ESMAÜL HÜSNANIN KAİNATTAKİ TECELLİSİ.. Ayşegül Kum

ESMAÜL HÜSNANIN KAİNATTAKİ TECELLİSİ

Allahü zülcelâl’in ikinci ismi şerifi **“er-Rahmân”**dır. Rahmân, dünyada bütün kullarına merhamet eden demektir. Müminine de merhamet eder, münafığı da rızıksız bırakmaz, kâfire de dünya nimetlerinden nasip verir. Günahkârın rızkını kesmez; ona eş verir, evlat verir. Hastalansa şifa kapılarını açar. Bu dünyada hiçbir kulunu nimetinden mahrum bırakmaz. Kul ne kadar günah işlerse işlesin, tövbe ettiğinde affeder.

Rivayet olunur ki Hz. İbrahim (a.s.) her zaman sofrasında bir misafir bulundurur, misafir gelmeden yemeğe oturmazmış. Bir gün vakit yaklaşmış ama ortalık bomboş… Dışarı çıkmış, bir misafir aramış; fakat sokaklar ıssız, in-cin top oynuyor. Tam ümidi tükendiği anda, doksan yaşlarında bir ihtiyara rastlamış. Sevinçle onu evine davet etmiş.

İçeri girip biraz sohbet etmişler. Hz. İbrahim demiş ki:

“Sen rahatına bak, ben sofrayı hazırlayıp gelirim.”

İhtiyar, “Tamam, sen gelene kadar ben de ibadetimi yapayım” demiş.

Hz. İbrahim sofrayı hazırlayıp döndüğünde bir de ne görsün: İhtiyar evin ortasında bir ateş yakmış, ona secde ediyor. Yani ihtiyar bir mecusî…

Hz. İbrahim’in yüzü değişmiş:

“Ne yapıyorsun sen? Rabbimiz Allah’tır! Eğer Allah’a iman edersen sofrada yersin, yoksa bu evden çık!” demiş.

İhtiyar başını kaldırmış ve şöyle demiş:

“Ben doksan yıllık dinimi bir sofra yemeğine değişmem.”

Çantasını toplamış, ağır adımlarla yola koyulmuş.

Tam o anda Allahü zülcelâl Hz. İbrahim’e nida etmiş:

“Ey İbrahim!

Sen kimsin ki Benim verdiğim nimetten Benim kulumu men ediyorsun?

O kulum 90 yıldır ateşe tapıyor; ben bir gün olsun rızkını kesmedim.

Ben mal verdim, evlat verdim.

Ben rızkını esirgemiyorum da, sana ne oluyor?

Git o ihtiyarı bul, gönlünü al, o sofrayı ona yedir.

Yoksa artık sen Benim Halilim değilsin.”

Hz. İbrahim’in kalbi paramparça olmuş. Pişmanlıkla yollara düşmüş, ihtiyarı nihayet bir yerde yakalamış. Yalvarmış, yakarmış, evine tekrar davet etmiş.

Mecusî ihtiyar hiddetle:

“Az önce beni evden kovdun, şimdi ne oldu da ardımdan koşuyorsun?” diye sormuş.

Hz. İbrahim, Allah’ın kendisine söylediklerini olduğu gibi anlatmış.

İhtiyarın gözleri dolmuş:

“Rabbin benim için böyle mi söyledi? Benim gibi bir mecusinin kalbini kırdın diye seni halilliğinden mi çıkaracak dedi?

Demek ki ben O’nun katında bu kadar değerliyim…”

Sonra başını yere eğmiş:

“Öyleyse ben de iman ettim. Sen beni affettiğin gibi, ben de seni affettim.”

Bu sözleri söylediği anda ruhunu Rahmân’a teslim etmiş.

İşte bu kıssadan anlaşılan hakikat, Allahü zülcelâl’in Rahmân isminin kâinattaki tecellisidir:

O, iman eden etmeyen ayrımı yapmadan rızkı verir, merhameti yayar, kapıyı açık bırakır. Çünkü Rahmân olan O’dur; kulun nefesine kadar ona ulaşan her nimet, O’nun sınırsız merhametinin eseridir.

Ayşegül Kum

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir