RÖPORTAJ: SABRİYE LUIZA DEMİR
- Eser sahibi kimdir, sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Sabriye Luiza Demir: Ben Sabriye Luiza Demir. 1977 yılında Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde
dünyaya geldim; aslen Mardinliyim. Yaşam yolculuğuma Adana’da evli, üç evlat annesi ve
hayatın içinden biri olarak devam etmekteyim. Eğitim hayatımı ilkokul düzeyinde tamamlamış
olsam da asıl okulumun hayatın kendisi ve kalbimin derinlikleri olduğuna inandım her zaman.
Duygu ve düşüncelerimi kaleme alıyor, edebiyatın iyileştirici dünyasında insanı ve insanlığı
anlatmaya devam ediyorum ve edeceğim. - Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Sabriye Luiza Demir: Yazma serüvenim; dünyadaki zulmün, haksızlıkların ve insanların insanlığı
bu kadar değersiz gördüğü, birbirlerini kolay kırabildiği, kolaylıkla yok sayabildiği hatta çıkarları
uğruna yok edebildiği bu yüzeysel yaşam tarzının ortasında derin bir sızı hissetmemle başladı.
İnsanın kendi vicdanından, doğasından ve özünden kopmadan insanca yaşaması gerektiğini
kalemimle dünyaya haykırmak istedim. Edebiyatı varoluşun ve duyguların en derin katmanlarını
keşfetmenin yanı sıra, bu haykırışı dile getirmenin en güçlü yolu olarak gördüm. - Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Sabriye Luiza Demir: Evet, vardı. İnsanlar tarafından anlaşılmadığımı, daha da ötesi beni
kimsenin gerçekten anlayamayacağını fark ettiğim ve artık anlatmayı bıraktığım bir dönemden
geçiyordum. İçimdeki sessizliğin en derin olduğu o anda, kelimelerime sığınacak bir liman
aradım. İşte o dönemde kalem ve defterle aramızda köklü ve sarsılmaz bir dostluk başladı. - Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü
yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Sabriye Luiza Demir: Çocukluk ve gençlik yıllarımda okuduğum her kitap, bugün kaleme aldığım
dünyaların harcını karma konusunda bana rehberlik etti. O yıllarda kurduğum okuma alışkanlığı,
benim için bir zaman geçirme biçimi değil; kelimelerin büyüsünü, sesini ve hissettirdiği derinliği
keşfettiğim bir okuldu. Çocukluğumdan itibaren sayfalar arasında kaybolurken zihnime kazınan o
felsefi derinlik, duygu yoğunluğu ve ritim; bugün kendi yazım dilimin temel taşlarını oluşturdu.
Gençlik yıllarımın o sorgulayan, arayış içindeki okuma tutkusu ise bugünkü üslubuma katmanlı
anlamlar, insana ve varoluşa dair derin içsel sorgulamalar olarak yansıdı. - Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Sabriye Luiza Demir: Yazarlık tek bir anın değil, biriken ve demlenen deneyimlerin doğal bir
sonucu olarak doğdu hayatımda. Beni yazar olmaya götüren en büyük deneyim; hayatın içindeki
samimiyetsizliklere, yüzeysel ilişkilere ve insanların birbirine karşı duyarsız oluşuna şahit
olmamdı. Derin duyguların hafife alındığı, samimiyetin yerini maskelerin aldığı durumlarla
karşılaştıkça; içimde kelimelerle inşa edilecek daha gerçek bir dünyaya ihtiyaç duydum. - İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem
izlediniz?
Sabriye Luiza Demir: Bence iyi bir yazar olmanın temel şartı; keskin bir gözlem gücü, derin bir
empati yeteneği ve her şeyden önemlisi dürüstlüktür. Yazar, hayatı ve insanı sadece izleyen
değil; onun acısını, sevincini ve görünmeyen felsefesini ruhunda hissedebilen kişidir. İyi bir
kalem, donanımlı olmak adına nitelikli okumalar ve araştırmalar yapmalı, eleştiriye açık olmalı;
ama en çok da kendi özgün sesine ve vicdanına sadık kalmalıdır. - Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Sabriye Luiza Demir: Kaleme aldığım ve okurla buluşturmanın heyecanını yaşadığım ilk kitabım
“Dönmemek Üzere”dir. Bu eser benim ilk deneyimim, bir ilk adımım ve benim için çok özel bir
başlangıç oldu. - Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da
etkenler nelerdir?
Sabriye Luiza Demir: Beni bu konuları yazmaya yönlendiren en temel etken; insanın kendi
varoluşuyla, toplumla ve zamanla kurduğu karmaşık ilişkiyi anlama ve anlatma arzusudur.
Eserimde sıradan bir olay anlatmanın ötesine geçip insanın iç dünyasındaki felsefi ve varoluşsal
sancılara dokunmayı hedefledim. - Hikayeyi kurgularken, karakterlerinizin kaderini önceden tamamen
planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Sabriye Luiza Demir: Yola çıkarken zihnimde genel bir çatı, felsefi bir omurga ve karakterlerin
varmasını istediğim ana durakları elbette belirliyorum. Ancak bir karakteri sadece kağıt üzerinde
bir kurgu unsuru olarak değil; nefes alan ve hisseden bir varlık olarak ele aldığınızda, kurgu katı
bir plana sığmıyor. Onlara yüklediğim duygular, geçmişleri ve vicdani sorgulamaları derinleştikçe
bazen benim tasarladığım patikadan çıkıp kendi yollarını çiziyorlar. Bir noktadan sonra ben
sadece bir yönlendirici değil, onların yolculuğuna eşlik eden bir tanık haline geliyorum. Bence bir
eserin en canlı ve samimi olduğu anlar da tam olarak karakterlerin yazarın sınırlarını aşıp kendi
hakikatini yaşamaya başladığı anlardır. - Size ilham veren şeyler nelerdir?
Sabriye Luiza Demir: Bana ilham veren en büyük kaynak hayatın kendisidir. Doğanın o sessiz
ritmi, ormanın, toprağın ve gökyüzünün sunduğu o yalın hakikat bana insanın özünü ve varoluşun
sadeliğini hatırlatıyor. Bunun yanı sıra sıradan bir insanın yüzündeki tek bir çizgi, mimiklerinde
okuduğum kırgınlıklar, samimi bir bakış ya da toplumun içindeki o gözden kaçan küçük detaylar
benim için birer ilham kıvılcımıdır. Kısacası bana ilham veren şey, büyük ve şaşaalı olaylar değil;
hayatın tam içinde duran ama çoğunlukla teğet geçilen o insani duygular ve sorgulamalardır. - En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi
en çok motive eden şey nedir?
Sabriye Luiza Demir: Benim için üretkenliğin sabit bir zamanı veya mekanı yok aslında; ilham her
an, her yerde gelebiliyor. Bazen gecenin en sessiz, en dingin saatlerinde kalemi elime alırken;
bazen de en kalabalık ortamlarda zihnime aniden sarsıcı bir fikir düşebiliyor. Ben de içimdeki o
fısıltıya odaklanıp notlar alıyorum. Duyguların ve gözlemlerin zihnimde demlendiği her an benim
için üretken bir döneme dönüşebiliyor. Yazma konusunda beni en çok motive eden şey ise
kelimelerimin bir insanın kalbine dokunabilmesi, onda bir farkındalık yaratabilmesi ve yalnız
olmadığını hissettirebilmesidir. Bir de elime kalemi alıp kağıdın o samimi dokusunu hissettiğim an
başlayan, kalemle kurduğum o dostluğun kendisi beni her defasında yeniden yazmaya sevk eder. - Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Sabriye Luiza Demir: Günümüzün hızlı ve yüzeysel dünyasında durup kendi içine bakmak giderek
zorlaşıyor. Bu kitabın okunmasını istememin nedeni, onlara sadece bir kurgu sunmak değil; kendi
iç dünyalarında yapacakları samimi bir yolculuğun kapısını aralamaktır. Bu sayfalar; kalabalıklar
arasında anlaşılamadığını hissedenlerin ve birçok konuda sorgulamalar yaşayanların durağıdır.
İnsana unuttuğu vicdani değerleri, empatiyi ve insan olma hakikatini hatırlatmak için yazıldı.
Okur bu kitapta kendi kırılganlıklarını, bastırdığı duygularını ve ruhundaki sesleri bulacak.
Kısacası derinleşmek ve anlaşıldığını hissetmek isteyen her okur, bu satırlarda kendinden bir
parça bulacaktır. - Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar
nelerdir?
Sabriye Luiza Demir: Vermek istediğim en temel mesaj şudur: Kalabalıklar içinde anlaşılamamak
ya da kırılmak bir son değil, insanın kendi içsel değerini keşfetmesi için bir imkandır. Zulme,
haksızlığa ve duyarsızlığa karşı durmanın en güçlü yolu; insan olduğumuzu, birbirimizi anlamanın
ve insanca yaşayabilmenin kıymetini unutmamaktır. Okurlarımı bir olay örgüsünden ziyade durup
düşünmeyi, kendi içlerine cesaretle bakmayı teklif ediyorum. - Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl
başa çıktınız?
Sabriye Luiza Demir: Yazarlığın benim için en zor yanı; zihnimdeki ve ruhumdaki o derin, felsefi
dünyayı kelimelerin dar kalıplarına sığdırma mücadelesidir. Hissedilen şey o kadar büyük ve
katmanlı oluyor ki bazen doğru kelimeyi bulmak zihnen ve ruhen ciddi anlamda yoruyor. Ayrıca
insana, topluma ve haksızlıklara dair hissettiğim sızıyla ve o duygusal yükle masaya oturmak
yazarlığın bir diğer ağır tarafıdır. Bu zorluklarla başa çıkma yöntemim ise zihnimi ve duygularımı
akışa bırakmaktır. - Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Sabriye Luiza Demir: Yazar tıkanıklığını bir engel değil, ruhun ve zihnin nadas dönemi olarak
görüyorum. Masadan kalkıp bazen doğada, bazen kısa bir yürüyüşte, bir sessizlikte veya bir
kalabalığın içinde ya da bir mezarlık ziyaretinde buluyorum kendimi. Döndüğümde zihnim hazır
bir hale gelmiş oluyor. - Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi
insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sabriye Luiza Demir: “Dönmemek Üzere” henüz çok yeni, ilk kitabım olduğu için henüz bu
yolculuğun başındayım. Düşüncelerimi ve kitabımın ruhunu ulaştırmak için ağırlıklı olarak sosyal
medyayı kullanıyorum. Sayfamda felsefi sorgulamalarımı ve kitaptan kesitleri paylaşıyorum.
Bununla birlikte okurlarımla birebir görüşmeler ve samimi sohbetler gerçekleştirerek
düşüncelerimi aktarıyor, onların sorularını cevaplıyorum. - Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir? Bu
etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Sabriye Luiza Demir: Okur-yazar buluşmaları bir kitabın tek taraflı bir anlatı olmaktan çıkıp canlı
bir diyaloğa dönüştüğü en özel anlardır. Yalnız başına uzun zamanlar, hatta yıllarca emek vererek
kağıda dökülen duygu ve düşüncelerin bir başkasının yüreğinde nasıl bir karşılık bulduğunu göz
göze gelerek görmek tarif edilemez bir hissiyattır. Bu buluşmaların okur açısından en büyük
katkısı, okuduğu satırların arkasındaki ruhla, zihinle ve samimiyetle doğrudan temas
kurabilmesidir. Yazar açısından ise yazdığı kelimelerin insan hayatındaki somut yansımalarını
görmek en büyük besin kaynağıdır. - Okuyucularınızla buluştuğunuzda nasıl hissediyorsunuz? Bu buluşmaların
okur ve yazar açısından en büyük katkısı nedir?
Sabriye Luiza Demir: Tarif edilemez bir hissiyat duyuyorum. Uzun zamanlar, yıllarca emek
vererek kağıda dökülen duyguların bir başkasının yüreğinde karşılık bulduğunu göz göze gelerek
görmek ve o samimi temas, bu yolculuğun en özel ve besleyici anıdır. - Okuyuculardan aldığınız sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri
dönüşler nelerdi?
Sabriye Luiza Demir: Beni en çok duygulandıran; okurun satırlarımda kendi saklı duygularını,
yalnızlığını veya dile getiremediği birçok şeyi bulduğunu söylediği anlar oluyor. “Sanki bu hikaye
tam da beni anlatıyor” şeklinde gelen mesajlar bir yazar için çok özel bir duygu. En çok şaşırtan
taraf ise benim yazarken bir ayrıntı veya arka planda küçük bir detay olarak bıraktığım bir
ifadenin, okurun zihninde bambaşka kapılar açması ve farkındalık kazandırması oluyor. - Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde
bulunmak istersiniz?
Sabriye Luiza Demir: Yazar adaylarına vermek istediğim en içten tavsiye; öncelikle kendi özgün
seslerini bulmaktan ve hissettikleri duygulardan korkmamalarıdır. Yazmak hızlı sonuç alınacak bir
yarış değil, sabır gerektiren bir süreçtir. Bu yüzden kelimelerini aceleye getirmeden, içlerindeki
sorgulamaların ve gözlemlerinin olgunlaşmasına izin versinler. Bir diğer tavsiyem ise kağıt ve
kalemle kurdukları o samimi bağı hiç koparmamaları. Başkalarının beklentilerine göre değil,
kendi hakikatlerine ve vicdanlarına sadık kalarak yazsınlar.

