KÜÇÜK ÇİY TANESİNİN HİKÂYESİ
Küçük çiy tanesinin gözyaşları kadar buğuluydu hayatı, küçük bir kapının ardından bakmak gibi umarsızdı zaman… Yanlış öğretilmişti bazı güzellikler, en iyisi olmak derken kuralsız, koşulsuz harcamak zannedilmişti zaman… Hâlbuki en kısıtlı kaynakken onu çoğaltmak gerekirdi yaşarken…
Çiy tanesi kendine zaman tanımak dururken karanlıklarda üzerini örtmek sanıyordu, ısınmanın fayda getirdiğine inanıyordu. Hâlbuki eritiyordu çoğu zaman onu tutkulu yokuşları. Zamanla kristal kadar parlak bir kalbe sahip oldu, doğacak ilk güneşle birlikte eriyeceğini düşünmeden tüm gücüyle sevdi çiçekleri, tohumları, çimenleri… Güneşe karışırken tozu dumanı, buharlaşmaktan öteye geçmedi hevesleri.
Soğukla birlikte zeminde doğmuştu bir seher vakti, su kadar akıcı değildi ya da dolu kadar kütleli… Kendisini dolu gibi fırtına bulutlarına alışık zannediyordu hâlbuki ilk güneşle birlikte buharlaşıp gidecekti.
Bazı sevgilerde böyledir, narin, kırılgan ve gözleri nemli. Havadan nem kapar hemen kirpikleri, ses yükselse dışarıda çiy dolar hisleri. Kuvvetli fırtınalara dayanıklı değildir diye incitmez yüreğini…
Bir yaprağın üzerinde başlayan bir öyküde, gökyüzüne doğru güneşe yakınlaşmasıyla buharlaşır çiy tanesi, yaşadığı kısa hikâyesi kocaman bir asır gibi…
Nereden hatırlandı bu satırlar, kimi anlattı bilinmez ama biraz farkındalıkla bakarsak böyle insanlarla karşılaşmışızdır hayatımızda… Varlığı hayatımıza yük getirmeyen, hayatımızda kendisinden güçlü yükleri göğüslemeyi amaç edinen, ama bir gün bir yerlerde geri çekildiğinde en fazla kaosu yaşayacağınız türden.
İşleriniz karmakarışık bir hale geldiğinde, sıcacık bir tebessümle enerji kazanmanız gerektiğinde, biraz düzene ihtiyacınız olduğunda ya da bir dostla birer fincan kahve yudumlarken… En fazla ihtiyacınız olan anda hayatınızı bir nebze hafifleten ve sizi serinleten o çiy tanesi aklınıza geldiğinde bakışınızı biraz yükseğe kaldırıp, umut istediğinizde önce kendi davranışlarınızı gözlemleyin, sonra da ben bu iyi niyete hazır mıyım? Diye sorun kendinize.
Eğer bir gün öykünün bir yerinde hayatınıza çiy tanesi gibi insanlar girdiyse haddinde yaşanmamış her duygunun onu yok sayacağını unutmamalısınız. Çokça sevgi, bazen çokça fedakârlık ister ve bu yüzden bilmelisiniz ki en baştan su damlasının zamanla neye dönüşeceğini ve ona nasıl davranacağınızı bilmezseniz böyle bir hikâyede kaybeden hep en az iki kişi olacaktır. Siz, o ve sizinle yolunuza devam edenler iyi ya da kötü bir şekilde etkilenecektir bu hikâyeden…
Gülcihan Sinem ÖZTÜRK
Öğretmen/Şair/Yazar
