İçimizden Sızan
İnsan, başkasının hayatına bazen bir cümleyle dokunur.
Kimi zaman söylenen bir sözün ağırlığını yıllarca taşırız. Kimi zaman da söylenmeyen bir cümlenin yerini fark ederiz. Aradaki fark küçüktür ama bıraktığı iz aynı değildir.
Hayatın içinde hepimizin karşısına güzel şeyler çıkar. Birinin yüzünde uzun zamandır görmediğimiz bir gülümseme belirir. Bir başkasının önünde yeni bir kapı açılır. Bir emek karşılığını bulur, bir dilek gerçekleşir, bir bekleyiş sona erer.
Böyle anlarda insanın yanında bulunanların tavrı, farkında olmadan çok şey söyler.
Kimi hiç düşünmeden gülümser.
Kimi sorular sorar, ayrıntıları merak eder.
Kimi yalnızca dinler ama sevincini hissettirir.
Bir de konuşmayı başka bir yere taşıyanlar vardır.
Bunu ilk bakışta anlamak kolay değildir. Çünkü insan, karşısındakine dair iyi ihtimallere inanmayı sever. Bir sessizliğin altında yorgunluk arar, dalgınlığı başka bir şeye bağlar, eksik kalan bir cümleyi önemsememeye çalışır.
Belki de böylesi daha kolaydır.
Çünkü bazı gerçekleri kabul etmek, onları fark etmekten daha zordur.
Oysa insanın duyguları yalnızca söylediklerinde değil, davranışlarının arasındaki küçük ayrıntılarda da görünür.
Bir bakışta…
Bir cümlenin ortasında değişen ses tonunda…
Sorulması beklenen bir sorunun hiç gelmeyişinde…
Bazen küçücük bir ayrıntı, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatır.
Bunun üzerine düşününce insan ister istemez şu soruyla karşılaşıyor:
Neden başkasının mutluluğuna içtenlikle ortak olmak her zaman kolay değil?
Bir başkasının hayatında güzel bir şey olduğunda bunu kendimizden eksilen bir şey gibi görmemek…
Birinin yolunun açılmasından rahatsız olmamak…
Bir başkasının ışığının kendi ışığımızı azaltmadığını anlayabilmek…
Bunlar aslında ulaşılması imkânsız erdemler değil.
Bu kadar zor olmamalı.
Çünkü hepimiz insanız.
Hepimizin birbirine karşı görünmeyen sorumlulukları var. Hayatımızın bir döneminde birinin yoluna eşlik ediyor, başka bir dönemde başka birinin hikâyesine dokunuyoruz. Bazen bir cümleyle, bazen yalnızca varlığımızla birbirimizin hayatından geçiyoruz.
Öyleyse bulunduğumuz yerde iyi bir iz bırakmaya çalışmak neden bu kadar zor olsun?
İnsanın hayatında olabileceği en iyi insan olmaya çalışması, belki de kendisine verebileceği en sade sorumluluklardan biri.
Bunun için büyük sözlere gerek yok.
Bazen içten bir tebessüm yeter.
Bazen “Senin adına sevindim.” demek.
Bazen de hiçbir şey söylemeden, karşımızdakinin mutluluğunu gölgelememeyi bilmek.
Hayat ilerledikçe insan pek çok şeyi öğreniyor. Bazı insanları tanıyor, bazılarını yeniden tanıyor. Bazen yıllardır bildiğini sandığı bir duygunun başka bir yüzünü görüyor.
Sonra şunu fark ediyor:
İnsanları anlamak yalnızca onların size nasıl davrandığıyla ilgili değil. Onların, başkalarının hayatına nasıl baktığı da çok şey söylüyor.
Belki bu yüzden yaş aldıkça beklentilerimiz azalıyor ama fark ettiklerimiz çoğalıyor.
Kimin yanında rahatça gülebildiğimizi…
Kimin sevincine gerçekten ortak olabildiğimizi…
Ve en önemlisi, başkasının mutluluğuna dokunmadan da onun yanında durabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu.
Sonunda insanın elinde çok basit bir ölçü kalıyor:
Hayatına dokunduğun insanların yükünü ağırlaştırıyor musun, yoksa biraz olsun hafifletiyor musun?
Belki bütün mesele bundan ibaret.
Çünkü hepimiz bu hayattan geçiyoruz.
Ve madem birbirimizin hikâyesinde kısa ya da uzun bir yerimiz var, hiç değilse o hikâyenin kötü cümlesi olmamaya çalışabiliriz.
İnsan olmak belki de önce burada başlıyor.

1 Comment