RÖPORTAJ: MEHMET TAYİP BİÇER

  1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
    Ben Mehmet Tayip Biçer. Kelimelerin yalnızca duyguları anlatmakla kalmayıp insanın içinde
    sakladığı, bazen kendisine bile itiraf edemediği hislere dokunduğuna inanıyorum. Yazmak
    benim için yaşadıklarımı, içimde birikenleri ve hayata dair gözlemlerimi kelimeler aracılığıyla
    anlamlandırmanın bir yolu.
    Edebiyata olan ilgim, insanın iç dünyasını keşfetme ve anlatılamayan duygulara bir ses verme
    isteğimden besleniyor. Özellikle aşk, ayrılık, özlem, yalnızlık, hayal kırıklığı ve insanın kendi
    küllerinden yeniden doğma mücadelesi yazılarımın merkezinde yer alıyor. Çünkü inanıyorum ki
    herkesin içinde başkasına anlatamadığı bir hikâye, sustuğunda bile konuşmaya devam eden
    bir tarafı vardır.
    “Enkazdan Kalan Sözler” adlı kitabım, bu duyguların ve içsel yolculuğun kelimelere dökülmüş
    hâli. Bu eserle okurun yalnızca bir şeyler okumasını değil, kendi hayatından bir parça
    bulmasını, bazen bir cümlede kendisini görmesini istedim.
    Kendimi henüz öğrenecek çok şeyi olan, kelimelerle yolculuğuna devam eden bir yazar olarak
    görüyorum. Benim için yazarlık, yalnızca güzel cümleler kurmak değil; bir insanın kalbine
    dokunabilmek, ona yalnız olmadığını hissettirebilmek ve belki de uzun zamandır içinde taşıdığı
    bir duyguyu onun adına dile getirebilmektir.
    Dilerim kalemim, yolu bir gün benim kelimelerimle kesişen insanlara kendilerinden bir iz
    bırakır.
  2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
    Yazarlığa adım atmamda tek bir olaydan ziyade, içimde zamanla biriken duyguların ve kendimi
    ifade etme ihtiyacının büyük bir etkisi oldu. Bazen insan yaşadıklarını anlatacak kelimeleri
    bulamaz; bazen de anlatmak istediklerini kimsenin tam olarak anlayamayacağını düşünür. Ben
    de zamanla fark ettim ki bazı duygular konuşarak değil, yazarak daha iyi ifade edilebiliyor.
    Benim için asıl kırılma noktası, içimde taşıdığım duyguları yalnızca kendime saklamak yerine
    onları kelimelere dökmeye karar vermemdi. Acının, özlemin, hayal kırıklığının ve yeniden
    ayağa kalkma mücadelesinin insanın içinde nasıl izler bıraktığını yazarken, yazmanın benim
    için sıradan bir uğraştan çok daha fazlası olduğunu anladım.
    Bir süre sonra şunu fark ettim: İnsan bazen kendi yaralarını anlatırken başkasının yarasına da
    dokunabiliyor. Belki de yazarlığa olan bağlılığımı güçlendiren en önemli düşünce buydu. Kendi
    iç dünyamdan çıkan cümlelerin başka bir insanın hayatında karşılık bulabilmesi, kendisini
    yalnız hissettiği bir anda ona eşlik edebilmesi…
    “Enkazdan Kalan Sözler” de bu yolculuğun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Benim için bu kitap,
    yalnızca kelimelerden oluşan bir eser değil; duyguların, suskunlukların ve insanın kendisiyle
    yüzleşmesinin bir yansıması. Yazarlığa adım atmamı sağlayan şey, aslında içimde birikenleri
    anlamlandırma isteğiydi. Bugün ise bu isteği başkalarının kalbine dokunabilecek bir edebî
    yolculuğa dönüştürmeye çalışıyorum.
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 3
  3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
    Beni ilk kez kalemi elime almaya iten, tarihini net olarak belirleyebileceğim tek bir andan
    ziyade, içimde biriken ve zamanla kelimelere dönüşmek isteyen duygulardı. Bazen insanın
    içinde öyle şeyler birikir ki onları kimseye anlatamaz; anlatsa bile eksik kalacağını düşünür.
    Ben de bazı duyguların konuşarak değil, yazarak daha doğru ifade edilebildiğini fark ettim.
    İlk zamanlarda yazmak, kendimi anlamaya çalıştığım bir yoldu. İçimdeki düşünceleri kâğıda
    döktükçe, aslında yalnızca duygularımı anlatmadığımı, kendimle de yüzleştiğimi gördüm. Her
    cümle, iç dünyamın biraz daha görünür hâle gelmesiydi. Zamanla yazdıklarımın yalnızca bana
    ait olmadığını; aşkı, özlemi, ayrılığı ya da hayal kırıklığını yaşamış başka insanların da bu
    satırlarda kendilerinden bir şeyler bulabileceğini düşündüm.
    Sanırım benim için asıl özel olan an, yazdığım bir cümlenin kendi içimde taşıdığım bir duyguyu
    benden daha iyi anlatabildiğini fark ettiğim andı. O zaman kelimelerin yalnızca bir anlatım
    aracı değil, insanın kendisine açtığı bir kapı olduğunu anladım.
    Bugün geriye dönüp baktığımda, kalemi elime almamı sağlayan şeyin yalnızca yaşadıklarım
    değil, yaşadıklarımın bende bıraktığı anlam olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen bir hikâyeyi
    yazmaya insanın hayatındaki bir olay değil, o olaydan geriye kalan sessizlik başlatır.
  4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın
    bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
    Çocukluk ve gençlik yıllarının, insanın dünyayı algılama biçiminin şekillendiği en önemli
    dönemler olduğuna inanıyorum. Okumak da bu yolculuğun önemli bir parçası. Her yazarın
    kelimelerle kurduğu bağın arkasında okudukları, gözlemledikleri ve zamanla kendi içinde
    geliştirdiği bir düşünce dünyası vardır.
    Benim yazım dilimin şekillenmesinde de insanı ve insanın duygusal dünyasını anlama isteği
    önemli bir yere sahip. Zamanla şunu fark ettim: Bir metni etkileyici kılan yalnızca kullanılan
    kelimeler değil, o kelimelerin okuyucuda uyandırdığı duygulardır. Bazen sade bir cümle, uzun
    bir anlatımdan çok daha derin bir iz bırakabilir.
    Bu anlayış, kendi yazılarımda da mümkün olduğunca içten, samimi ve duygusu güçlü bir dil
    kullanmama yön verdi. Özellikle aşk, ayrılık, özlem ve yalnızlık gibi insanın hayatında derin
    izler bırakabilen konuları ele alırken, okurun yalnızca anlatılanları anlamasını değil, o duyguları
    hissetmesini de istiyorum.
    Yazım üslubumun zaman içinde gelişmeye devam ettiğini düşünüyorum. Çünkü insan
    okudukça, gözlemledikçe ve hayatı farklı yönleriyle tanıdıkça kelimelere de başka bir gözle
    bakmaya başlıyor. Benim için edebiyat, yalnızca kitaplardan öğrenilen bir alan değil; insanı
    anlamaya çalışmanın ve hayatın görünmeyen taraflarını keşfetmenin de bir yolu.
    Bugün yazarken en çok önem verdiğim şey, kusursuz cümleler kurmaktan önce gerçek
    duygulara dokunabilmek. Çünkü okuyucunun bir metni bitirdikten sonra aklında kalan yalnızca
    kelimeler değil, o kelimelerin içinde kendisinden bulduğu parçadır.
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 4
  5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
    Ben aslında yazar olmaya karar vermedim; yalnızca içimde taşıdığım derin duyguları bir
    yerlere anlatma ihtiyacı hissettim. Daha önce yaşadıklarımı birine anlatır, içimde birikenleri
    paylaşarak hafiflemeye çalışırdım. Hiçbir zaman yazar olma hayalim olmadı. Fakat zamanla
    anladım ki bazı duyguların anlatılacak bir insana değil, kendisini anlayacak bir sessizliğe
    ihtiyacı var. Benim için o sessizlik artık bir kâğıt, bir kalem ve içimde susturamadığım
    cümlelerden ibaret. Belki de ben yazarlığı seçmedim; kelimeler, anlatamadığım ne varsa
    içimden alıp kâğıda bıraktı.
  6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem
    izlediniz?
    Bence iyi bir yazar olmanın en önemli şartı, insanın önce kendisini, sonra da başkalarını
    anlayabilmesidir. Çünkü kelimeler yazılırken yalnızca kalem konuşmaz; insanın yaşadıkları,
    hissettikleri ve sustukları da cümlelere eşlik eder. Bana göre iyi bir yazar olmak, kusursuz
    cümleler kurmaktan çok, okurun kalbinde gerçek bir duyguya dokunabilmektir.
    Ben bu yolda belirli bir yöntem izleyerek değil, içimde biriken duyguların peşinden giderek
    ilerledim. Bazen bir düşünceyi, bazen bir özlemi, bazen de kelimelere dökülmeyi bekleyen bir
    sessizliği yazdım. Yazarken kendime edebî bir kimlik kazandırmaktan çok, hissettiklerimi en
    gerçek hâliyle anlatmaya çalıştım.
    Çünkü ben yazmayı bir meslek edinme düşüncesiyle değil, içimde taşıdıklarımı anlatma
    ihtiyacıyla keşfettim. Zamanla anladım ki insanın en samimi cümleleri, kendisini saklamaktan
    vazgeçtiği anlarda ortaya çıkıyor. Benim yöntemim de tam olarak bu: Kendimi kelimelerin
    arkasına gizlemek yerine, kelimelerle kendimi anlatmak.
  7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
    Kaleme aldığım ilk kitabım “Enkazdan Kalan Sözler.” Şu an için yayımlanmış tek eserim olan bu
    kitap, içimde biriken duyguların, söylenememiş sözlerin ve insanın kendi içinde verdiği
    mücadelenin bir yansıması.
    Bu kitabı yazarken bir yazar olma düşüncesinden çok, içimde taşıdığım duyguları bir yerlere
    bırakma ihtiyacı hissettim. Zamanla o duygular sayfalara, sayfalar da bir kitaba dönüştü.
    Şu anda yayımlanmış başka bir kitabım bulunmamakla birlikte, yazım aşamasında olan farklı
    eserlerim de mevcut. Her biri, içimde anlatılmayı bekleyen başka duyguların ve hikâyelerin
    izlerini taşıyor. Benim için yazmak, bir kitabı tamamlamakla sona ermeyen; her yeni duyguyla,
    her yeni düşünceyle yeniden başlayan bir yolculuk.
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 5
  8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da
    etkenler nelerdir?
    Beni yazmaya yönlendiren en önemli etken, yaşadığım duyguların içimde bıraktığı izler ve
    onları bir yerlere anlatma ihtiyacım. Aşk, özlem, ayrılık, yalnızlık ve insanın kendi içinde verdiği
    mücadele, kalemimin en çok uğradığı duraklar. Çünkü ben duyguları yalnızca yaşandıkları anla
    sınırlı görmüyorum; asıl hikâyenin, o duygular insanın içinde kaldığında başladığına
    inanıyorum.
    Bazen bir kayıp, bazen yarım kalmış bir cümle, bazen de insanın kimseye anlatamadığı bir
    sessizlik yazmam için yeterli oluyor. Her zaman belirli bir konuyu anlatmak için kalemi elime
    almıyorum; kimi zaman kelimeler, içimde neyin biriktiğini benden önce fark ediyor.
    Benim için yazmak, yaşadıklarımı yeniden anlatmaktan çok, onların bende bıraktığı anlamı
    keşfetmek. Belki de bu yüzden eserlerimde yalnızca kendi hikâyemi değil, benzer duyguları
    yaşamış insanların da kendilerinden bir parça bulabileceği bir dünya kurmaya çalışıyorum.
    Çünkü inanıyorum ki bazı duygular kişiye özeldir ama onların bıraktığı izler hepimizin kalbinde
    birbirine benzer.
  9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen
    planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını
    çizdiği oluyor mu?
    Ben hikâyelerimi kurgularken karakterlerimin kaderini en başından tamamen belirlemiyorum.
    Bazen bir hikâyeye başlarken aklımda yalnızca bir duygu, bir başlangıç ya da anlatmak
    istediğim bir mesele oluyor. Sonrası ise yazdıkça şekilleniyor.
    Kimi zaman karakterlerimin nasıl bir sona ulaşacağını düşünsem de yazım sürecinde onların
    duyguları, yaşadıkları ve verdikleri kararlar hikâyenin yönünü değiştirebiliyor. Çünkü insanın
    gerçek hayatta bile kendi kaderini her zaman önceden bilemediğine inanıyorum. Kurguladığım
    karakterlerin de yalnızca benim çizdiğim sınırlar içinde kalmasını istemiyorum.
    Benim için yazmak, bazen bir hikâyeyi yönetmekten çok onun içinde yürümek gibi. Başlangıçta
    yolu ben belirliyorum ama ilerledikçe karakterlerimin duyguları bana yeni yollar gösteriyor.
    Belki de yazmanın en güzel tarafı, kalemi elime aldığımda hiç düşünmediğim bir duyguyla ya
    da hiç planlamadığım bir sonla karşılaşabilmek.
  10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
    Bana ilham veren şeylerin başında, hayatın insanın karşısına çıkardığı zıtlıklar geliyor. Bazen
    insan en sıcak günde üşüyebilir, en kalabalık yerde kendisini yapayalnız hissedebilir. Benim
    için de unutamadığım anlardan biri, yazın ortasında, kırk dereceyi bulan bir sıcakta titreyerek
    yürüdüğüm o gündü.
    Ankara’nın yazı kavurucu sıcak, kışı ise insanın iliklerine kadar işleyen bir ayazla geçer. Fakat
    ben, Ankara’nın o meşhur ayazında bile o yaz günü hissettiğim kadar üşüdüğümü
    hatırlamıyorum. Dışarıda güneş bütün sıcaklığıyla kendini gösterirken, ben içimde tarif
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 6
    edemediğim bir soğuklukla yürüyordum. O an anladım ki insanın içindeki mevsim, dışarıdaki
    mevsimden çok farklı olabiliyor.
    Belki de bana ilham veren tam olarak buydu: Dışarıdan bakıldığında her şeyin olağan
    göründüğü bir anda, insanın içinde kopan fırtınalar… O gün yalnızca bir sokakta
    yürümüyordum; kendi içimde, kelimelere dökemediğim duyguların arasında yol alıyordum.
    Bazen düşünüyorum da insanı yazmaya iten şey, yaşadığı olayın kendisinden çok, o olayın
    ruhunda bıraktığı iz oluyor. Benim için o kırk derecelik sıcaklıkta hissettiğim soğuk, zamanla
    kelimelere dönüştü. Belki de bazı cümleler, tam olarak böyle doğuyor: Dünya yanarken insanın
    içinde bir şeylerin donduğu anlarda.
  11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda
    sizi en çok motive eden şey nedir?
    En çok kendi içime döndüğüm, sessizliğin düşüncelerime eşlik ettiği zamanlarda üretken
    oluyorum. Özellikle geceleri, herkes kendi dünyasına çekildiğinde insanın kendi iç sesi daha
    belirgin hâle geliyor. Ben de o saatlerde duygularımı daha iyi duyuyor, onları kelimelere
    dönüştürme ihtiyacı hissediyorum.
    Yazma konusunda beni en çok motive eden şey ise içimde birikenleri birilerinin anlayabileceği
    cümlelere dönüştürme isteği. Ben yazmaya başladığımda bir gün yazar olacağımı ya da kitap
    yayımlayacağımı düşünmüyordum. Yalnızca anlatmak istiyordum. Zamanla fark ettim ki
    insanın kendisi için yazdığı bir cümle, hiç tanımadığı birinin kalbine de dokunabiliyor.
    Beni motive eden en güzel ihtimal, bir okurun kitabımdaki bir satırda kendisini bulması, belki
    de uzun zamandır kimseye anlatamadığı bir duygunun kelimelere döküldüğünü görmesi.
    Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, ona yol gösterecek bir cevap değil, hissettiklerini
    anlayan bir cümledir.
    Sanırım ben de tam olarak bu yüzden yazıyorum: İçimdeki sessizliği kelimelere dönüştürmek
    ve o kelimelerin bir gün başka bir insanın sessizliğine eşlik edebilmesi için.
  12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
    Çünkü Enkazdan Kalan Sözler, yalnızca okunacak bir kitap değil, insanın kendi içinden izler
    bulacağı bir yolculuk. Belki bir cümlede geçmişlerini, bir satırda özlemlerini, bir paragrafta
    kimseye anlatamadıkları duygularını bulacaklar. Ben onlara yeni bir hikâye anlatmaktan çok,
    kendi hikâyelerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyorum.
  13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz
    mesajlar nelerdir?
    Eserlerimde insanın kırılganlığını, sevmenin ve kaybetmenin izlerini, yalnızlığı ve yeniden
    ayağa kalkma mücadelesini anlatıyorum. Vermek istediğim en temel mesaj ise şu: İnsan bazen
    yaşadıklarından geriye kalanlarla yeniden kendini inşa eder. Çünkü her enkaz, içinde yeniden
    doğabilecek bir hikâye saklar.
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 7
  14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla
    nasıl başa çıktınız?
    Yazmanın benim için en zor yanı, bazen insanın kendi içinde susturamadığı duygularla
    yüzleşmek zorunda kalması. Çünkü bazı cümleleri yazarken yalnızca bir şeyler anlatmıyor, aynı
    zamanda geçmişin izlerine yeniden dokunuyorsunuz. Ben bununla başa çıkmak için
    duygularımı bastırmak yerine onları kelimelere dönüştürmeyi seçtim. Zamanla anladım ki
    bazen insanın içindeki yükü hafifleten şey, unutmak değil, anlatabilmektir.
  15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl
    geliyorsunuz?
    Yazamadığım zamanlarda kendimi zorlamıyorum. Bazen kalemi bırakıp hayatı izliyorum; çünkü
    ilhamın her zaman yazarken değil, yaşarken de ortaya çıkabileceğine inanıyorum. İçimdeki
    kelimeler sustuğunda onlara zaman tanıyorum. Sonuçta bazı cümleler aceleye gelmez; insanın
    içinde olgunlaşmayı bekler. Ben de kelimeler yeniden yolunu bulana kadar beklemeyi
    öğreniyorum.
  16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve
    düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar
    yapıyorsunuz?
    Şu an için kitaplarımı daha çok sosyal medya üzerinden tanıtmaya, özellikle Instagram
    aracılığıyla okurlara ulaşmaya çalışıyorum. Kitabımdan alıntılar paylaşarak, duygusunu
    yansıtan tanıtım içerikleri hazırlayarak ve edebiyat çevreleriyle iletişim kurarak daha geniş
    kitlelere ulaşmayı hedefliyorum. İlerleyen süreçte imza günleri, söyleşiler ve edebî etkinliklerle
    de okurlarımla bir araya gelmek istiyorum. Çünkü benim için önemli olan yalnızca kitabımın
    okunması değil, içindeki duyguların insanlara ulaşması.
  17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir,
    bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını
    düşünüyorsunuz?
    Kitap fuarlarını, kelimelerin gerçek sahipleriyle buluştuğu özel alanlar olarak görüyorum. Bir
    yazar için yazdıklarının okurda nasıl bir karşılık bulduğunu görmek, belki de kelimelerinin bir
    başkasının hayatına dokunduğunu hissetmek çok kıymetli. Okur içinse bir eserin arkasındaki
    insanı tanımak, satırların hangi duygulardan doğduğunu keşfetmek anlamlı bir deneyim. Henüz
    bu buluşmaların heyecanını yaşamayı arzulayan bir yazar olarak, ileride okurlarımla yüz yüze
    gelmeyi ve kelimeler aracılığıyla başlayan bağları gerçek sohbetlere dönüştürmeyi çok isterim.
    Mehmet Tayip Biçer • E-Dergi Röportajı 8
  18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz
    yeni projeleriniz var mı?
    Evet, şu anda yazım aşamasında olan farklı eserlerim mevcut. Her biri, anlatılmayı bekleyen
    başka duyguların ve hikâyelerin izlerini taşıyor. Yeni projelerimde de insanın iç dünyasını,
    ilişkilerini ve hayatın insanda bıraktığı izleri farklı yönleriyle ele almak istiyorum. Benim için her
    yeni eser, daha önce anlatamadığım bir duyguyu keşfetmek ve kelimelerle yeni bir yolculuğa
    çıkmak demek. Çünkü içimde anlatılmayı bekleyen hikâyelerin henüz tükenmediğine
    inanıyorum.
  19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan
    geri dönüşler nelerdir?
    Benim için en kıymetli geri dönüş, bir okurun yazdığım satırlarda kendisini bulduğunu
    söylemesidir. Çünkü bazen insanın kendi duygularından doğan bir cümlenin, hiç tanımadığı
    birinin kalbine dokunabileceğini düşünmek bile çok anlamlı. Henüz bu yolculuğun başındayım
    ve her okurun düşüncesinin benim için ayrı bir değeri var. En çok da kelimelerimin bir
    başkasına kendisini yalnız hissetmediğini hatırlatmasını isterim. Çünkü benim için yazmak,
    yalnızca anlatmak değil, insanın kalbine görünmeden dokunabilmektir.
  20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi
    tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
    Yazarlık yolculuğuna çıkmak isteyenlere tavsiyem, önce kendilerini dinlemeleri ve içlerinden
    gelen sesi susturmamaları. Yazmak için kusursuz cümlelere ya da büyük hikâyelere sahip
    olmak zorunda değiller; bazen en etkileyici satırlar, insanın içinde biriktirdiği en sade
    duygulardan doğar. Kendilerini başkalarıyla kıyaslamadan, yazmaktan korkmadan ve her
    cümlenin mükemmel olmasını beklemeden ilerlesinler. Çünkü bence yazarlık, yalnızca
    kelimeleri yan yana getirmek değil, insanın kendinden bir parçayı cesaretle kâğıda
    bırakabilmesidir. Unutmasınlar ki her yazarın anlatacak bir hikâyesi vardır; önemli olan, o
    hikâyeyi anlatmaktan vazgeçmemektir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir