
1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
“Ben Hale Körük. 24 yaşındayım. Karaman’ın Sarıveliler ilçesine bağlı Dumlugöze Köyü’nde doğup
büyüdüm. İlk ve orta öğrenimimi bu huzurlu köyde tamamladım. Şu an Atatürk Üniversitesi Sosyal
Hizmetler Bölümü’nde eğitimime devam ederken, bir yandan da edebiyat ve yayıncılık alanındaki
çalışmalarıma odaklanıyorum.”
2📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Yazarlığa yönelmemde tek bir keskin dönüm noktasından ziyade, çocukluğumdan beri içimde
büyüyen o bitmek bilmeyen anlatma isteği etkili oldu. Kendimi bildim bileli yazan, kelimelerle bağ
kurmayı seven bir çocuktum. Bu sessiz tutkumun ilkokul ve ortaokul yıllarımda kıymetli
öğretmenlerim tarafından fark edilmesi ve onların içten desteği, benim için asıl kırılma noktasıydı.
Onların ‘yazmalısın’ dediği o küçük cesaretlendirmeler, zamanla masal tadında küçük yazılara, o
yazılar da bugün tuttuğum kitaplara dönüştü. Yani yazarlık benim için sonradan seçilen bir yol değil,
çocukluğumdan beri içinde yürüdüğüm bir yolculuk oldu.”
3📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Resmi olarak basılan ilk eserim ‘Baba Ben Çocuğum’. Ancak yazarlık serüvenimde yer alan ‘Hasbihal’
kitabımın yeri ve oluşum süreci bambaşkadır.
Hasbihal, diğer çalışmalarım gibi belirli bir zaman diliminde yazılıp bitirilmedi; o, yıllarca süren bir
birikmişliğin, hayata dair gözlemlerimin, heybemde biriktirdiğim duyguların ve düşüncelerin bir
mahsulü. Uzun yıllar boyunca kaleme aldığım yazılar arasından seçtiğim ve olgunlaştığına inandığım
metinlerin bir araya gelmesiyle oluştu. Dolayısıyla ‘Baba Ben Çocuğum’ ilk basılan eserim olsa da,
‘Hasbihal’ yazarlık yolculuğumun en uzun soluklu ve sabırla bekletilmiş yansımasıdır.
4📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
‘Baba Ben Çocuğum’ benim için sadece bir kitap değil, omuzlarımda taşıdığım büyük bir sorumluluktu.
Yazarken tek amacım bir eser ortaya koymak değil; insanların yalnızlığına, çaresizliğine ve dökülen
gözyaşlarına ortak olabilmek, onlara bir parça umut sunabilmekti. Bu niyetle yola çıktığım için o
insanları bulmak, hikâyelerine dokunmak ve onları kağıda dökmek hem duygusal hem de fiziksel
olarak büyük bir emek gerektirdi.
Belki de en unutulmaz olanı, bu kitabı imkansızlıklar içinde ortaya çıkarmaya çalışmaktı. O dönemde
bir bilgisayarım bile yoktu; maddi imkanlarımın kısıtlı olduğu bir zamanda, tüm o satırları defterlere,
kağıtlara tek tek, adeta ilmek ilmek işledim. Bu yüzden o kitabı nihayet elimde tuttuğum an
hissettiklerim sadece basit bir mutluluk değildi. O an; bir başarma hissinin, sabrın ve en önemlisi
‘niyetin’ somutlaşmış haliydi. Bütün o zorlukların sonunda, hedeflediğim kalplere dokunabildiğimi
görmek, tüm duyguların ötesinde bir huzurdu.
5📌 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
“Eserlerimin ruhunda hiç sönmeyen bir kandil gibi yanmaya devam eden en temel tema
**’umut’**tur. Kendi hayatımda en karanlık, en çıkmazda hissettiğim anlarda bile o umut ışığını hep
açık tutmaya gayret ettim; bu yüzden kalemimin en büyük gayesi de okura o ışığı ulaştırmak, her şeye
rağmen umut etmeyi aşılamaktır.
Tematik olarak ise özellikle toplumsal meseleleri, kanayan yaralarımızı merkeze alıyorum. İki
kitabımda da yer verdiğim çocuk gelinler meselesi, kız çocuklarının eğitimi ve her fırsatta altını
çizdiğim okuma tutkusu, eserlerimin ana sütunlarını oluşturuyor. Beni yansıtan karakterlere gelince;
kurgu türündeki eserim olan **’Meryem’**de, benden izler taşıyan, ruhumun farklı duraklarından
parçalar bulunduran karakterlerim mevcut. Oradaki karakterlerin hayata bakışında veya dert
edinişinde kendimden pek çok yansımaya rastlamak mümkün.”
6📌 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Evet, çoğu zaman karakterlerimde kendimden izlere rastlıyorum; ancak bu süreç sadece benim onlara
bir şeyler katmamla sınırlı kalmıyor. Bazen öyle anlar oluyor ki, karakterler zihnimde kendi seslerini
buluyor ve adeta bana yol göstermeye başlıyorlar.
Kendi kaleme aldığım bir karakterin sabrından, olaylara bakışından veya zorluklar karşısındaki
direncinden bir şeyler öğrendiğim, onlarla dertleşirken kendi iç dünyamda yeni kapılar araladığım
oluyor. Dolayısıyla bu, karşılıklı bir etkileşim; ben onlara ruhumdan bir parça, bir duygu aktarırken;
onlar da bana bazen hiç bakmadığım bir pencereden bakmayı, hiç tanımadığım bir hissiyatı
keşfetmeyi öğretiyorlar.
7📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
“Bugüne kadar her biri farklı bir yaraya merhem olma niyetiyle doğan dört eserim okurla buluştu:
Baba Ben Çocuğum: Toplumun kanayan yarası olan ‘çocuk gelinler’ meselesini merkeze alan,
çocukluğunu yaşayamadan ağır yüklerin altına girenlerin sessiz çığlığını duyurmaya çalıştığım bir eser.
Meryem: Ücra bir dağ köyünde görev yapan bir öğretmen ile on üç öğrencisinin hikâyesini anlatıyor.
Kitabın kalbinde ise 13 yaşındaki öğrencim Meryem’in acı dolu yaşamı ve yine çocuk gelin teması
üzerinden toplumsal bir gerçeklik yatıyor.
Hasbihal: Adı gibi okurla samimi bir dertleşme, bir gönül bağı kurma çabası. İçinde hayata dair
denemelerden şiirlere kadar pek çok durak var. Kimi zaman kalbi ısıtan ve acıya ortak olan bir sarılış,
kimi zaman ise gerçekleri tokat gibi çarpan bir farkındalık yolculuğu.
Hilalin Emanetleri: Benim ‘boynumun borcu’ dediğim en kıymetli emanetim. Bu vatanın ve gölgesinde
huzurla yaşadığımız al bayrağın bedelini canıyla, kanıyla ödeyen aziz şehitlerimizin hatırasını anlatıyor.
Amacım, konforlu hayatlar seçenlerin aksine, bu vatan için her şeyinden vazgeçen kahramanların
adını yaşatmak; gelecek nesillere, üzerinde yürüdükleri bu toprağın kıymetini kimlere borçlu
olduklarını unutturmamaktır.”
8📌 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitapların benim için anlamını kelimelere dökmek gerçekten çok güç. Her biri, hayatımın farklı bir
döneminin, farklı bir sancısının ve farklı bir niyetin mahsulü olduğu için hepsinin yeri kalbimde çok
ayrı. Hiçbiri diğerinin eksikliğini dolduramaz ya da yerini tutamaz.
Onlar benim için sadece kağıt ve mürekkepten ibaret değil; kiminde çocukluk hayallerim, kiminde
toplum adına duyduğum sızılar, kiminde ise bu vatana olan vefa borcum var. Her biri ruhumun birer
parçası, dertlerimin ve umutlarımın birer emanetçisi gibi. Kısacası, her biri benim hayat
yolculuğumdaki farklı birer ‘menzil’ ve kalemimin en kıymetli hazineleridir
9📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?
Açıkçası benim hiç ‘ilham perilerim’ olmadı. Yazmak için özel bir ortama, belirli bir mekâna ya da
dışarıdan gelecek gizemli bir esine hiçbir zaman ihtiyaç duymadım. Benim için yazmak, bir bekleyişten
ziyade bir zorunluluktu; anlatmam gereken meseleler, dokunmam gereken kalpler vardı ve ben de
sadece yazdım. Kalbimin verdiği hissiyat da var tabii ama şu bana ilham veriyor diyebileceğim bir şey
yok.
Eğer bir kaynaktan bahsedeceksek, bu dışarıda değil, kalbimin derinliklerindeki o hissiyattadır.
Toplumun sızıları, çocukların sessiz çığlıkları veya vefa borcumuz olan kahramanlar zihnimde birer yük
haline geldiğinde, o yükü kağıda dökerek hafifliyorum. Yani benim ilhamım; anlatılmayı bekleyen
hakikatlerin ruhumda oluşturduğu o içsel sestir.
Bir de yazmayı çok seviyor oluşum da var tabii. Yazarken kendimi çok iyi hissediyorum. Yazmak çok
başka bir şey benim hayatımda. Kalemle kağıdın buluştuğu o anlarda bulduğum huzur başka hiçbir
şeyde yok. Bu sevgi sayesinde, dışarıdan bir etkene ihtiyaç duymadan, kalbimden dökülenleri kağıda
ilmek ilmek işlemeye devam ediyorum.”
10📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Aslında bu sorunun en samimi ve detaylı cevaplarını kitaplarımın giriş sayfalarında, o satırların
hikâyesinde bizzat okurlarıma veriyorum. Her bir kitabımı yazmaya karar verdiğim o özel anı ve beni
buna iten asıl sebebi orada uzun uzun anlatıyorum.
Ancak hepsinin temelindeki ortak paydadan bahsedecek olursam; bazen yüreğime dokunan derin bir
his, bazen asla vazgeçmediğim o güçlü umut, bazen de toplumda gördüğüm aksaklıklar karşısında bir
farkındalık oluşturma arzusu diyebilirim. Kısacası; zihnimde biriken gözlemlerin, kalbimdeki duyguyla
birleşip ‘artık kağıda dökülmeliyim’ dediği o an, benim için yazma sürecinin başladığı andır.
11📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Benim üretim rutinim, gösterişli ritüellerden ziyade tamamen samimiyet ve disiplin üzerine
kuruludur. Yazmak için özel bir mekân aramam; ancak yazma sürecime eşlik eden, o anın ruhunu
besleyen çok özel bir yol arkadaşım var: Ruhuma dokunan dinletiler. Pek çok şiirimde, yazımda veya
kitaplarımdaki can alıcı sahnelerde, o anın anlamını ve ağırlığını barındıran, bana o hissiyatı fısıldayan
özel ezgiler mevcuttur. Çoğu zaman kaleme alacağım konunun ruhuyla örtüşen bu tınıları dinleyerek
yazarım. O sesler bana anlatmak istediğim sahneyi hatırlatır, kalbimdeki duyguyla birleşir ve
kelimelerim o ritimle kağıda dökülür. Yani benim için yazmak; zihnimdeki sahneyi, kalbimdeki hissiyatı
ve kulağımdaki o manevi tınıyı birleştirerek o anı adeta yeniden yaşamaktır. Bu sayede, kelimelerin
okurun ruhuna daha derin ve hakiki bir kanaldan ulaştığına inanıyorum.
12📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Aslında yazmak benim için belirli saatlere sığdırılabilen bir eylem değil; hayatın akışı ve kalbimdeki
hissiyat ne zaman kapımı çalarsa o an benim yazma saatimdir. Günün yoğunluğuna ve içinde
bulunduğum duyguların ağırlığına göre bu saatler sürekli değişkenlik gösterir.
Elbette kendi özel alanımda, o huzurlu sessizlikte kalem oynatmanın tadı bambaşka; fakat yazma
tutkum mekânla sınırlı değil. Şartlar ne olursa olsun, o anlatma isteği galip geldiğinde her yerde
yazabilirim. Benim asıl ritüelim, daha önce de değindiğim gibi, o anın ruhuna eşlik eden ve yazacağım
sahneyle örtüşen özel dinletilerdir. O tınılar kulağımda olduğu sürece, dünyanın kalabalığı içinde bile
kendi iç dünyama çekilip kelimelerimi ilmek ilmek işleyebilirim.
13📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Benim kalemim hayalin değil, hakikatin izini sürüyor. Eserlerimde bizzat şahit olduğum, dinlediğim ve
acısına ortak olduğum gerçek hayat hikâyelerini anlattığım için, yazma süreci benim için sadece bir
teknik uğraş değil, yoğun bir duygusal sınav oluyor. Özellikle o ağır sahneleri kaleme alırken, o
insanların yaşadıklarını yeniden hissedip durup derin nefesler aldığım, kelimelerin boğazımda
düğümlendiği çok anlar oldu. Sanırım yazarken beni en çok zorlayan şey, o gerçek acıların yükünü
kağıda dökerken hissettiğim bu duygusal yoğunluktu.
Bunun haricinde teknik anlamda bir zorluktan bahsedemem. Çünkü insan sevdiği, gönül verdiği işi
yapınca karşılaştığı her engel ona kolay geliyor. O zor anlar bile, birilerine umut olabilme niyetinin
verdiği huzurla birleşince aşılması gereken tatlı birer eşiğe dönüşüyor. 🙂
14📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Yazmanın zorluğundan ya da kalemimin yorulmasından dolayı asla vazgeçme noktasına gelmedim;
böyle bir şey benim için söz konusu bile olamaz. Ancak bu süreçte kendimi kötü hissettiğim birkaç
sebepten dolayı oluşan düşünceler, insana bazen ‘acaba’ dedirtiyor, omuzlarındaki yükü ağırlaştırıyor.
Fakat her defasında o hikâyelerin gerçek sahiplerine, o emanetlere ve o acı gerçeklere verdiğim sözü
hatırladım. Benim vazgeçmek gibi bir lüksüm yoktu. Şahsi yorgunluklarımın veya o anlık ağırlaşan
yüklerin, anlatmam gereken o büyük hakikatlerin önüne geçmesine izin veremezdim. Bu
sorumluluğun farkında olduğum an, tüm o düşünceleri bir kenara bırakıp umudumu diri tutarak her
zamanki azmimle yeniden kalemime sarıldım.
15📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimin her birinde farklı hayatlara dokunsam da hepsinin kalbinde buluşan temel değerler var.
En başta farkındalık oluşturmayı amaçlıyorum; görülmeyeni göstermek, duyulmayan sessiz çığlıkları
duyurmak benim kalemimin asli görevi. Bununla birlikte, ne kadar karanlık bir tablo çizmiş olursam
olayım, o karanlığın sonuna mutlaka bir umut ışığı iliştiriyorum. Çünkü umut, insanı ayakta tutan en
güçlü dayanaktır.
Ayrıca okurlarıma, sahip olduklarımızın kıymetini hatırlatan bir şükür bilinci ve bu vatan toprakları
üzerinde nefes almanın bedelini ödeyenlere karşı bir vefa duygusu aşılamak istiyorum. Özetle; sızısını
hissettiğimiz her acının paylaşıldığında hafifleyeceğini, her zorluğun bir çıkış kapısı olduğunu ve en
kıymetli mirasın geride bırakılan onurlu bir hakikat olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
16📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okuyucunun son sayfayı kapattığında zihninde ve kalbinde derin bir huzurla, ‘İşte bu benden bir
parça’ diyebilmesini arzuluyorum. Kitaplarımın, okuyan herkesin ruhunda bir nebze de olsa hafifleme
hissi oluşturmasını, satırlar arasında kendi hayatlarından izler bulmalarını temenni ediyorum. Hem
kalben hem zihnen güzel farkındalıklara kapı aralasın; okurlarımın altını çizdikleri o cümlelere yıllar
sonra dönüp baktıklarında bile aynı samimi hisle dolmalarını dilerim.
Bir de yazar olarak en büyük gayelerimden biri güvendir. Yarın bir gün bugün okuyanların çocukları,
evlerinin kütüphanesinde benim kitaplarımı gördüğünde; anne ve babaların o kitabı saklama gereği
duymadan, büyük bir gönül rahatlığıyla evlatlarına teslim edebilmelerini çok önemsiyorum. Nesilden
nesle bir miras gibi aktarılabilecek, her yaştan insanın huzurla sığınabileceği bir liman olarak anılmak
en büyük muradım.
17📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bir yazar olarak şuna inanıyorum; kelimeler sadece kağıdı süslemek için değil, bir derdi bölüşmek için
vardır. Okurlar benim kitaplarımda, kurgunun pırıltılı dünyasını değil, hayatın tam kalbinden süzülüp
gelen o ‘makyajsız’ hakikati bulacaklar. Toplumun sızılarını, sessiz kalan çığlıkları ve vefa borcumuz
olan o asil ruhları kendi dertleri gibi hissedecekler.
Bunun da ötesinde, onlara bir ‘güven’ vaat ediyorum. Bir anne veya babanın, çocuğunun elinde benim
kitabımı gördüğünde endişeyle değil, gönül huzuruyla gülümseyebileceği o tertemiz aile bağını ve
manevi mirası önemsiyorum. Kısacası; kalbiyle okumak, okurken kendi ruhundaki yüklerden
hafiflemek ve nesilden nesle aktarılacak onurlu bir hakikate ortak olmak isteyen her yürek, bu
satırlarda kendine ait bir parça bulacaktır.
18📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Açıkçası, ‘Ben diğer yazarlardan çok farklıyım’ diye başlayan bir cümle kurmayı hem fazla iddialı
buluyor hem de savunduğum değerler açısından doğru görmüyorum. Her yazar kendi kalemiyle,
kendi dertleriyle anılmak ve eserleriyle tanınmak ister. Edebiyat dünyasında bir kıyaslama yapmayı
değil, her kalemin kendine has bir rengi olduğunu kabul etmeyi daha doğru buluyorum.
Benim tek gayem; bana emanet edilen o hikâyeleri, toplumsal sızıları ve kalbimdeki o samimi hissiyatı
en dürüst haliyle kağıda dökebilmektir. Eğer bir gün bir farktan söz edilecekse, buna ben değil;
kitaplarımın ruhunda kendinden bir parça bulan, o satırlarla dertleşen ve evladına kitabımı gönül
rahatlığıyla miras bırakan okurlarım karar verecektir. Benim için en büyük nişane, farklı olmak değil,
hakiki olabilmektir.
19📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek
istersiniz?
Genç yazar adaylarına ilk tavsiyem; sadece çok okumaları değil, farklı alanlarda derinlemesine
araştırmalar yaparak zihinlerini çok yönlü beslemeleridir. Özellikle uzmanlaşmak istedikleri konularda,
o alanın saklı tecrübelerinden faydalanmayı ihmal etmesinler. Ve her ne pahasına olursa olsun,
doğruluktan asla ayrılmasınlar. Yazar kimliğinin hayatlarından neleri götürüp onlara neler
katabileceğini tüm şeffaflığıyla idrak ederek bu yola çıkmalılar. Unutmasınlar ki yazar, toplumun
aynasıdır; bir kalbe girmek kadar, o kalbe güzel tohumlar ekebilmek ve faydalı izler bırakabilmek de
büyük bir sorumluluktur.
Son olarak onlara tek bir kelime fısıldamak istiyorum: Cesaret. Size yapamayacağınızı söyleyecekler,
destek olmayacaklar, bazen en yakınınızda bile kimseyi bulamayacaksınız. İşte o anlarda bile devam
etmelisiniz. Vazgeçmenin hakkınızda en hayırlı şey olduğuna dair kesin bir kanaate varana dek kalemi
elinizden bırakmayın. Kitaplar bizi farklı diyarlara götüren gemilerdir ve bu yolculukta kaptan sizsiniz.
Hangi limanlara uğrayacağınıza ve okurlarınızı hangi gemilere bindireceğinize çok özen gösterin.
Ve son olarak; bu yolda heyecan duyan, kalemine güvenen ama sesini duyurmak için bir mecra
arayan tüm genç yazar arkadaşlarımızı, yazar adaylarımızı Hasbihal Dergimize davet etmek istiyorum.
Gelin, bu edebiyat yolculuğunda dertlerimizi ve hayallerimizi birlikte hasbihal edelim, birlikte
büyütelim. Kapımız ve gönlümüz, hakikatin peşinde olan tüm kalemlere her zaman açık. 🙂
20📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Eğer yazmaya yeni başlayan o heyecanlı yüreklere bir mektup yazacak olsam, ilk cümlem sanırım şu
olurdu: ‘Yazmak; kalabalıkların içinde yapayalnız kalmayı göze alıp, o yalnızlıktan tüm dünyaya uzanan
sessiz bir köprü kurma sanatıdır.’ Bu cümleyle onlara hem bu yolun ne kadar derin bir içsel yolculuk
olduğunu hatırlatmak hem de kuracakları o köprünün kıymetini hissettirmek isterdim. Ardından da
samimiyetle ve tüm içtenliğimle eklerdim: ‘Bu kutlu yolculuğa, bu onurlu sancıya ve hakikatin izini
sürmeye hoş geldin…’ Çünkü bilirim ki; o kapıdan giren her yeni kalem, aslında insanlığın ortak sızısına
sürülen yeni bir merhemdir.
21📌Kurucusu olduğunuz “Hasbihal Dergisi” isminde çok samimi bir dostluk vurgusu var. Ancak
derginizin yayın politikasında oldukça seçici ve eğitici bir tavrınız olduğunu biliyoruz. Hasbihal
Dergisi’nin asıl varlık sebebini ve edebiyat dünyasındaki o dik duruşunu nasıl tanımlarsınız?
“Hasbihal Dergisi, popüler kültürün dayattığı ‘sırf ünlü veya fenomen olduğu için çok satan’ ama içi
boşaltılmış içeriklere karşı bir edebiyat siperidir. Bizim asıl amacımız, bu gürültünün dışında kalan,
gerçekten edebiyatla iç içe olan ve kalemine ruhunu katan yazar adaylarımıza omuz vermektir.
Dergimizin çok net bir prensibi var: Biz her önüne gelen yazıyı yayınlamıyoruz. Hasbihal, sadece bir
sergileme alanı değil, bir yetiştirme ocağıdır. Kendini geliştirmek isteyen, hakiki edebiyatın peşinde
olan adaylarımıza yayın sürecinde destek veriyor, adeta bir usta-çırak ilişkisi içinde yetişmelerine
vesile oluyoruz. Popülerliğin değil, niteliğin ve emeğin peşindeyiz. Bu yüzden Hasbihal; birilerinin
reklam alanı değil, yarının usta kalemlerinin filizlendiği, her türlü yozlaşmaya karşı edebiyatın
haysiyetini koruyan samimi bir okuldur.”

