
Hayattan Neden Zevk Alamıyoruz?
Belki de sorun, hayatın zor olması değil; bizim kendimizden ne kadar uzak yaşadığımızdır.
Bazı hayatlar sessizce tükenir. Büyük bir çöküşle değil; fark edilmeden, azar azar. İnsan sabah uyanır, gün başlar, yapılacaklar yapılır. Her şey “normal”dir. Ama o normalliğin içinde eksik olan bir şey vardır: canlılık. Hayat devam eder ama insan, sanki kendi hayatının biraz gerisinde yürür.
Hayattan zevk alamamak çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Şımarıklık” denir, “nankörlük” denir. Oysa zevksizlik, çoğu zaman ruhun verdiği bir sinyaldir. İnsan, kendini uzun süre ihmal ettiğinde beden ve zihin sessizce geri çekilir. Artık heyecanlanmaz, merak etmez, coşmaz. Çünkü coşku, güvende hissettiği yere gelir.
Ve çoğumuz, kendi iç dünyamızda kendimizi güvende hissetmiyoruz.
Zevk Neden Kaybolur?
Çocukken hayat bize dokunurdu. Bir ses, bir koku, bir renk yetebilirdi. Sonra büyüdük. Büyürken yalnızca sorumluluk almadık; duygularımızı da kontrol altına aldık. Ağlamamayı, kızmamayı, fazla sevinmemeyi öğrendik. “Abartma” dendi. “Geçer” dendi. “Güçlü ol” dendi.
Ama insan, sadece olumsuz duygularını susturamaz. Onlarla birlikte neşesini, arzusunu, oyun isteğini de kısar. İç dünyada kurulan bu baskı düzeni, bir süre sonra hayattan alınan tadı da alıp götürür.
Zevk kaybı, genellikle şu sorunun cevabıdır:
Uzun zamandır neyi hissetmeme izin vermiyorum?
Mutlu Olma Baskısı ve İçsel Kopuş
Bugün birçok insan mutsuz olduğu için değil, mutlu olmak zorunda hissettiği için yoruluyor. Her yerde iyi olma çağrıları var. İyileş, bırak, affet, kabullen. Ama kimse “orada kal” demiyor. Kimse “canın yanıyorsa bak” demiyor.
Oysa insan, bakmadığı yerden iyileşmez.
Görmezden geldiği duygu, kaybolmaz; yön değiştirir.
İçeride biriken öfke hayattan soğumaya dönüşür.
Bastırılan üzüntü, boşluk hissi olur.
Sürekli güçlü durmak, içsel bir donukluk yaratır.
Sonra insan kendine kızar:
“Her şeyim var ama mutlu değilim.”
Aslında mesele sahip olunanlar değil; hissedilenlerdir.
Hayattan Zevk Almak Ne Değildir?
Hayattan zevk almak:
- Her sabah enerjik uyanmak değildir
- Sürekli motive olmak değildir
- Olumsuz duyguları aşmak hiç değildir
Zevk, bir performans hali değil; temas halidir.
Hayatla temas edemeyen insan, kendisiyle de temas edemez. Ve temas yoksa zevk de yoktur.
Peki Nereden Başlamalı?
Büyük değişimlerden değil.
Kendini yeniden inşa etmeye çalışma.
Önce kendinle arandaki mesafeyi fark et.
- Kendine şu soruyu sor:
“Ben bu hayatta ne istiyorum?” değil.
“Ben bu hayatta neye katlanıyorum?”
Bu soru rahatsız edicidir. Ama zevk, tam da bu rahatsızlığın içinden doğar.
- Duygularını düzeltmeye çalışma
Üzüntü geçmesi gereken bir arıza değil.
Öfke kontrol edilmesi gereken bir kusur değil.
Onlar, seninle konuşmaya çalışan parçaların. - Küçük, sahici anlara alan aç
Bir kahveyi aceleyle içme.
Bir cümleyi yarıda bırakma.
“İyiyim” demek yerine bazen sus.
Zevk, çoğu zaman büyük mutluluklarda değil; küçük dürüstlüklerde saklıdır.
Kendin Olmanın Bedeli
Kendin olmayı seçtiğinde herkes memnun kalmaz.
Ama kendin olmamayı seçtiğinde, sen kalmazsın.
Birçok insan hayattan zevk alamaz çünkü yaşadığı hayat, kendi iç sesinin değil; beklentilerin ürünüdür. İnsan, kendine yabancı bir hayatın içinde ancak dayanabilir. Sevemaz.
Zevk, cesaret ister.
Kendi duygularına sahip çıkma cesareti.
“Ben böyle hissediyorum” deme cesareti.
Son Bir Şey
Hayat, bir gün düzelecek diye beklenen bir şey değildir.
Hayat, bugün nasıl ilişki kurduğundur.
Hayattan zevk almak;
kendini sürekli iyileştirmek değil,
kendini yargılamadan dinleyebilmektir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Hayattan nasıl zevk alırız değil…
Kendimize ne zaman geri döneriz?
Aylen Durmush
Aylen Durmush, psikoloji ve kişisel gelişim alanında insanın iç dünyasını merkeze alan metinler kaleme alır. Yazılarında yalnızlık, kendilik arayışı ve insanın kendi hikâyesiyle kurduğu bağ üzerine yoğunlaşır; bu temaları Kimin Hikâyesi Bu? adlı kitabında da derinleştirir. Metinleri, okuru rahatlatmaktan çok durduran; düşünmeye ve kendisiyle yüzleşmeye davet eden bir çizgide ilerler.

1 Comment