Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Ben Mehmet Tayip Biçer. Kelimelerin yalnızca duyguları anlatmakla kalmayıp insanın içinde sakladığı, bazen kendisine bile itiraf edemediği hislere dokunduğuna inanıyorum. Yazmak benim için yaşadıklarımı, içimde birikenleri ve hayata dair gözlemlerimi kelimeler aracılığıyla anlamlandırmanın bir yolu. Edebiyata olan ilgim, insanın iç dünyasını keşfetme ve anlatılamayan duygulara bir ses verme isteğimden besleniyor. Özellikle aşk, ayrılık, özlem, yalnızlık, hayal kırıklığı ve insanın kendi küllerinden yeniden doğma mücadelesi yazılarımın merkezinde yer alıyor. Çünkü inanıyorum ki herkesin içinde başkasına anlatamadığı bir hikâye, sustuğunda bile konuşmaya devam eden bir tarafı vardır. “Enkazdan Kalan Sözler” adlı kitabım, bu duyguların ve içsel yolculuğun kelimelere dökülmüş hâli. Bu eserle okurun yalnızca bir şeyler okumasını değil, kendi hayatından bir parça bulmasını, bazen bir cümlede kendisini görmesini istedim. Kendimi henüz öğrenecek çok şeyi olan, kelimelerle yolculuğuna devam eden bir yazar olarak görüyorum. Benim için yazarlık, yalnızca güzel cümleler kurmak değil; bir insanın kalbine dokunabilmek, ona yalnız olmadığını hissettirebilmek ve belki de uzun zamandır içinde taşıdığı bir duyguyu onun adına dile getirebilmektir. Dilerim kalemim, yolu bir gün benim kelimelerimle kesişen insanlara kendilerinden bir iz bırakır.
Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu? Yazarlığa adım atmamda tek bir olaydan ziyade, içimde zamanla biriken duyguların ve kendimi ifade etme ihtiyacının büyük bir etkisi oldu. Bazen insan yaşadıklarını anlatacak kelimeleri bulamaz; bazen de anlatmak istediklerini kimsenin tam olarak anlayamayacağını düşünür. Ben de zamanla fark ettim ki bazı duygular konuşarak değil, yazarak daha iyi ifade edilebiliyor. Benim için asıl kırılma noktası, içimde taşıdığım duyguları yalnızca kendime saklamak yerine onları kelimelere dökmeye karar vermemdi. Acının, özlemin, hayal kırıklığının ve yeniden ayağa kalkma mücadelesinin insanın içinde nasıl izler bıraktığını yazarken, yazmanın benim için sıradan bir uğraştan çok daha fazlası olduğunu anladım. Bir süre sonra şunu fark ettim: İnsan bazen kendi yaralarını anlatırken başkasının yarasına da dokunabiliyor. Belki de yazarlığa olan bağlılığımı güçlendiren en önemli düşünce buydu. Kendi iç dünyamdan çıkan cümlelerin başka bir insanın hayatında karşılık bulabilmesi, kendisini yalnız hissettiği bir anda ona eşlik edebilmesi… “Enkazdan Kalan Sözler” de bu yolculuğun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Benim için bu kitap, yalnızca kelimelerden oluşan bir eser değil; duyguların, suskunlukların ve insanın kendisiyle yüzleşmesinin bir yansıması. Yazarlığa adım atmamı sağlayan şey, aslında içimde birikenleri anlamlandırma isteğiydi. Bugün ise bu isteği başkalarının kalbine dokunabilecek bir edebî yolculuğa dönüştürmeye çalışıyorum. Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 3
Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı? Beni ilk kez kalemi elime almaya iten, tarihini net olarak belirleyebileceğim tek bir andan ziyade, içimde biriken ve zamanla kelimelere dönüşmek isteyen duygulardı. Bazen insanın içinde öyle şeyler birikir ki onları kimseye anlatamaz; anlatsa bile eksik kalacağını düşünür. Ben de bazı duyguların konuşarak değil, yazarak daha doğru ifade edilebildiğini fark ettim. İlk zamanlarda yazmak, kendimi anlamaya çalıştığım bir yoldu. İçimdeki düşünceleri kâğıda döktükçe, aslında yalnızca duygularımı anlatmadığımı, kendimle de yüzleştiğimi gördüm. Her cümle, iç dünyamın biraz daha görünür hâle gelmesiydi. Zamanla yazdıklarımın yalnızca bana ait olmadığını; aşkı, özlemi, ayrılığı ya da hayal kırıklığını yaşamış başka insanların da bu satırlarda kendilerinden bir şeyler bulabileceğini düşündüm. Sanırım benim için asıl özel olan an, yazdığım bir cümlenin kendi içimde taşıdığım bir duyguyu benden daha iyi anlatabildiğini fark ettiğim andı. O zaman kelimelerin yalnızca bir anlatım aracı değil, insanın kendisine açtığı bir kapı olduğunu anladım. Bugün geriye dönüp baktığımda, kalemi elime almamı sağlayan şeyin yalnızca yaşadıklarım değil, yaşadıklarımın bende bıraktığı anlam olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen bir hikâyeyi yazmaya insanın hayatındaki bir olay değil, o olaydan geriye kalan sessizlik başlatır.
Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu? Çocukluk ve gençlik yıllarının, insanın dünyayı algılama biçiminin şekillendiği en önemli dönemler olduğuna inanıyorum. Okumak da bu yolculuğun önemli bir parçası. Her yazarın kelimelerle kurduğu bağın arkasında okudukları, gözlemledikleri ve zamanla kendi içinde geliştirdiği bir düşünce dünyası vardır. Benim yazım dilimin şekillenmesinde de insanı ve insanın duygusal dünyasını anlama isteği önemli bir yere sahip. Zamanla şunu fark ettim: Bir metni etkileyici kılan yalnızca kullanılan kelimeler değil, o kelimelerin okuyucuda uyandırdığı duygulardır. Bazen sade bir cümle, uzun bir anlatımdan çok daha derin bir iz bırakabilir. Bu anlayış, kendi yazılarımda da mümkün olduğunca içten, samimi ve duygusu güçlü bir dil kullanmama yön verdi. Özellikle aşk, ayrılık, özlem ve yalnızlık gibi insanın hayatında derin izler bırakabilen konuları ele alırken, okurun yalnızca anlatılanları anlamasını değil, o duyguları hissetmesini de istiyorum. Yazım üslubumun zaman içinde gelişmeye devam ettiğini düşünüyorum. Çünkü insan okudukça, gözlemledikçe ve hayatı farklı yönleriyle tanıdıkça kelimelere de başka bir gözle bakmaya başlıyor. Benim için edebiyat, yalnızca kitaplardan öğrenilen bir alan değil; insanı anlamaya çalışmanın ve hayatın görünmeyen taraflarını keşfetmenin de bir yolu. Bugün yazarken en çok önem verdiğim şey, kusursuz cümleler kurmaktan önce gerçek duygulara dokunabilmek. Çünkü okuyucunun bir metni bitirdikten sonra aklında kalan yalnızca kelimeler değil, o kelimelerin içinde kendisinden bulduğu parçadır. Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 4
Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz? Ben aslında yazar olmaya karar vermedim; yalnızca içimde taşıdığım derin duyguları bir yerlere anlatma ihtiyacı hissettim. Daha önce yaşadıklarımı birine anlatır, içimde birikenleri paylaşarak hafiflemeye çalışırdım. Hiçbir zaman yazar olma hayalim olmadı. Fakat zamanla anladım ki bazı duyguların anlatılacak bir insana değil, kendisini anlayacak bir sessizliğe ihtiyacı var. Benim için o sessizlik artık bir kâğıt, bir kalem ve içimde susturamadığım cümlelerden ibaret. Belki de ben yazarlığı seçmedim; kelimeler, anlatamadığım ne varsa içimden alıp kâğıda bıraktı.
İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz? Bence iyi bir yazar olmanın en önemli şartı, insanın önce kendisini, sonra da başkalarını anlayabilmesidir. Çünkü kelimeler yazılırken yalnızca kalem konuşmaz; insanın yaşadıkları, hissettikleri ve sustukları da cümlelere eşlik eder. Bana göre iyi bir yazar olmak, kusursuz cümleler kurmaktan çok, okurun kalbinde gerçek bir duyguya dokunabilmektir. Ben bu yolda belirli bir yöntem izleyerek değil, içimde biriken duyguların peşinden giderek ilerledim. Bazen bir düşünceyi, bazen bir özlemi, bazen de kelimelere dökülmeyi bekleyen bir sessizliği yazdım. Yazarken kendime edebî bir kimlik kazandırmaktan çok, hissettiklerimi en gerçek hâliyle anlatmaya çalıştım. Çünkü ben yazmayı bir meslek edinme düşüncesiyle değil, içimde taşıdıklarımı anlatma ihtiyacıyla keşfettim. Zamanla anladım ki insanın en samimi cümleleri, kendisini saklamaktan vazgeçtiği anlarda ortaya çıkıyor. Benim yöntemim de tam olarak bu: Kendimi kelimelerin arkasına gizlemek yerine, kelimelerle kendimi anlatmak.
Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir? Kaleme aldığım ilk kitabım “Enkazdan Kalan Sözler.” Şu an için yayımlanmış tek eserim olan bu kitap, içimde biriken duyguların, söylenememiş sözlerin ve insanın kendi içinde verdiği mücadelenin bir yansıması. Bu kitabı yazarken bir yazar olma düşüncesinden çok, içimde taşıdığım duyguları bir yerlere bırakma ihtiyacı hissettim. Zamanla o duygular sayfalara, sayfalar da bir kitaba dönüştü. Şu anda yayımlanmış başka bir kitabım bulunmamakla birlikte, yazım aşamasında olan farklı eserlerim de mevcut. Her biri, içimde anlatılmayı bekleyen başka duyguların ve hikâyelerin izlerini taşıyor. Benim için yazmak, bir kitabı tamamlamakla sona ermeyen; her yeni duyguyla, her yeni düşünceyle yeniden başlayan bir yolculuk. Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 5
Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir? Beni yazmaya yönlendiren en önemli etken, yaşadığım duyguların içimde bıraktığı izler ve onları bir yerlere anlatma ihtiyacım. Aşk, özlem, ayrılık, yalnızlık ve insanın kendi içinde verdiği mücadele, kalemimin en çok uğradığı duraklar. Çünkü ben duyguları yalnızca yaşandıkları anla sınırlı görmüyorum; asıl hikâyenin, o duygular insanın içinde kaldığında başladığına inanıyorum. Bazen bir kayıp, bazen yarım kalmış bir cümle, bazen de insanın kimseye anlatamadığı bir sessizlik yazmam için yeterli oluyor. Her zaman belirli bir konuyu anlatmak için kalemi elime almıyorum; kimi zaman kelimeler, içimde neyin biriktiğini benden önce fark ediyor. Benim için yazmak, yaşadıklarımı yeniden anlatmaktan çok, onların bende bıraktığı anlamı keşfetmek. Belki de bu yüzden eserlerimde yalnızca kendi hikâyemi değil, benzer duyguları yaşamış insanların da kendilerinden bir parça bulabileceği bir dünya kurmaya çalışıyorum. Çünkü inanıyorum ki bazı duygular kişiye özeldir ama onların bıraktığı izler hepimizin kalbinde birbirine benzer.
Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? Ben hikâyelerimi kurgularken karakterlerimin kaderini en başından tamamen belirlemiyorum. Bazen bir hikâyeye başlarken aklımda yalnızca bir duygu, bir başlangıç ya da anlatmak istediğim bir mesele oluyor. Sonrası ise yazdıkça şekilleniyor. Kimi zaman karakterlerimin nasıl bir sona ulaşacağını düşünsem de yazım sürecinde onların duyguları, yaşadıkları ve verdikleri kararlar hikâyenin yönünü değiştirebiliyor. Çünkü insanın gerçek hayatta bile kendi kaderini her zaman önceden bilemediğine inanıyorum. Kurguladığım karakterlerin de yalnızca benim çizdiğim sınırlar içinde kalmasını istemiyorum. Benim için yazmak, bazen bir hikâyeyi yönetmekten çok onun içinde yürümek gibi. Başlangıçta yolu ben belirliyorum ama ilerledikçe karakterlerimin duyguları bana yeni yollar gösteriyor. Belki de yazmanın en güzel tarafı, kalemi elime aldığımda hiç düşünmediğim bir duyguyla ya da hiç planlamadığım bir sonla karşılaşabilmek.
Size ilham veren şeyler nelerdir? Bana ilham veren şeylerin başında, hayatın insanın karşısına çıkardığı zıtlıklar geliyor. Bazen insan en sıcak günde üşüyebilir, en kalabalık yerde kendisini yapayalnız hissedebilir. Benim için de unutamadığım anlardan biri, yazın ortasında, kırk dereceyi bulan bir sıcakta titreyerek yürüdüğüm o gündü. Ankara’nın yazı kavurucu sıcak, kışı ise insanın iliklerine kadar işleyen bir ayazla geçer. Fakat ben, Ankara’nın o meşhur ayazında bile o yaz günü hissettiğim kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Dışarıda güneş bütün sıcaklığıyla kendini gösterirken, ben içimde tarif Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 6 edemediğim bir soğuklukla yürüyordum. O an anladım ki insanın içindeki mevsim, dışarıdaki mevsimden çok farklı olabiliyor. Belki de bana ilham veren tam olarak buydu: Dışarıdan bakıldığında her şeyin olağan göründüğü bir anda, insanın içinde kopan fırtınalar… O gün yalnızca bir sokakta yürümüyordum; kendi içimde, kelimelere dökemediğim duyguların arasında yol alıyordum. Bazen düşünüyorum da insanı yazmaya iten şey, yaşadığı olayın kendisinden çok, o olayın ruhunda bıraktığı iz oluyor. Benim için o kırk derecelik sıcaklıkta hissettiğim soğuk, zamanla kelimelere dönüştü. Belki de bazı cümleler, tam olarak böyle doğuyor: Dünya yanarken insanın içinde bir şeylerin donduğu anlarda.
En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir? En çok kendi içime döndüğüm, sessizliğin düşüncelerime eşlik ettiği zamanlarda üretken oluyorum. Özellikle geceleri, herkes kendi dünyasına çekildiğinde insanın kendi iç sesi daha belirgin hâle geliyor. Ben de o saatlerde duygularımı daha iyi duyuyor, onları kelimelere dönüştürme ihtiyacı hissediyorum. Yazma konusunda beni en çok motive eden şey ise içimde birikenleri birilerinin anlayabileceği cümlelere dönüştürme isteği. Ben yazmaya başladığımda bir gün yazar olacağımı ya da kitap yayımlayacağımı düşünmüyordum. Yalnızca anlatmak istiyordum. Zamanla fark ettim ki insanın kendisi için yazdığı bir cümle, hiç tanımadığı birinin kalbine de dokunabiliyor. Beni motive eden en güzel ihtimal, bir okurun kitabımdaki bir satırda kendisini bulması, belki de uzun zamandır kimseye anlatamadığı bir duygunun kelimelere döküldüğünü görmesi. Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, ona yol gösterecek bir cevap değil, hissettiklerini anlayan bir cümledir. Sanırım ben de tam olarak bu yüzden yazıyorum: İçimdeki sessizliği kelimelere dönüştürmek ve o kelimelerin bir gün başka bir insanın sessizliğine eşlik edebilmesi için.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı? Çünkü Enkazdan Kalan Sözler, yalnızca okunacak bir kitap değil, insanın kendi içinden izler bulacağı bir yolculuk. Belki bir cümlede geçmişlerini, bir satırda özlemlerini, bir paragrafta kimseye anlatamadıkları duygularını bulacaklar. Ben onlara yeni bir hikâye anlatmaktan çok, kendi hikâyelerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyorum.
Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir? Eserlerimde insanın kırılganlığını, sevmenin ve kaybetmenin izlerini, yalnızlığı ve yeniden ayağa kalkma mücadelesini anlatıyorum. Vermek istediğim en temel mesaj ise şu: İnsan bazen yaşadıklarından geriye kalanlarla yeniden kendini inşa eder. Çünkü her enkaz, içinde yeniden doğabilecek bir hikâye saklar. Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 7
Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız? Yazmanın benim için en zor yanı, bazen insanın kendi içinde susturamadığı duygularla yüzleşmek zorunda kalması. Çünkü bazı cümleleri yazarken yalnızca bir şeyler anlatmıyor, aynı zamanda geçmişin izlerine yeniden dokunuyorsunuz. Ben bununla başa çıkmak için duygularımı bastırmak yerine onları kelimelere dönüştürmeyi seçtim. Zamanla anladım ki bazen insanın içindeki yükü hafifleten şey, unutmak değil, anlatabilmektir.
Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz? Yazamadığım zamanlarda kendimi zorlamıyorum. Bazen kalemi bırakıp hayatı izliyorum; çünkü ilhamın her zaman yazarken değil, yaşarken de ortaya çıkabileceğine inanıyorum. İçimdeki kelimeler sustuğunda onlara zaman tanıyorum. Sonuçta bazı cümleler aceleye gelmez; insanın içinde olgunlaşmayı bekler. Ben de kelimeler yeniden yolunu bulana kadar beklemeyi öğreniyorum.
Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz? Şu an için kitaplarımı daha çok sosyal medya üzerinden tanıtmaya, özellikle Instagram aracılığıyla okurlara ulaşmaya çalışıyorum. Kitabımdan alıntılar paylaşarak, duygusunu yansıtan tanıtım içerikleri hazırlayarak ve edebiyat çevreleriyle iletişim kurarak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyorum. İlerleyen süreçte imza günleri, söyleşiler ve edebî etkinliklerle de okurlarımla bir araya gelmek istiyorum. Çünkü benim için önemli olan yalnızca kitabımın okunması değil, içindeki duyguların insanlara ulaşması.
Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz? Kitap fuarlarını, kelimelerin gerçek sahipleriyle buluştuğu özel alanlar olarak görüyorum. Bir yazar için yazdıklarının okurda nasıl bir karşılık bulduğunu görmek, belki de kelimelerinin bir başkasının hayatına dokunduğunu hissetmek çok kıymetli. Okur içinse bir eserin arkasındaki insanı tanımak, satırların hangi duygulardan doğduğunu keşfetmek anlamlı bir deneyim. Henüz bu buluşmaların heyecanını yaşamayı arzulayan bir yazar olarak, ileride okurlarımla yüz yüze gelmeyi ve kelimeler aracılığıyla başlayan bağları gerçek sohbetlere dönüştürmeyi çok isterim. Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 8
Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı? Evet, şu anda yazım aşamasında olan farklı eserlerim mevcut. Her biri, anlatılmayı bekleyen başka duyguların ve hikâyelerin izlerini taşıyor. Yeni projelerimde de insanın iç dünyasını, ilişkilerini ve hayatın insanda bıraktığı izleri farklı yönleriyle ele almak istiyorum. Benim için her yeni eser, daha önce anlatamadığım bir duyguyu keşfetmek ve kelimelerle yeni bir yolculuğa çıkmak demek. Çünkü içimde anlatılmayı bekleyen hikâyelerin henüz tükenmediğine inanıyorum.
Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir? Benim için en kıymetli geri dönüş, bir okurun yazdığım satırlarda kendisini bulduğunu söylemesidir. Çünkü bazen insanın kendi duygularından doğan bir cümlenin, hiç tanımadığı birinin kalbine dokunabileceğini düşünmek bile çok anlamlı. Henüz bu yolculuğun başındayım ve her okurun düşüncesinin benim için ayrı bir değeri var. En çok da kelimelerimin bir başkasına kendisini yalnız hissetmediğini hatırlatmasını isterim. Çünkü benim için yazmak, yalnızca anlatmak değil, insanın kalbine görünmeden dokunabilmektir.
Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Yazarlık yolculuğuna çıkmak isteyenlere tavsiyem, önce kendilerini dinlemeleri ve içlerinden gelen sesi susturmamaları. Yazmak için kusursuz cümlelere ya da büyük hikâyelere sahip olmak zorunda değiller; bazen en etkileyici satırlar, insanın içinde biriktirdiği en sade duygulardan doğar. Kendilerini başkalarıyla kıyaslamadan, yazmaktan korkmadan ve her cümlenin mükemmel olmasını beklemeden ilerlesinler. Çünkü bence yazarlık, yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil, insanın kendinden bir parçayı cesaretle kâğıda bırakabilmesidir. Unutmasınlar ki her yazarın anlatacak bir hikâyesi vardır; önemli olan, o hikâyeyi anlatmaktan vazgeçmemektir.