MİSAFİR.. AYŞEGÜL KUM 

 

MİSAFİR

Adam, kapının önünde durdu.

Anahtar cebindeydi ama içeri girmek istemedi. Gökyüzüne baktı. Bulutlar ağır ağır geçiyordu. Kendi kendine mırıldandı:

— Biri bana gelse, “Seni bilmediğin bir yere götüreceğim” dese… Ne sorardım?

Bir an durdu.

Cevap kendiliğinden geldi:

— Nereye?

— Niçin?

— Kim istiyor?

İçeri girdi. Masanın üzerindeki eski fotoğrafa gözü takıldı. Bebeklik hâliydi bu… Ne sormuştu ki o gün? Hiçbir şey. Sorulmadan getirilmişti bu dünyaya.

“Anne karnından dünyaya gelişimiz de böyle değil mi?” diye düşündü.

İstemeden, bilmeden, sorgulamadan…

Oturdu. Evin sessizliği içinde zihni konuşmaya başladı.

“Birisi beni bedava evinde oturtsaydı…

Yemeğimi verseydi…

Evlendirseydi…

Bir de araba alsaydı…

İçimden bir ses mutlaka sorardı:

Finalde benden ne isteyecek?” Pencereye yöneldi.

Ağaçlar rüzgârla sallanıyordu. Kuşlar, kediler, insanlar… Her şey bir düzen içindeydi.

“Bu koca düzen kimin için?” dedi içinden. Güneş tam vaktinde doğuyor, yağmur tam ihtiyaca göre yağıyor, toprak susanı doyuruyor,

ağaç meyvesini esirgemiyordu. “Bütün bunlar bana hizmet ederken veren hiç mi bir şey istemez?”

Bir sabah hasta olmuştu. Doktorlar umut vermemişti.

Ama iyileşmişti.

“Şâfî” demişti annesi, gözleri dolarak.

Borçla boğulduğu günleri hatırladı.

Bir kapı açılmıştı hiç beklemediği yerden.

“Fettâh” demişti o gün kalbi.

Bir gün yolda ölü bir hayvan görmüştü.

Sonra günler içinde yok olmuştu. Yağmur yağmış, rüzgâr esmiş, toprak temizlemişti her şeyi. “Demek ki Sen, kâinatı da kalbimizi de temizliyorsun” dedi.

“Kuddûs…”

Hayatının en ağır günleri geldi aklına.

Kaybettikleri, yıkıldıkları… İşte orada kırılmıştı.

Ama o kırılmanın ardından öyle ikramlar gelmişti ki…

“Celâl ile terbiye,

İkrâm ile teselli…” diye fısıldadı.

Bir dal koptu ağaçtan, yere düştü.

Sonbahardı.

“İhtiyarlık…” dedi.

Kış geldiğinde ağaçlar çıplak kalmıştı.

“Ölüm…”

Ama bahar…

Bahar her seferinde geri geliyordu.

“Demek ki son değil…”

“Demek ki bitmiyor…” Derin bir nefes aldı.

İlk defa asıl soruyu sordu kendine:

— Bana verilen bu ömürle ne yaptım?

— Kime faydam oldu?

— Nasıl bir kulluk tezi hazırladım?

Eğer bugün çağrı gelse…

Eğer kapı çalsa… Cevapları hazır mıydı?

Başını eğdi.

Sessizce fısıldadı:

— Nereden geldim…

— Niçin geldim…

— Nereye gidiyorum…

— Ve en önemlisi… — Ne götürüyorum?

O an anladı.

Bu dünya bir ev değildi.

Bir misafirhâneydi. Ve misafir, hesapsız gitmezdi.

Âhiru da‘vânâ enil-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.

Ayşegül Kum

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir