GÜLCAN YENİCİ : KOCAELİ_ HARİKALAR SAHİLİ

YEMYEŞİL BİR KENT: KOCAELİ

Derince Harikalar Sahili / Ormanya Hobbit Evleri / Maşukiye / Sapanca

Bir nisan ayı sabahının en erken saatleri bugün. Ve biz çocuklarımla birlikte; Marmara Bölgesi’nin ve Türkiye’nin en önemli endüstri ve ticaret merkezlerinden biri olan KOCAELİ şehrini gezmek için turumuza başlamış bulunuyoruz. Hava oldukça sisli, kapalı ve bulutlu; hafif yağmur damlaları eşlik ediyor bize. Soğuk diyemem, sıcaklık 17-18 °C arası. Tam gezilmesi oldukça keyifli bir gün diye düşünüyorum. Yağmur hızlı bir şekilde yağmazsa iyi olur yine de.

Asya ile Avrupa arasında; çok önemli kara ve demir yollarının kesiştiği, eski bir uygarlığın beşiği olan bir kent. Neredeyse Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip (“İnsan bile eksen, insan bitecek” denir ya, o derece yani). Her yerde SU… Her yerde bir şelale… Adeta cennet gibi. Aynı zamanda şehirde pembe pembe, mor mor çiçekli ağaçların ve sayısız bitki ile hayvan türlerinin bulunduğu; Ormana, Kartepe Kayak Merkezi, Hereke, Maşuk iye, Sapanca Gölü ve Derince Harikalar Sahili’ne de sahip harika bir yer…

Kocaeli, İlk Çağ’da “Bitinya” (Bithynia) adı verilen bir devletin egemenliğindeymiş. Bitinyalılar uzun süre politik ve zeki davranmasını başarsa da yine de sonlarını engelleyememişler. Bu bölgede kurulan kentler sırasıyla Olbia, Astakos, Nikomedia, İznikmid, İzmid ve Kocaeli adını almış.

Bugün Kocaeli’ne YAĞMURLA, bereketimizle geldik. SU, insan hayatının olmazsa olmazıdır. Kocaeli de her zaman SU varlığı ile meşhur olmuş; bu da ticareti elverişli kılıp gelişmesini, sürekli gelişmesini sağlamıştır. Bu kadar bol olması, Körfez olması, gemilerin yanaşması, İstanbul’a yakınlığı, ilk kâğıt üretim tesisi olan İzmit kâğıt fabrikaları, ulaşım imkânlarının çeşitliliği, sürekli TİCARET, ALIŞVERİŞ ve SICAK PARA çok büyük ŞANS getirmiş kente.

Tarih kitapları 5 dönemde incelemiş tarihçesini:

  1. Tarih Öncesi ve Nikomedia Dönemi
  2. Roma – Bizans Dönemi
  3. Selçuklu Dönemi
  4. Osmanlı Dönemi
  5. Cumhuriyet Dönemi

Tarih öncesi dönemden biraz bahsettim size. O dönemde Trakya’dan gelen Megaralılar da İzmit Körfezi’nin güneyine yerleşerek Astakos adı verilen bir kent kurmuştur. Bitinya Krallığı yıkılıncaya kadar başkent kalacak bu kente, kurucusundan dolayı Nikomedia adı verilmiş. Fakat çoğu uygarlıkta olduğu gibi Romalılar bunları da eksiltmiş ve kent bu döneminde önemini yitirmişse de 3. dönem olan Selçuklu zamanında yeniden hayat bulmaya çalışmış, bu kez de Haçlı Seferleri’nden yıpranma payını almıştır. 4. dönemde Nikomedia Osmanlı egemenliğine geçince önce İznikmid, sonra da İzmid (İzmit) adı verilmiştir. Şehir, 1888 yılında bağımsız sancak olmuş; Akçakoca manasına gelen KOCAELİ adını almıştır.

İzmit / Kocaeli denilince sizlere HEREKE’den de bahsetmek istiyorum. Hereke, Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı bir semt. Çoğumuz biliyoruz ki bu isim söylenince ilk aklımıza gelen halılar oluyor.

  • En kaliteli,
  • En renkli,
  • Görkemin simgesi,
  • Geleneksel Anadolu’nun en nadide motifli örnekleri…

Yüzyıllara meydan okuyan HEREKE HALILARI…

Türkiye’nin ilk modern fabrikalarından biri olması, el yapımı olması, tekniğinde çift düğüm ve birinci sınıf ipek kullanılarak örülmesi onu uzun ömürlü, tüm dünyada tanınan bir marka hâline getirmiş ve ülkemize saygınlık kazandırmıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde I. Dünya Savaşı’nın yıkımlarından Türkiye’nin her köşesinde olduğu gibi Kocaeli de nasibini almışsa da, başta da anlattığım gibi ana kaynağının SU olması nedeniyle gelişimini her zaman yenilemiş, tıpkı bir ANKA kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır kent. İğne yapraklı ağaçlarla birlikte kışın bile yeşil… Yaz, kış YEMYEŞİL. Her yerinden fışkıran şelalelerinin muazzam sesini dinleyebileceğimiz, bugün “İyi ki gezip görmüşüm” diyebileceğim, keyifle gezdiğimiz, adı gibi KOCAMAN ayağa dikilmiştir KOCAELİ…

DERİNCE HARİKALAR SAHİLİ

Kocaeli’ne girer girmez yağmurla ve yeşille birlikte sanayi havasını da teneffüs ettikten sonra, Derince’nin en güzel yerlerinden biri olan, 30.000 metrekarelik bir alanda kurulan mesire ve dinlenme yeri, ilk durağımız olan Derince Harikalar Sahili’ne ulaştık.

Sahile birden fazla giriş var; biz merdivenli yolu tercih ettik. Bizi küçük bir tünele bağladı, oradan da sahile indik. 2006 yılında ziyarete açılan Tema Park’ta gerçek boyutlu heykeller var: Şirinler, Rapunzel, Fred Çakmaktaş ve birçok masal kahramanı… 7’den 77’ye herkesin ilgisini çeken bu yer, bize de bambaşka, nostaljik bir ortam sundu. Masallarla birlikte gerçek dünyaya bir geçiş yaptık.

Sahili ise çevre ödülü almış. Denizin kenarında dalga seslerini dinleyip çayımızı yudumlamak, uzaklara, çok uzaklara bakmak ve puslu bir havada manzarayı izlemek oldukça keyifli ve huzur vericiydi…

ORMANYA / HOBBİT EVLERİ

Cennetten bir köşe… Harikalar Sahili’nden ayrılıp Ormanya’ya giderken; yüksekliği yaklaşık 1600 m civarında olan, Kocaeli’nin en yüksek tepesini parmağıyla gösterip Türkiye’nin sayılı kayak merkezlerinden biri olan Kartepe’yi anlattı rehberimiz. Bir günde dört mevsimin yaşandığı ender yerlerden biriymiş. Tıpkı Uludağ gibi şehre çok yakınlığından, çok tercih edildiğinden, her yıl binlerce kayak tutkununu ağırladığından, çok güzel kar tuttuğundan ve doğal güzelliklerinden bahsetti. Fiyatların oldukça yüksek meblağlarda seyrettiğini söyleyip bitirdi cümlelerini… “İleriki bir tarihte giderim bir gün” diye içimden geçirip Kartepe için bir dilek diledim.

Konuşulanları dinlerken yol boyunca eşsiz güzelliklere dalıp Ormanya (Uzuntarla) Tabiat Parkı Doğal Yaşam Alanı’na geldiğimizin farkına bile varamadım. İçeriye girerken müthiş bir duygu kapladı her yanımı. O muhteşem ağaçların göğe uzanan sarmal sarmal dalları, güneşin o dallar ve yapraklar arasından sızan ışık hüzmeleri, kuş sesleri, su sesleri ve doğanın tılsımlı, ormanın o büyülü sesi… Mis gibi tertemiz bir hava. Yeşilin bütün tonları ve sayısız bitki ile hayvan çeşitliliği…

Bu güzelim, canım orman; sanırım bu dünyada beni benden alan ya da beni kendime getiren, cezbeden, hiçbir şeyle değişmek istemeyeceğim, adını koyamadığım yegâne güzellik.

Ormanya; dünyanın en büyük 3., Avrupa’nın ise 1. büyük doğal yaşam alanıymış. Oldukça şaşırdım doğrusu. İki bin dönümlük bir alana kurulmuş olmasına rağmen oldukça kalabalıktı; öyle ki Hobbit evlerinde fotoğraf çekilmek için sıra bile gelmedi, düşünün yani. Benim oğlan da iki metre boyuyla tam da bu sırada esprisini patlattı yine: “Amaaan, benim için bütün evler Hobbit zaten!” demez mi? 😄

İçerisinde çocuk hayvanat bahçesi, mesire alanları, kamp alanları, kütüphane, orman köyü, doğa okulu, doğa etkinlikleri, vahşi yaşam alanı ile binlerce bitki çeşitliliği ve binlerce hayvan türüne ev sahipliği yapıyor. Doğal yaşam alanında oldukça modern tesislerin bulunduğu; çok yönlü, büyük, güzel ve muhteşem bir gezinti alanı.

MAŞUKİYE (Cam Teras) SAPANCA GÖLÜ   

                Bizim yeşilimiz görülmeye değer gerçekten. Bunca yeşilliğin ve şelalelerin arasında bir de yemek molası vermeyelim mi?   Yemek için Maşukiye’ye doğru yol alırken, adının ilginçliğinden bahsettik. Hikaye işte, Aşuk ve Maşuk birbirlerini çok seven iki sevgili imiş. Aşuk’un gözü Maşuktan başka hiç kimseyi görmez. Baktığı her yerde onu, duyduğu her seste onu yaşarmış. Öyle aşıkmış ki, yemeden içmeden kesilmiş. Fakat standart işte,  aileleri bu aşka izin vermeyip karşı çıkmış. Deli gönül aileyi dinler mi? Ne kadar karşı çıkılsa da, aşıklar gizli gizli buluşur, birbirlerine sevgilerini fısıldarlarmış. Bu sevgi o kadar büyük o kadar yüceymiş ki, buluştukları yerlerde şelaleler bile şahitlik yapar,  alkış tutarlarmış aşklarına. Biz olmayı başarabilen nadir sevgililerin hikayesiymiş onların ki…
         Kartepeden gelen kar suları besliyor Maşukiye nehrini. Gerçekten de nehir kenarında yeşil ve mavinin bütün tonlarının bulunduğu bir şelale üzerine kurulmuş, açık hava bir Restoran da unutulmayacak bir anbiansta yedik yemeğimizi…    Ardından Maşukiye Ayrı Gezegen Cam Terastan Sapanca manzarasını izlemek için çıktık yola.  Son zamanlarda turizmde oldukça revaçta cam teraslar. Yerden yüksekliği 185 m. Yürümekte biraz zorlansam da Sapanca Gölünü ve dağları aynı anda görmek, tıpkı bir yağlı boya tablo gibi muazzam bir görsel şölen sundu bize. Sırada eğlence merkezi var ama o kadar yorulmuşukki, burada kendimizde pek enerji bulamadık dersem yalan olmaz. Fiyatlarda oldukça yüksek doğrusu.  Son durağımız Sapanca Gölüydü. Vardığmızda yağmur hızını biraz arttırsa da, alışveriş ve hediyelik eşya stantlarını gezmekten alıkoyamadı bizleri. Burada hâlâ faytonların oluşu dikkatimi çekti. Sapanca Göl kenarında çayımızı içip, manzarayı izleyip, yağmurla geldiğimiz  Kocaeli’nden İYİKİLERİ cebimize koyup yağmurla dönmek için otobüsümüzde yerimizi aldık

MAŞUKİYE (CAM TERAS) VE SAPANCA GÖLÜ

Bizim yeşilimiz görülmeye değer gerçekten. Bunca yeşilliğin ve şelalelerin arasında bir de yemek molası vermeyelim mi?

Yemek için Maşukiye’ye doğru yol alırken adının ilginçliğinden bahsettik. Hikâye işte; Aşuk ve Maşuk, birbirlerini çok seven iki sevgiliymiş. Aşuk’un gözü Maşuk’tan başka hiç kimseyi görmez; baktığı her yerde onu görür, duyduğu her seste onu yaşarmış. Öyle âşıkmış ki yemeden içmeden kesilmiş. Fakat klasik bir durum işte, aileleri bu aşka izin vermeyip karşı çıkmış. Deli gönül aileyi dinler mi? Ne kadar karşı çıkılsa da âşıklar gizli gizli buluşur, birbirlerine sevgilerini fısıldarlarmış. Bu sevgi o kadar büyük, o kadar yüceymiş ki buluştukları yerlerde şelaleler bile şahitlik yapar, alkış tutarlarmış aşklarına… “Biz” olmayı başarabilen nadir sevgililerin hikâyesiymiş onlarınki…

Kartepe’den gelen kar suları besliyor Maşukiye Nehrini. Gerçekten de nehir kenarında, yeşil ve mavinin bütün tonlarının bulunduğu bir şelale üzerine kurulmuş açık hava bir restoranda, unutulmayacak bir ambiyansta yedik yemeğimizi…

Ardından Maşukiye Ayrı Gezegen Cam Teras’tan Sapanca manzarasını izlemek için çıktık yola. Son zamanlarda turizmde oldukça revaçta cam teraslar. Yerden yüksekliği 185 metre. Yürümekte biraz zorlansam da Sapanca Gölü’nü ve dağları aynı anda görmek, tıpkı bir yağlı boya tablo gibi muazzam bir görsel şölen sundu bize. Sırada eğlence merkezi var ama o kadar yorulmuşuz ki burada kendimizde pek enerji bulamadık dersem yalan olmaz. Fiyatlar da oldukça yüksek doğrusu. Son durağımız Sapanca Gölü’ydü. Vardığımızda yağmur hızını biraz artırsa da alışveriş ve hediyelik eşya stantlarını gezmekten alıkoyamadı bizleri. Burada hâlâ faytonların oluşu dikkatimi çekti. Sapanca Göl kenarında çayımızı içip manzarayı izleyerek, yağmurla geldiğimiz Kocaeli’nden “iyi ki”leri cebimize koyup yine yağmurla dönmek üzere otobüsümüzde yerimizi aldık.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir