Meftun Çığlıklar.. Oya Çetin

 

VARYASYON KALEMLER DERGİSİ RÖPORTAJ SORULARI

“Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”

1 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Oya Çetin.
Kelimelerin, imgelerin ve belleğin kesişiminde yaşayan bir öğretmen, yazar ve araştırmacıyım. Hayatım boyunca hem bilginin hem de duygunun öğreticiliğine inandım. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak başladığım meslek yolculuğum, zamanla çok yönlü bir üretim alanına dönüştü: dilin eğitimdeki dönüştürücü gücünü, kültürel belleğin yaşatılmasındaki rolünü ve sanatın iyileştirici etkisini birleştirmeye çalıştım.

Eğitim ve Akademik Yolculuk

Edebiyatın temellerini lise yıllarında attım; sözcüklerin ardındaki hikâyeleri merak ederek başladığım bu yolculuk beni üniversiteye, ardından yüksek lisanslara taşıdı.

  • Hacettepe Üniversitesi’nde Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında,
  • Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde ise Sanat Tarihi ve Arkeoloji alanında yüksek lisans yaptım.
    Ayrıca Sosyoloji eğitimiyle toplumsal yapıların insan üzerindeki etkilerini anlamaya çalıştım. Bu disiplinler arası birikim, hem öğretmenlik hem de yazarlık serüvenimin zeminini oluşturdu.

Mesleki Deneyim

Millî Eğitim Bakanlığı’nda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni ve dil uzmanı olarak uzun yıllardır görev yapıyorum. Öğrencilerime yalnızca dil bilgisi değil, aynı zamanda dilin taşıdığı kültürel, tarihsel ve duygusal mirası da aktarmayı amaçlıyorum. Uzaktan eğitim, yaratıcı drama, yaratıcı yazarlık ve kültürel projeler alanında sayısız atölye düzenledim.

Yazarlık ve Eserler

Kalemim çoğu zaman geçmişle bugün arasında köprü kurar. Balkan göçleri, Anadolu’nun unutulmuş hikâyeleri, doğa ile insan arasındaki ince bağlar… Bunlar hem kişisel hem toplumsal hafızamın yansımalarıdır.
Yazdığım ve üzerinde çalıştığım eserlerden bazıları:

  • “Meftun Çığlıklar” – bireysel ve toplumsal belleğin kesiştiği bir hikâye kitabı

 

  • “Masalların Işığında” – drama, sanat ve anlatı temelli kültürel eğitim projesi,

Yazılarımda çoğu zaman felsefi derinlik, sembolik anlatım ve tasavvufi duyarlılık bir aradadır.

Sanat, Kültür ve Eğitim Projeleri

Sanatın eğitsel yönüne inanan biri olarak, “Masalların Işığında” adlı kültürel eğitim projemle çocukların Türkçeyle ve kendi kültürleriyle bağ kurmasını sağladım.

 

2 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Hayatımda dönüm noktaları genellikle sessizlikle, derin düşünmeyle ve kendi içime dönme cesaretiyle başladı. Yazarlığa yönelmemin ardında birden fazla katman var: biri kişisel, biri mesleki, biri de kültürel.

Edebiyat öğretmeni olarak yıllarca başkalarının kelimelerini anlattım. Fakat bir noktadan sonra, anlatırken kendi kelimelerimi duymaya başladım. Öğrencilerime bir metni çözümletirken, içimde çözülmemiş duyguların, yarım kalmış hikâyelerin de var olduğunu fark ettim. İşte o fark ediş, yazarlığa atılan ilk adımdı.

Bir diğer dönüm noktam, derin okumalarla gelen içsel sorgulamaydı. Sadece kitapları değil, hayatı da okumayı öğrenmem gerektiğini anladım. Her roman bir ayna, her karakter bir yüzleşmeydi. Bu okumalar beni kendi içime doğru yolculuğa çıkardı. İnsan ruhunun katmanlarını, sessizliğin anlamını, göçün, yitirmenin ve yeniden doğmanın hikâyelerini orada buldum.

Ailemden, özellikle de göçmen köklerimden gelen hikâyeler de beni şekillendirdi. Balkanlardan taşınan hatıralar, kaybolan evlerin, unutulmuş dillerin ve yeniden kök salan umutların hikâyeleri yazarlığımı besleyen güçlü damar oldu. Yazmak, bu belleği diri tutmanın bir yoluna dönüştü.

Son olarak, öğrencilerim… Onların saf merakı, her gün bana kelimelerin hâlâ bir anlam taşıdığını hatırlattı. Yazmak, sadece kendim için değil, onların gözlerinde bir iz bırakmak için de bir görev haline geldi.

Yazarlık benim için bir hedef değil, bir varoluş biçimi oldu. Derin okumalarla kendi içime dönmek, geçmişle bugünü, kişisel olanla toplumsal olanı birleştirmek benim yaşam çizgimin yönünü belirledi.

 

3  Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Birçok yazım var bu çıkardığım 2. Kitabım MEFTUN ÇIĞLIKLAR

4 Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Arkamda bırakacağım bir miras oldu.

5  Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Evet, eserlerimde sık sık tekrar eden temalar var. En baskın olanı “göç” ve onun insanda bıraktığı çok katmanlı duygulardır. Göç, yalnızca bir yer değişikliği değil; belleğin, kimliğin, aidiyetin sınandığı bir ruh hâlidir. Bu yüzden her hikâyemde göç farklı bir pencereden, farklı bir yürekten anlatılır.

Bazen bir çocuğun gözünden bir ayrılığın acısı, bazen yaşlı bir kadının sessiz özlemi, bazen de bir gencin kök arayışı olarak çıkar karşımıza. Farklı hikâyeler, farklı zamanlar olsa da hepsinde aynı duygunun yankısı vardır: kaybetmek, hatırlamak ve yeniden kök salmak.

Yazdığım karakterlerde kendi iç sesimi de duyarım. Kimi zaman sessizliğiyle, kimi zaman direnciyle bana benzeyen kahramanlar yaratırım. Onlar aracılığıyla hem geçmişimle hem de bugünün insanıyla konuşurum. Çünkü göç sadece coğrafyaları değil, duyguları da taşır. Ve ben o duyguların izini sürmeyi sürdürüyorum.

 

6 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Evet, olur. Aslında her karakteri tek tek yaşadım. Yazarken yalnızca onları anlatmadım, onların yerine geçtim; nefeslerini, korkularını, umutlarını kendi içimden geçirdim. Her biri benden bir parçayla doğdu.

Bir karakter ağlarken ben de içimden ağladım, bir diğeri umut ederken ben de yeniden inandım. Yazmak benim için sadece kurgusal bir süreç değil, aynı zamanda insanı yeniden anlamlandırma biçimi. Bu yüzden bazen kendimi unutur, karakterimin sesinde var olurum.

Kimi zaman çocukluğumdaki bir sessizlik, kimi zaman bir ailemin, kardeşlerimin bakışı, kimi zaman da geçmişten gelen bir anı bir karakterin kalbine dönüşür. Her hikâyede az ya da çok kendimden bir iz vardır. Çünkü yazdığım her şeyin içinde önce ben varım; ama her cümlede biraz daha başkası olurum.

 

7 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Yayımlanmış eserim “Arkeolojik Buluntular Eşliğinde Şaman Ritüellerinde Kullanılan Nesneler”, Şamanizm’in maddi kültür unsurlarını arkeolojik veriler üzerinden inceleyen bir araştırma ve inceleme kitabıdır.

Bu çalışmada, eski Türk inanç sistemlerinde ritüel objelerin anlamını, simgesel değerini ve kullanım biçimlerini hem arkeolojik bulgular hem de etnografik verilerle ele aldım. Amaç, yalnızca nesneleri tanıtmak değil; o nesnelerin taşıdığı inanç, ruh ve kültürel süreklilik izini sürmekti.

Kitap, özellikle ritüel davullar, tılsımlar, kostümler, maskeler ve doğa unsurlarıyla ilişkili objelerin arkasındaki düşünce dünyasını açığa çıkarıyor. Böylece hem maddi hem de manevi mirası bir arada yorumlayan disiplinler arası bir bakış sunuyor.

Benim için bu eser sadece akademik bir araştırma değil; insanın doğayla, ruhla ve geçmişle kurduğu bağın edebi bir keşfi niteliğinde.

Meftun Çığlıklar – Bir Mübadele Hikâyesi

“Meftun Çığlıklar”, köklerinden koparılan insanların, göçün sessiz tanıkları olan kadınların, çocukların ve geride kalan toprakların hikâyesini anlatan bir mübadele romanıdır. Bu eser, yalnızca yer değiştiren bedenlerin değil; yerinden edilen ruhların, yarım kalan duaların ve taşınamayan hatıraların hikâyesidir.

Roman, 1923 mübadelesinin insani boyutunu, bir ailenin gözünden anlatırken tarihsel gerçekliği edebi bir dille yeniden yorumlar. Göç yollarında yankılanan bir türkü, deniz kıyısında bekleyen bir sandal, ya da valizine toprağından bir avuç alan bir annenin elleri, eserin ana imgelerini oluşturur.

“Meftun Çığlıklar”da her karakter, ait olmanın ne anlama geldiğini yeniden sorgular. Kaybolan bir yurdu değil, insanın kendi içindeki vatanı arayışını anlatır. Yazarken, göçmenliğin sadece geçmişe ait bir mesele değil; bugünün insanında da yankı bulan bir ruh hâli olduğunu göstermek istedim.

Bu roman benim için bir bellek çağrısıdır — hem kişisel hem toplumsal. Çünkü her mübadele, bir daha dönülmeyen bir evin sessizliğinde başlar.

 

8 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Meftun Çığlıklar benim köklerim oldu.

9 Yazarken size ilham veren şey nedir?

Beni en çok ilhamlandıran şey insanın sessizliği ve doğanın dilidir. Yazmaya genellikle bir görüntüyle, bir sesle ya da unutulmuş bir duygunun kıpırtısıyla başlarım. Rüzgârın bir evin penceresinden girerken çıkardığı ses, bir çocuğun gözündeki özlem ya da eski bir fotoğrafın sararmış kenarı bazen bir hikâyenin ilk cümlesi olur.

Ayrıca bellek benim için tükenmeyen bir ilham kaynağıdır. Geçmişte yaşanan her şeyin bugünde yankısı olduğuna inanırım. Göçler, kayıplar, ayrılıklar, bir nesilden diğerine aktarılan hatıralar… Hepsi yazdıklarımın görünmeyen damarlarıdır.

Yazarken çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden beslenirim. Kendi iç sesimi, geçmişimi, öğrencilerimde, sokakta gördüğüm bir yüzde, bir melodide yeniden bulurum. Yazmak, dünyayı anlamak kadar kendimi anlamanın da bir yoludur.
Bu yüzden benim için ilham, dışarıdan gelen bir esinti değil; içeriden yükselen bir yankıdır.

 

10 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Bir fikri yazıya dönüştürmeye beni genellikle içimde büyüyen sessizlik iter. Bazen bir olay, bazen bir cümle, bazen de bir bakış içimde yankı bulur ve susarak taşıyamayacağım kadar derinleşir. İşte o anda yazmak bir zorunluluk hâline gelir.

Çoğu zaman bir fikir değil, bir duygu kırıntısıyla başlar her şey: bir özlem, bir haksızlık, bir vedanın yankısı… Onu yazıya dökmeden önce uzun süre taşırım; olgunlaşmasını beklerim. Sonra bir gün, çoğu zaman beklenmedik bir anda — bir ses, bir koku ya da bir anı — o duygunun kapısını açar ve kelimeler kendiliğinden akar.

Yazmak benim için bir fikir üretmekten çok, duygunun anlamını aramak demektir. Her metin, içimde birikenlerin sükûnetle dışarıya çıkışıdır.

 

11 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Genel olarak her hafta bir dergiye yazı yollamaya çalışıyorum.

12 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Sabah çok erken kalkıyorum saat 6 gibi yazımın başına geçiyorum. Beni güne hazırlıyor. Mutlaka 1 saat yazıyorum. Haftanın yedi günü aynı rutin.

13 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, duygunun kelimeye sığmamasıdır. İçimde taşıdığım bir duyguyu, bir görüntüyü, bir sızıyı kelimelere dökerken onun derinliğini eksiltmekten korkarım. Yazı bazen bir çeviri gibidir — kalbin dilinden aklın diline yapılan zorlu bir tercüme.

 

14 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Hayır çünkü yazı yazmak bir terapidir benim için.

15 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Eserlerimin temelinde insanın kökleriyle, belleğiyle ve kimliğiyle kurduğu bağ yer alıyor. En çok da göç, aidiyet, hatırlama ve unutma temaları etrafında dönüyorum. Çünkü bana göre insan, nereden geldiğini anlamadan nereye gideceğini de bilemez.

 

16 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Benim için önemli olan, okurun kendi hayatına, geçmişine ya da sevdiklerine farklı bir gözle bakabilmesidir. Her hikâye bir kapı aralar; kimisi hatırlamaya, kimisi affetmeye, kimisi sadece durup düşünmeye çağırır.
Eğer bir cümlem okurun içinde uzun süre yankılanıyor, bir anıyı canlandırıyor ya da bir duyguyu yeniden uyandırıyorsa — o zaman metin amacına ulaşmış demektir.

 

17 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Okurlar benim kitabımı köklerine dönmek ve düşünmek için okumalı. Çünkü yazdıklarım, geçmişle bugün arasında kurulan sessiz bir köprüdür. Her satırda bir hatırlayış, bir yüzleşme, bir yeniden doğuş vardır.

Benim hikâyelerimde sadece karakterler değil, insanın kendi iç sesi konuşur. Göç, aidiyet, hatırlama ve unutuş gibi temalar aracılığıyla okuru kendi yolculuğuna davet ederim.
Bu kitaplar, hızla akan dünyanın içinde bir durma, bir nefes alma, bir kendine bakma çağrısıdır.

Okur, sayfaları çevirirken aslında kendi hikâyesinin izini sürer. Çünkü her satırda bir parça bizden, bir parça kaybettiklerimizden, bir parça da yeniden kök salmanın umudundan vardır.

 

18 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Beni diğer yazarlardan ayıran şey, edebiyatla hayat arasındaki sınırı kaldırma isteğimdir. Yazarken yalnızca kurguya değil, kültürel belleğe, arkeolojiye, inanç sistemlerine ve insan ruhunun katmanlarına dokunurum. Her satırda geçmişle bugünü, somutla soyutu, bilgiyle sezgiyi birleştiririm.

19 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Yazmak, bir yarış değil; uzun, sessiz bir yürüyüştür. Her kelimenin, her duygunun olgunlaşması için zamana ihtiyacı vardır.

Genç yazarlara, yazarken dışarıdan çok içeriyi dinlemelerini öneririm. Çünkü gerçek metinler sessizlikten doğar. Okudukça çoğalacaklar, sustukça derinleşecekler.
Kelimelerin gücü, gösterişli olmalarında değil, içten olmalarında saklıdır.

 

20 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

 

Her yazar kendi sesini bulduğunda özgünleşir. Yazmak, bir başkasını taklit etmek değil; kendi aynasından dünyaya bakmayı öğrenmektir.

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir