değil, kendi hayatından izleri de bulmasını isterim. Bazen bir öykü, daha önce adını koyamadığımız bir duyguyu görünür kılar; bazen de çok tanıdık bir meseleye farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Beyazın Körlüğü’nü okurların hayatı ve insanı yeniden düşünmelerine vesile olabilecek bir kitap olarak görüyorum. Elbette her okurun kitapla kuracağı ilişki kendine özgü olacak. Benim dileğim, kitabın son sayfası kapandığında bazı soruların okurun zihninde yaşamaya devam etmesi.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Beyazın Körlüğü’nde tek bir ana fikirden ya da okura doğrudan iletmek istediğim bir mesajdan söz etmektense, farklı öyküler aracılığıyla insanın ve hayatın çeşitli yönlerini anlamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Beni en çok ilgilendiren mesele, gözümüzün önünde olduğu hâlde fark edemediğimiz gerçekler. Gündelik hayatın telaşı içinde sıradanlaştırdığımız haksızlıklar, insan ilişkilerinde giderek derinleşen mesafeler, yalnızlık, kayıplar ve bireyin kendisini içinde bulduğu çıkmazlar kitapta farklı biçimlerde karşılık buluyor. Okura ne düşünmesi ya da ne hissetmesi gerektiğini söylemek istemiyorum. Bunun yerine, belki daha önce üzerinde durmadığı bir durumu yeniden düşünmesine, tanıdık bir olaya başka bir açıdan bakmasına imkân sunmayı önemsiyorum. Çünkü bazen asıl mesele, gerçeğin gözümüzün önünde olmaması değil, ona bakarken neleri görmediğimizdir. Kitabın adında da karşılık bulan bu düşünce, yazarlık anlayışımın önemli bir parçası. İnsanın kendisine, başkalarına ve içinde yaşadığı dünyaya biraz daha dikkatle bakabilmesini sağlamak, edebiyat aracılığıyla ulaşmak istediğim noktalardan biri.

 14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmanın benim için en zor yanlarından biri, zihnimde hissettiğim ya da düşündüğüm şeyi tam olarak karşılayacak ifadeyi bulmak. Bazen bir duyguya, bir karaktere ya da gündelik hayatta karşılaştığım bir duruma dair anlatmak istediğim şey zihnimde oldukça belirgindir; ancak bunu sözcüklere döktüğümde aynı karşılığı bulamadığımı hissederim. Böyle zamanlarda metne ara vermek, yeniden okumak ve farklı bir anlatım yolu aramak gerekiyor. Çünkü yazmak, yalnızca anlatmak istediklerini kâğıda aktarmak değil, onları en doğru biçimde ifade edebilmek için de çaba göstermek demek. Bir diğer zorluk ise yazdıklarına mesafe alabilmek. İnsan kendi metnine emek verdiğinde bazı cümlelerden ya da fikirlerden vazgeçmekte zorlanabiliyor. Oysa bir metnin gelişmesi için gerektiğinde onu yeniden ele almak, eksiklerini kabul etmek ve bazı bölümleri değiştirmek gerekiyor. Bunun yanında gündelik hayatın sorumlulukları içinde yazmaya zaman ve zihinsel alan açmak da her zaman kolay değil. Bunlarla başa çıkarken kendime katı kurallar koymaktan çok, yazma sürecinin doğasını kabullenmeye çalışıyorum. Her metnin hemen tamamlanması gerekmiyor; bazı düşüncelerin olgunlaşmak için zamana ihtiyacı var. Benim için önemli olan, yazma isteğimi korumak, okumaya ve gözlemlemeye devam etmek, her yeni metinde kendimi biraz daha geliştirebilmek. Çünkü yazarlığın yalnızca yazmakla değil, yazdığını sorgulamak ve yeniden yazmayı göze almakla da ilgili olduğunu düşünüyorum.

 15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Yazarken zaman zaman tıkanıklık yaşamak, sanırım yazma sürecinin doğal bir parçası. Böyle dönemlerde kendimi yazmaya zorlamak yerine biraz geri çekilmeyi tercih ediyorum. Çünkü bazen mesele yazacak bir şey bulamamak değil, anlatmak istediğin şeyi henüz yeterince olgunlaştıramamış olmak. Bir düşüncenin zihnimde yerini bulması, bir karakterin davranışlarının anlam kazanması ya da bir hikâyenin yönünün belirginleşmesi zaman alabiliyor. Bu süreçte okumaya devam etmek, gündelik hayatı gözlemlemek ve zihnimi başka şeylerle meşgul etmek bana iyi geliyor. Bazen üzerinde çalıştığım metinden uzaklaştığımda, daha önce fark etmediğim bir ayrıntıyı görebiliyor ya da anlatmak istediğim şeye başka bir açıdan yaklaşabiliyorum. Her tıkanıklığı hemen aşılması gereken bir engel olarak görmüyorum. Kimi zaman durmak ve beklemek de yazma sürecinin bir parçası. Önemli olan, yazıyla kurduğum ilişkiyi kaybetmeden yeniden başlayabileceğim zamanı ve yolu bulmak.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Kitabımı okurlara ulaştırmak ve yazdıklarımı daha geniş çevrelerle buluşturmak için farklı mecraları değerlendirmeye çalışıyorum. Edebiyat dergilerinde eserlerimin yayımlanması, söyleşiler ve röportajlar aracılığıyla düşüncelerimi paylaşmak, bu sürecin önemli bir parçası. Bunun yanında sosyal medyayı da okurlarla iletişim kurmak, kitabımı tanıtmak ve edebiyat üzerine paylaşımlarda bulunmak için kullanıyorum. Kitap fuarları ve edebiyat etkinliklerini de yazar ile okurun doğrudan bir araya gelebildiği değerli buluşmalar olarak görüyorum. Nitekim Beyazın Körlüğü ile Şahinbey Kitap Günleri’ne katılmak ve okurlarla bir araya gelmek benim için önemli bir deneyim oldu. Bunun yanı sıra söyleşi, imza günü ve benzeri etkinliklerde yer almayı önemsiyorum. Yine de kitap tanıtımını yalnızca kitabın satışına yönelik bir faaliyet olarak görmüyorum. Benim için asıl mesele, yazdıklarımın okurda bir karşılık bulması ve edebiyat aracılığıyla ortak bir düşünme alanı oluşturabilmek. Bu nedenle hem eserlerimi tanıtmaya hem de yeni okurlarla tanışabileceğim mecralarda yer almaya devam ediyorum.

 17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarını, kitabın yazım sürecinin okurla karşılaştığı ve yeni bir anlam kazandığı anlar olarak görüyorum. Bir metni yazarken onunla uzun süre baş başa kalıyorsunuz; ancak kitap okura ulaştığında artık sizin düşüncelerinizle sınırlı olmayan yeni bir yolculuğa çıkıyor. Okurun kitabı nasıl karşıladığını görmek, hangi öyküde kendinden bir şey bulduğunu ya da hangi mesele üzerine düşündüğünü dinlemek, bir yazar için oldukça kıymetli. Bu buluşmaların okur açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Okur, kitabın arkasındaki düşünceyi ve yazma sürecini daha yakından tanıma fırsatı bulurken yazarla doğrudan iletişim kurabiliyor. Bazen kısa bir sohbet, bazen bir soru ya da okurun paylaştığı kişisel bir deneyim, edebiyatın insanlar arasında nasıl bir bağ kurabildiğini gösteriyor. Benim için kitap fuarlarının en güzel tarafı, edebiyatı yalnızca kitap sayfalarında kalan bir uğraş olmaktan çıkarıp insanları bir araya getirmesi. Bir kitabın farklı hayatlara dokunabildiğini görmek, hem yazdıklarımı yeniden düşünmemi sağlıyor hem de yazmaya devam etmek için bana güç veriyor. Çünkü bir kitabın yolculuğu, bence yalnızca yazıldığı ya da yayımlandığı zaman değil, okurla kurduğu ilişkiyle de devam ediyor.

 18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet, üzerinde çalıştığım yeni kitap projelerim var. Öykü yazmaya devam ediyorum; aynı zamanda edebiyatın farklı türlerinde üretme isteğimi de canlı tutuyorum. Bir süredir üzerinde düşündüğüm ve geliştirmeye çalıştığım çalışmalarım var. Ancak bir metnin ya da kitabın okurla buluşmadan önce kendi olgunlaşma sürecini tamamlaması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle projelerimin içeriğinden ve ayrıntılarından şimdilik çok fazla söz etmek istemiyorum. Yazarlıkta kendimi tek bir türle ya da konuyla sınırlamayı düşünmüyorum. İnsan, hayat ve toplumsal ilişkiler üzerine düşünmeye devam ettikçe anlatacak yeni şeyler de ortaya çıkıyor. Önümüzdeki dönemde farklı anlatım biçimlerini denemek, yeni konuların peşinden gitmek ve bugüne kadar üzerinde durduğum meseleleri başka açılardan ele almak istiyorum. Benim için önemli olan, yeni bir kitap yayımlamaktan çok, her yeni çalışmada kendime yeni sorular sorabilmek ve yazdıklarımı bir adım ileri taşıyabilmek.

 19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Beni en çok duygulandıran ve şaşırtan geri dönüşlerden biri, okurların öykülerimi farklı yazarlarla ilişkilendirmesi oldu. Bir kitap kulübündeki arkadaşlarım anlatımımı Oğuz Atay’ı hatırlatarak değerlendirdiler. Kitap fuarında tanıştığım bir okur öykülerimde toplumsal gerçekçi bir damar olduğunu söylerken bir başkası toplumsal çözümlemelerimi Aziz Nesin’le ilişkilendirdi. Toprakla uğraşan insanları anlattığım öykülerde ise Yaşar Kemal’in anlatımını gördüğünü söyleyen bir okur oldu. Bu yorumları kıymetli buluyorum. Ancak burada söz konusu olanın bir taklit değil, okurun kendi edebî birikimi üzerinden kurduğu benzerlikler ve çağrışımlar olduğunu düşünüyorum. Elbette bu yazarların her biri Türk ve dünya edebiyatında kendine özgü bir yere sahip. Benim de kendi gözlemlerim, meselelerim ve anlatma biçimim var. Yazarken herhangi bir yazara benzemeyi değil, kendi gördüklerimi ve düşündüklerimi kendi sesimle anlatmayı önemsiyorum. Okurların bu farklı çağrışımları kurabilmesi ise yazdıklarımın çeşitli yönlerden karşılık bulduğunu gösteriyor. Sanırım bir yazar için asıl kıymetli olan da okurun metinde bir şeyler bulması, fakat zamanla o metnin kendine özgü sesini de duyabilmesi.

 20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Yazarlık yolculuğunun başında olanlara öncelikle bol bol okumalarını, hayatı dikkatle gözlemlemelerini ve yazmaktan vazgeçmemelerini öneririm. Ancak okumayı yalnızca daha iyi yazabilmek için yapılması gereken bir çalışma olarak görmemek gerekiyor. Farklı yazarlarla, farklı düşüncelerle ve farklı hayatlarla karşılaşmak insanın dünyasını genişletiyor. Kendi sesini bulabilmek için de başkalarının nasıl yazdığını görmek kadar, insanın kendisine ve çevresine nasıl baktığını sorgulaması önemli. Bir diğer tavsiyem, başkalarına benzemeye çalışmak yerine kendi anlatacaklarının peşinden gitmeleri. Elbette her yazar okuduklarından etkilenir; önemli olan bu etkileri taklit etmek yerine kendi deneyimleri, gözlemleri ve düşünceleriyle dönüştürebilmektir. Bunun yanında yazdıkları ilk hâliyle kusursuz olmak zorunda değil. Yeniden okumak, eleştiriye açık olmak, gerektiğinde bir metni baştan ele almak bu yolculuğun doğal parçaları. Kendi yazma serüvenim de ortaokul yıllarında tuttuğum notlar ve yazdığım şiirlerle başladı. Bugün ilk öykü kitabım yayımlanmış olsa da öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Bu nedenle yazarlığın bir yere varıp tamamlanan bir süreçten çok, sürekli emek ve sabır isteyen bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. En önemlisi de insanın neden yazdığını unutmaması. Çünkü insan kendi meselesini, anlatma ihtiyacını ve sesini bulduğunda yazmak yalnızca bir heves olmaktan çıkıp kalıcı bir uğraşa dönüşüyor.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir