Siyah Kalemden Son Bir Çığlık
Çocuklar ölmesin…
Bir anne olarak soruyorum.
İnsanlar ne zaman birbirine bakmayı bıraktı?
Ne zaman yanımızdaki çocuğun derdini görmez olduk?
Ne zaman bir annenin, bir babanın çocuğuna sahip çıkması sadece “Benim çocuğum” demekten ibaret oldu?
Bir çocuk büyütmek sadece onu dünyaya getirmek değildir.
Onun elinden tutmaktır.
Onu dinlemektir.
Kimlerle arkadaş olduğunu bilmektir.
Telefonunda ne yaptığını merak etmektir.
Sosyal medyada ne paylaştığını görmektir.
Gece eve geldiğinde “Nasılsın?” diye sormaktır.
Ama bugün bazı çocuklar anne babalarının yanında bile yalnız.
Çocuklar videolar çekiyor. Fotoğraflar paylaşıyor. Yaşlarının çok üzerinde davranmaya çalışıyorlar. Kendilerini göstermek, beğenilmek, fark edilmek istiyorlar.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bakıyoruz.
Sonra geçiyoruz.
Bir video görüyoruz, birkaç saniye sonra unutuyoruz. Bir haber görüyoruz, üzülüyoruz, sonra hayatımıza devam ediyoruz.
Ama o haberin içinde bir anne var.
Bir baba var.
Bir ev var.
Bir çocuğun yatağı var.
Bir daha açılmayacak bir kapı var.
Bir daha dönmeyecek bir çocuk var.
Bunu neden unutuyoruz?
Çocuklar ölürken biz hâlâ birbirimize “Beni ilgilendirmez.” diyorsak, yarın kimin çocuğunu kaybedeceğiz?
Bugün başkasının çocuğu diye baktığın çocuk, yarın senin çocuğunun yanında olabilir.
Bugün “Bana ne?” dediğin olay, yarın senin kapını çalabilir.
İşte insan bunu anlamıyor.
Herkes birbirinden uzaklaşıyor.
Komşu komşunun çocuğunu tanımıyor.
Akraba akrabanın derdini bilmiyor.
Anne çocuğuna yetişemiyor.
Baba çocuğuyla konuşmaya zaman bulamıyor.
Çocuk ise kendisini internetin, sokakların ve yanlış insanların arasında buluyor.
Sonra bir gün bir haber geliyor:
“Bir çocuk hayatını kaybetti.”
Hepimiz üzülüyoruz.
Ama ben soruyorum:
O çocuk ölmeden önce neredeydik?
Onu kim dinledi?
Kim fark etti?
Kim “Bu çocuk iyi değil.” dedi?
Kim elinden tuttu?
Kim ona “Ben buradayım.” dedi?
Yoksa hepimiz sadece öldükten sonra mı değer veriyoruz?
Bir çocuğun eline silah geçiyor.
Bir başka çocuğun eline bıçak geçiyor.
Çocuklar birbirlerine zarar veriyor.
Sonra anne babalar ağlıyor.
Ama bazı şeyler ağlamakla geri gelmiyor.
O yüzden anne babalara sesleniyorum:
Kendinize gelin.
Çocuğunuzun sadece karnını doyurmayın.
Ruhunu da doyurun.
Sadece üstüne kıyafet almayın.
Kalbine güven verin.
Sadece okul masrafını düşünmeyin.
Kimlerle arkadaş olduğunu da düşünün.
Sadece “Benim çocuğum yapmaz.” demeyin.
Çocuğunuzu tanıyın.
Çünkü bazen en büyük tehlike dışarıda değil, çocuğunuzun içine attığı ve size anlatamadığı şeylerdedir.
Ve çocuklara da sesleniyorum:
Siz değersiz değilsiniz.
Birileri sizi beğensin diye kendinizi göstermek zorunda değilsiniz.
Birileri size mesaj atsın diye kendinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz.
Birileri sizi sevsin diye sınırlarınızı aşmak zorunda değilsiniz.
Sizi gerçekten seven insan, sizi tehlikeye atmaz.
Sizi gerçekten seven insan, size zarar vermez.
Sizi gerçekten seven insan, sizin hayatınızı karartmaz.
Ama çocuk bunu nereden bilecek?
İşte burada anne baba devreye girecek.
Burada öğretmen devreye girecek.
Burada komşu devreye girecek.
Burada toplum devreye girecek.
Hepimiz birbirimize sahip çıkacağız.
Çünkü çocuk yalnızca kendi ailesinin çocuğu değildir.
Bir çocuğun başına gelen kötülük, aslında toplumun yarasına dönüşür.
Bir öğretmen öldüğünde sadece o öğretmenin ailesi ağlamaz.
Bir çocuk öldüğünde sadece annesinin yüreği yanmaz.
Hepimizin içinden bir parça eksilir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Birbirimizi suçluyoruz.
Birbirimize bağırıyoruz.
Birbirimizi küçümsüyoruz.
Birbirimize sırtımızı dönüyoruz.
Oysa belki de artık yapmamız gereken şey çok basit:
Birbirimize dönmek.
Bir annenin başka bir anneye…
“Sen nasılsın?” demesi.
Bir babanın başka bir babaya…
“Çocuğun nasıl?” diye sorması.
Bir öğretmenin bir çocuğa…
“Ben seni görüyorum.” demesi.
Bir komşunun…
“Bir şeye ihtiyacın var mı?” demesi.
Belki de çocukların en çok ihtiyacı olan şey budur:
Görülmek.
Duyulmak.
Sevilmek.
Korunmak.
Devlet de artık çocukları korumak için daha güçlü adımlar atmalı. Aileler yalnız bırakılmamalı. Çocukların internet ortamında karşılaşabileceği tehlikelere karşı daha ciddi önlemler alınmalı. Şiddetin, silahın ve çocukları hedef alan içeriklerin önüne geçilmeli.
Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz.
Onları kaybedersek geleceğimizi kaybederiz.
Hepimiz “Ben ne yapabilirim ki?” diye düşünürsek hiçbir şey değişmez.
Ama herkes kendi kapısının önündeki çocuğa, kendi ailesine, kendi komşusuna, kendi çevresine biraz daha dikkat ederse belki bir çocuğun hayatı değişir.
Belki bir çocuk kurtulur.
Belki bir anne evladına daha sıkı sarılır.
Belki bir baba çocuğuyla ilk defa gerçekten konuşur.
Belki bir öğretmen bir çocuğun sessizliğinin ardındaki çığlığı fark eder.
Belki bir insan, “Bana ne?” demek yerine “Ben ne yapabilirim?” der.
İşte o zaman bir şeyler değişmeye başlar.
Çünkü kıyamet sadece dünyanın sonu değildir.
Bir annenin evladını kaybettiği gün, onun dünyası da yıkılır.
Bir çocuğun umutları söndüğünde, onun küçük dünyasında da bir kıyamet kopar.
Biz daha fazla çocuğun dünyasını yıkmadan önce birbirimize dönmeliyiz.
Birbirimize bakmalıyız.
Birbirimizi duymalıyız.
Birbirimizi korumalıyız.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
Ve o zaman elimizde sadece bir fotoğraf kalır.
Bir video kalır.
Bir isim kalır.
Bir anne-babanın yüreğinde dinmeyen bir acı kalır.
Ve hepimiz birbirimize aynı soruyu sorarız:
“Biz bunu neden daha önce fark etmedik?”
Ben artık bu soruyu sormak istemiyorum.
Çocukların ölüm haberlerini görmek istemiyorum.
Annelerin ağıtlarını duymak istemiyorum.
Babaların çaresizliğini görmek istemiyorum.
Çocukların ellerinde silah, bıçak görmek istemiyorum.
Çocukların sevgiyi yanlış yerlerde aramasını istemiyorum.
Çocukların kendilerini kanıtlamak için kendilerinden vazgeçmesini istemiyorum.
Ben çocukların çocuk kalmasını istiyorum.
Koşsunlar.
Gülsünler.
Oynasınlar.
Sevilsinler.
Okusunlar.
Hayal kursunlar.
Ve en önemlisi…
Eve sağ salim dönsünler.
Bunun çok büyük bir dilek olmaması gerekir.
Bu, her çocuğun hakkıdır.
O yüzden anneye de babaya da öğretmene de devlete de topluma da sesleniyorum:
Artık birbirinize dönün.
Çocuklarımıza dönün.
Onları görün.
Onları duyun.
Onları koruyun.
Çünkü bir çocuğu kaybettiğimizde sadece bir çocuğu kaybetmiyoruz.
Bir geleceği kaybediyoruz.
Allah çocuklarımızı korusun.
Allah annelere babalara güç versin.
Ve Allah bize, birbirimize sırtımızı dönmeden önce birbirimize sahip çıkmayı nasip etsin.
Çünkü belki de hâlâ geç değildir.
Belki hâlâ bir çocuğun elinden tutabiliriz.
Belki hâlâ bir hayat kurtarabiliriz.
Belki hâlâ birbirimize insan olduğumuzu hatırlatabiliriz.
Ve ben…
Siyah Kalem…
Bugün son kez yazıyorum.
Kalemimi bırakıyorum.
Ama keşke bu son yazım, çocukların ölmediği bir dünyanın başlangıcı olsa.
Bitti.
Siyah Kalemden…
Nazmiye Yılmaz…
