RÖPORTAJ: BAHTİYAR BEG

1 — Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Beni yakından tanımak kolay değildir. Zaten böyle bir derdim de yok.

Bahtiyar BEG bir isimden ziyade, yıllarca susmuş bir zihnin konuşmaya karar vermiş hâlidir. Psikolojiyle, psikiyatriyle, felsefeyle, ezoterizmle, okült düşünceyle ve insanın saklamaya çalıştığı karanlık tarafıyla ilgilenirim.

İnsanların anlattıkları hayatlarından ziyade sakladıkları hayatlarını merak ederim.

Kim olduğumu kitaplarımda açıkça anlatmam. Parçalarımı bırakırım. Okuyucu yeterince dikkatliyse toplar.

Çünkü ben kendimi anlatmak için yazmıyorum.

Kendimi ele vermek için yazıyorum.

2 — Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Susmanın artık konuşmaktan daha fazla canımı yakmaya başladığı dönem.

İnsan uzun süre içine attığında iki ihtimal vardır: Ya içeriden çürür ya da kendisine bir çıkış yolu açar.

Ben duvarı kalemle deldim.

Yazarlığa girişim edebî bir heves değildi. İçeride birikenlerle aramdaki hesaplaşmaydı.

Sonra anladım ki benim şahsi sandığım karanlığın içinde başka insanların ayak izleri de var.

O günden sonra yalnız kendim için yazmadım.

3 — Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir an yoktu.

Biriken geceler vardı.

Söylenmeyen sözler, yarım kalan hesaplar, insanın kendi kendisine bile itiraf edemediği düşünceler vardı.

Sonunda kalemi elime aldım.

Çünkü insan konuşamadığı şeyleri ya mezara götürür ya da kâğıda.

Ben mezarı biraz bekletmeye karar verdim.

4 — Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Ben hiçbir zaman yalnızca hikâyeyi okumadım.

Hikâyenin arkasındaki adamı merak ettim.

Bir karakter neden yalan söylüyor, neden sevdiğini yaralıyor, neden güç istiyor, neden kaybetmekten korkuyor?

Bunları düşündüm.

Zamanla psikoloji, felsefe, mistisizm, sembolizm, ezoterizm ve insan davranışları aynı masada oturmaya başladı.

Bugünkü dilim biraz kütüphaneden, biraz sokaktan gelir.

Bir ayağı kitapların arasındadır, diğer ayağı hayatın çamurunda.

İkisini birbirinden ayırırsanız Bahtiyar BEG kalmaz.

5 — Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

İnsanı tanıdıktan sonra.

İhaneti, sadakati, yalnızlığı, dostluğu, kibri, korkuyu, sevgiyi ve insanın çıkarı söz konusu olduğunda nasıl başka birine dönüşebildiğini gördükçe yazacak malzemeniz çoğalıyor.

Hayat bana yeterince karakter gösterdi.

Ben yalnızca isimlerini değiştirdim.

Bir süre sonra şunu anladım:

İnsan denen mahlûk, yazılmış en büyük romandır.

Ben de sayfalarını çevirmeye başladım.

6 — İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Önce okuyacaksın.

Sonra yaşayacaksın.

Sonra susacaksın.

En son yazacaksın.

Sadece çok kitap okuyarak yazar olunacağına inanmıyorum. İnsan görmeden, kaybetmeden, yanılmadan, utanmadan, öfkelenmeden, sokaktan geçmeden yazılan metnin nabzı eksik kalır.

Ben kusursuz cümle peşinde değilim.

Nabzı olan cümle peşindeyim.

Okuyucu cümlemi okuduğunda “Ne güzel yazmış.” demesin yalnızca.

Bir an durup:

“Ulan…” desin istiyorum.

Benim için edebiyat biraz da o sessizliktir.

7 — Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Zihnin Labirentinde, Kafese Sığmayan Ruhum – Denemeler ve Aspirin benim edebî dünyamın farklı odalarıdır.

Birinde zihnin labirentine giriyorum.

Birinde insanın kendi kafesine başkaldırıyorum.

Aspirin’de ise acıyı susturmanın mümkün olup olmadığını sorguluyorum.

Fakat kitapların ortak bir meselesi var:

İnsan.

Ben insanı iyileştirmek için masaya yatırmıyorum.

İçinde ne var görmek için yarıyorum.

8 — Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etkenler nelerdir?

İnsan zihninin karanlık tarafı.

Ben kusursuz kahramanlardan hoşlanmam.

Benim masamda yaralı adamlar, günahkârlar, kaybedenler, kendisiyle kavgalı insanlar oturur.

Çünkü insanı tanımak istiyorsanız yalnızca meziyetlerine bakmayacaksınız.

Zaaflarına da bakacaksınız.

Psikoloji, psikiyatri, ezoterizm, okültizm, semboller, bağımlılık, yalnızlık, ölüm, varoluş ve insanın kendi zihniyle yaptığı kirli pazarlıklar bu yüzden eserlerimin damarlarında dolaşır.

Ben cevaptan ziyade rahatsız edici sorular bırakmayı seviyorum.

9 — Karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz?

Karakteri yaratırım.

Geçmişini veririm.

Yarasını açarım.

Zaafını belirlerim.

Sonra önüne yolu koyarım.

Nereye gideceğine her zaman ben karar vermem.

Çünkü iyi yazılmış karakter bir noktadan sonra yazara itaat etmez.

Ben karakterlerimin gardiyanı değilim.

Onları kafese koyup ne yapacaklarını izleyen adamım.

Kafesi kırarlarsa da peşlerinden giderim.

10 — Size ilham veren şeyler nelerdir?

Gece.

Sessizlik.

İnsan yüzleri.

Eski fotoğraflar.

Hastane koridorları.

Sokaklar.

Kaybedilmiş insanlar.

Yarım bırakılmış konuşmalar.

Bir masada unutulmuş bardak.

Bir adamın sustuğu yerde gözlerinin söylediği şey.

İlham dediğiniz şey benim için gökten inmiyor.

Hayatın çöplüğünde yatıyor.

Eğilip almasını bileceksiniz.

11 — En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve sizi en çok motive eden şey nedir?

Gece.

Dünya sustuğunda benim zihnim biraz daha fazla konuşur.

Ben motivasyon beklemem.

Motivasyon nazlı bir şeydir; bugün gelir, yarın gelmez.

Disiplin daha namuslu bir arkadaştır.

Masaya oturursunuz.

Yazarsınız.

İyi çıkmazsa silersiniz.

Tekrar yazarsınız.

Kalem ilhamın keyfini beklemez.

12 — Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Okumak zorunda değiller.

Ben kimsenin kolundan tutup kitabımı okutmaya çalışmam.

Rahatlamak isteyen başka kitap okusun.

Benim kitaplarım insanın omzuna battaniye koymaz.

Sorular bırakır.

Kendi zihninin karanlık koridorlarında yürümekten korkmayan adam gelsin.

Diğerleri kapının önünden geçebilir.

Ben okur toplamıyorum.

Aynı karanlığı tanıyan insanları arıyorum.

13 — Kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Tek bir mesajım yok.

Zaten edebiyatı nasihat kürsüsüne çevirmekten hoşlanmam.

Ben okuyucuya ne düşüneceğini söylemem.

Önüne aynayı koyarım.

Bakıp bakmamak onun meselesidir.

Fakat eserlerimin altında sürekli dolaşan bir soru vardır:

İnsan kendi zihninin ne kadar efendisidir?

Kader dediğimiz şey gerçekten kader midir?

Yoksa korkularımıza taktığımız asil bir isim mi?

Ben cevabı vermiyorum.

Çünkü cevabı hazır verilen soru, insanı değiştirmez.

14 — Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir?

Yazmak kolaydır.

Kendine yalan söylemeden yazmak zordur.

İnsan kâğıdın karşısında soyunur.

Kendinizden kaçıyorsanız iyi edebiyat çıkaramazsınız.

Ben kaçmadım.

Hoşuma gitmeyen taraflarımla aynı masaya oturdum.

Kavga ettim.

Kaybettim.

Tekrar oturdum.

Benim başa çıkma yöntemim budur.

Kaçmam.

Masaya geri dönerim.

15 — Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bunun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Zorlamıyorum.

Kalemin de sustuğu zaman vardır.

Sokağa çıkarım.

İnsanları izlerim.

Okurum.

Susarım.

Düşünürüm.

Çünkü sürekli konuşan adamın söyleyecek sözü azalır.

Biraz susacaksınız ki içinizde yeniden cümle biriksin.

Tıkanıklığı düşman olarak görmüyorum.

Kalemin cephanesini doldurduğu dönemdir.

16 — Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak ve düşüncelerinizi anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Sosyal medya, görsel çalışmalar, edebî içerikler, söyleşiler, röportajlar ve okurla doğrudan temas benim için önemli.

Fakat kendimi pazarlamakla kendimi anlatmak arasındaki çizgiyi korumaya çalışıyorum.

Ben ürün değilim.

Kitap da deterjan değildir.

Reklamını yaparsınız ama ruhunu ucuzlatmazsınız.

Bahtiyar BEG’in bir dünyası, dili ve tavrı var.

Ben o dünyayı büyütmeye çalışıyorum.

17 — Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?

Kitabı yazarken okuyucuyu görmezsiniz.

Fuarda ise yazdığınız cümlenin ete kemiğe bürünmüş hâli karşınıza gelir.

Bir adam gelir ve sizin aylar önce gece yarısı yazdığınız tek cümleyi hatırlar.

İşte o zaman edebiyatın garip tarafını anlıyorsunuz:

Sizin odanızda yalnızken yazdığınız şey, hiç tanımadığınız bir insanın hayatına girmiş.

Fuarların benim için kıymeti budur.

Mesele imza atmak değildir.

Mesele iki yabancının aynı cümlede birbirini tanımasıdır.

18 — Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?

Var.

Ben bir kitabı bitirdiğimde meseleyi bitirmiş olmuyorum.

Zihin, insan davranışları, karanlık psikoloji, sembolizm ve insanın kendisiyle giriştiği savaş üzerine daha derine inmeyi düşünüyorum.

Yeni projelerde sınırları biraz daha zorlamak istiyorum.

Çünkü aynı kitabı farklı kapaklarla tekrar yazmak bana göre değil.

Her yeni eser önceki Bahtiyar BEG’i biraz öldürmeli.

Yerine daha tehlikeli bir kalem bırakmalı.

19 — Okuyuculardan aldığınız sizi en çok etkileyen geri dönüşler nelerdir?

En kıymetli cümle şuna benzeyenlerdir:

“Burada kendimi gördüm.”

Bir yazar için bundan daha ağır iltifat azdır.

Çünkü o noktada artık kitabı siz yazmamışsınızdır.

Okuyucunun hayatına karışmıştır.

Birinin altını çizdiği cümlede kendi yarasını bulması beni etkiliyor.

Demek ki kurşun hedefini bulmuş.

20 — Edebiyat yolculuğunun başındaki yazar adaylarına ne tavsiye edersiniz?

Yazar olmaya çalışmayın, bunun bir önemi yok.

Yazmaya çalışın.

İnsanların sizi alkışlamasını beklerseniz ilk sessizlikte kalemi bırakırsınız.

Çok okuyun.

Çok gözlemleyin.

Biraz yaşayın.

Biraz kaybedin.

Eleştiriden korkmayın.

Kimseye benzemeye uğraşmayın.

Ve en önemlisi, ilk yazdığınız her şeyi şaheser zannetmeyin. Kalemin de terbiye edilmesi gerekir.

Masaya oturun.

Yazın.

Silin.

Yeniden yazın.

Yüz kere düşüyorsa cümle, yüz birinci kere kaldırın.

Çünkü edebiyat nazlı adam işi değildir.

Kalem tutan çoktur.
Cümlesinin arkasında duran azdır.

Benim genç yazarlara bırakacağım söz de budur:

Mürekkebiniz bitiyorsa doldurursunuz.
Cesaretiniz bittiyse zaten yazacak bir şeyiniz kalmamıştır.

Bahtiyar BEG

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir