1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Adım Elena Gavuraki. İstanbul Rumlarındanım ve neredeyse tüm hayatımı âşık olduğum bu şehirde geçirdim. Genç kızlığından beri, kadın hakları ve çocuk istismarı konularındaki farkındalıkla büyüdüm. Duygu Asena okumaya on dört yaşlarında başlamam, beni feminizm ve kadın hakları üstünde düşünceye sevk etti. Hayvan hakları hakkında da uğraşlarım oldu. Bir hayvanseverim. Evimizi üç köpek ve beş kediyle paylaşıyoruz.
2-Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Bir kırılma noktasının olduğunu söyleyemem. Küçük yaştan beri kitaplarla dolu bir evde büyüdüm. Kitapların büyük bir kısmı dedemden kalmaydı. Onların manevi ağırlığını benliğimde hissederdim. Bir gün ben de yazacağım derdim. Şimdi düşünüyorum da belki de her daim doğruyu ve ezileni savunma içgüdüm, o kitapların vicdanıma dayattığı erdemli olmak gerektiği bilincinden kaynaklanıyordur.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Kendimi bildim bileli hep günlük tuttum. Şimdi bazen okuyorum ve çok gülüyorum. Duygularımı, üzüntülerimi, hayal kırıklıklarımı, öfkelerimi hep kaleme almışım.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Bunun cevabını vermek çok zor. Kaldı ki yazı dilinin sabit kalmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Yazan birinin mutlaka yeni anlatım biçimleri bulmak için çabalaması gerektiği kanısındayım. Benim özel bir durumum vardı. İki dilliydim. Çocukken yazıda kendimi Rumcada daha iyi ifade ederken büyüdükçe kalemim Türkçeye evrildi.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yukarıda da belirttiğim gibi küçük yaştan beri hep, benim de yazdığım kitaplar olacak, derdim. Yazar oldum mu bilemem! Çünkü bazı şeylere toplum karar verir. Ancak ben küçük yaştan beri yazıyorum. Sadece bir tek deneyim yüzünden insanın yazar olması da mümkün mü, pek bilemedim açıkçası.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Dediğim gibi ben hala kendime yazar diyemezken, iyi bir yazar olduğumu iddia etmem kendini bilmezlik olur. Bu sadece benim için değil, yazı yolunda ilerleyen herkes için düşündüğüm bir kavramdır. Günümüzde şişirilen içi boş değerlere karşıyım. Ancak yazabilmek için çok okuyor olmanın şart olduğunu biliyorum. Çok okumak, epey bir düşünmek ve empati yapabilmek yazı yolunda ilerlemenin temel şartlarındandır.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk romanım, “Konağın Alfabesi” isimli bir anı romandır. Hikâye 1870’lerde Heybeliada’da geçer ve anlatıcısı bir konaktır. İkinci ve üçüncü kitaplarım umarım yakın zamanda okuyucusuyla buluşur.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Biz sevgi dolu bir toplumda büyüdük. Örneğin benim yaşadığım yörede çok renklilik hakimdi. Ermeni, Müslüman, Musevi, Levanten, Rum… Hep beraber kardeşçe yaşardık. Bir insanın ne olduğundan çok, iyi mi yoksa kötü insan mı olduğu önemliydi. Zengin, fakir diye de ayırım yapılmazdı. Ama görgüsüzlük, sonradan görmelik pek sevilmeyen özelliklerdi. Bu değerlerimizi tekrar hatırlatmak amacıyla ve çok renkliliğin yarattığı mutluluğu vurgulamak arzusuyla yazıyorum.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Tabii planlıyorum. Hikâyenin sonu bellidir. Hayalimde o zaten o şekilde yaşanmıştır. Ana çizgiler belli olsa da yazarken serbest çağrışım devreye giriyor. Bir bakmışım ki o diyalog, iç düşünce ya da yaşanmışlık düşündüğümden çok farklı bir şekilde sayfaya yansımış. Bu olduğunda seviniyorum. Yüce benliğin devreye girmiş olduğunu ve müdahale ettiğini, düşünmeden yapamıyorum.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Gündelik olaylar. Bir haber, arkadaşımın bir şakası, sokakta yaşanan bir olay. Her şey her an bana ilham verebilir. Yazarken klasik müzik dinlemek ise kelimelerimin daha kolay akmasını sağlıyor.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Bilgisayarın başına her gün oturmayı bir ilke edindim. Her gün yazamayabilir insan. Bazen tüm gün sokaklarda olsam ve koşuştursam bile… Yazmaya mecalim olmasa bile ben o bilgisayarın başına otururum ve o bana bakar ben de ona. Bir kelime bile yazamadığım dönemler olur. Ancak akşam rahat uyurum. Çünkü o yazma masasının başına oturmuşumdur.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Konağın Alfabesi bir anı roman. 1870’lerdeki İstanbul’undan bir esinti almak isterlerse okumalarını öneririm.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Çok renkliliğimizin güzelliğini. İnsanın kendine güvenmesi gerektiğini. Her konudaki fanatizmin kötü olduğunu. Empati yapabilmenin yüceliğini. Kısaca insanca yaşayabilmek için insani değerleri vurgulamak arzusuyla yazıyorum.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Zamanın çok çabuk geçiyor olması. O kadar çabuk geçiyor ki istediğim kadar kitap okuyamıyorum.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
O bilgisayarın başına yine de oturuyorum.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Yazmaya devam ediyorum. Güncel konular hakkında düşünüp, yazıyorum ve bunları sosyal medyada paylaşıyorum. Kısacası küçükken kendim için yazdığım günlüklerimi artık herkes ile paylaşıyorum. Beğendiğim organizasyonlardan teklif geldi mi de değerlendiriyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Okurlarla buluşmak çok heyecan verici. Onları tanımak, onların beni tanıması pek değerli. Kitabımı okumuş olduklarında yorumlarını almak paha biçilmez. Eleştirilerini düşünmem ve kendimi ilerletmek için bir fırsat biliyorum.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Olmaz mı? Var. Şu an bir sonraki üç kitabımı aklımda planlamış durumdayım.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Karakterlerim hakkında bazen benim hiç düşünmediğim yorumları olabiliyor. Daha önce benim hiç düşünmemiş olduğum bir perspektiften baktıklarını görmek ve benim için yeni olan bu pencereden manzarayı görmeye çalışmak beni çok heyecanlandırıyor. Yeni bir düşünce pasajının daha açılmış olması beni çok mutlu ettiği gibi çok da tatmin ediyor.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Çok değerli bir sözle büyütüldüm. “Haddini bilmek!” İnsan her konuda haddini bilmeli. Birilerine bir konuda tavsiyede bulunmak kanımca hadsizlik olur.

