Eser sahibi kimdir, sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? Adım Semina Coşkun, 29 yaşındayım. Yedi yazmaktayım. Şu ana kadar birçok roman, kısa hikaye, deneme, makale yazdım. Denemelerim ve makalelerim birçok dijital dergide yayımlandı. Ayrıca senaryo yazarlığına da adım attım. Eserlerimin çoğunu kendime ait blog sitelerimde yayımlamakdayım.
Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdir? Aslında bir kitap yazmak küçüklüğümden beri hayalimdi ama o zamanlar bu bana imkansız gibi geliyordu. Bu yüzden yıllarca sadece bir hayal olarak yaşadım. Daha sonra izlediğim bir dizde karşıma bir yazarın kitap yazma ve yayınlama serüveni çıktı. Dizideki süreci izlediğimde, aslında imkansız olmadığını fark ettim. O an karar verdim ve ertesi gün hiçbir plan ya da hazırlık yapmadan, ertelemeden bir kağıt ve kalem alıp aklıma gelen ilk şeyleri yazmaya başladım. Bir şeyi ne kadar düşünür, ne kadar plan program yaparsak o kadar ertelenir. Ama özellikle yazı yazmak plan, programla yapılacak iş değildir. Yazdıkça ilerlenir, yazdıkça devamı kendiliğinden gelir.
Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eserinizi neydi? İlk eserim kendi düşünceme göre deneme eseriydi, tamamen acemiliğimi atmak için yazdığım uzun bir romandı. Bana göre yazmak sadece çok okuyarak, yazarak öğrenilir ve geliştirilir.
Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı? Evet. Romanlarım genelde psikolojik gerilim, dram ve suç ağırlıklı, kısa hikayelerimin temaları ise paranormal, gothic tarzda fantastik hikayeler. Özellikle uzun romanlarımda yer alan ana karakterlerimin çoğu benden bir şeyler taşıyor. Kimi takıntılarımı, kimi hayal kırıklıklarımı, kimi travmalarımı, kimi içimdeki karanlık yönümü. Zaten bir eseri yaşayarak yazarken, kendimizi o dünyanın içinde hayal ediyoruz ve doğal olarak akraketlerle özdeşleşiyor ve o karakterlere ister istemez kendimizden bir şeyler katmak durumunda klaıyoruz.
Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu? Çok oldu. Dediğim gibi, karakterlerime kendimden çok fazla özellik katıyorum. Hatta bazen kendimi o kadar kaptırıyorum ki günlük hayatta kendimi, yazdığım karakterlerdeki bende olmayan bir davranışı yaparken buluyorum. Bir romanda birden fazla karakter kullandığım için doğal olarak bi çok karakterden bir şeyler alıyorum. Her karakteri yazarken kendimi onun yerindeymiş gibi hissederek yazıyorum. Bu yüzden bazen kendimi kaybettiğim, boşluğa düştüğüm durumlar çok oluyor.
Bugüne kadar yayınlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz? Yazdığım ilk üç eserim paranormal olayların yaşandığı romanlardı. Daha sonra paranormal hikayeleri kısa hikaye olarak yazmaya başladım ve romanlarımı sadece suç, psikolojik gerilim ve korku ağırlıklı yazmaya başladım. Gece terörü adında üçleme kitap serim bulunmakta. Bu seride, her kitapta yer alan tek bir ana karakter, her kitapta muhatap olduğu farklı karakterler ve yaşadığı farklı olaylar var. Bu üçlemede hem ana karakterin yaptığı hatalardan dolayı yaşadığı sıkıntıları hem de o sıkıntıların onun hayatına nasıl yön verdiğini ve bu durumun etrafındaki insanları nasıl etkilediğini anlatıyorum. Ayrıca bu ana karakterin adalete olan tutkusuna, adalet için kendi hayatını ve çevresindeki insanları nasıl feda ettiğine de şahitlik ediyoruz. Şu an üzerinde çalıştığım ve bitmek üzere olan başka bir romandımda ise bir ırkçılık sorunu ele alıyorum. Hem politik, hem toplumsal, hem de kişisel bir konu ele alıyorum.
Bu kitapların sizin için anlamı nedir? Kitaplarımın benim için anlamı benim tahmin ettiğimden daha büyük. Çünkü yazarken bilimin bir çok dalından faydalanmaya çalışıyorum. Araştırmalar yapıyorum. Yani bir eseri kaleme alırken amacım insanları yalnızca eğlendirmek ya da korkutmak değil. Düşündürmek, sorgulatmak ve şaşırtmak.
Yazarken size ilham veren şeyler nedir? İlham aldığım çok fazla şey var. sadece duyduğum bir melodi bile gözlerimin önünde bir film canlandırıyor ya da duyduğum bir kelimeden, anında kafamdan uzun bir roman tasarlayabiliyorum. Ve kafamda o kadar çok fikir oluyor ki ya o fikirleri birbiriyle uyumlu hale getirip harmanlayarak bir roman taslağı haline getiriyorum ya da tüm fikirlerimi süzgeçten geçriere, yazmak için en çok sabırsızlandığım hikayeyi belirleyip onu yazmaya koyuluyorum.
Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir? İnsanlar bunu okumalı, herkes bunu öğrenmeli. İçimde bu şekilde bir dürtü ortaya çıkıyor.
Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır? Belli bir rutinim yok. Sadece disiplinli olmaya çalışıyorum, sürekli üretmeye çalışıyorum ve özellikle tek bir yerde yazmaya çalışıyorum. Çünkü çalışma masamda yazmaya alıştıysam salonda yazamam. Tek yer derken bunu kastediyorum. Ne kadar doğru bilemem ama sonuçta tekrar eden davranışlarımız, beynimiz o şeye kodlar. Dolayısıyla yazı yazma konusunda ben kendimi tek bir yere alıştırdığımdan dolayı başka bi yerde yazmaya çalışırsam verimim düşüyor. Düşünemiyorum ve hayal edemiyorum. Ayıca yazarken bir şey yiyip içmeyi de sevmem. Çalışma masam sürekli temiz ve düzenli olmak zorunda, aksi halde odaklanamıyorum.
Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mıdır? Hayır, yok. Eğer yapılması gereken ve kafamı meşgul eden, yani yazarken aklımdan çıkaramayacağım işler varsa onları hallederim ve bulduğum her fırsatta yazmak için masama otururum. Ayrıca yazarken mutlaka bir müzik açarım ama bunlar ya yabancı dilde metal müzikler ya da sözsüz senfonik müziklerdir. Arka planda, kulağıma mutlaka kısık bir ses gelmeli. Tabi bu tercihe bağlı, herkesin odaklanma şekli farklı olabilir.
Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi? Bazen sebepsiz yere tıkanıklık yaşıyorum. Bir bölümü tamamlamak için üç hafta boyunca düşündüğümü hatırlıyorum. Bazen ne yaparsam yapayım aklıma bir fikir gelmez ya da bir bölümün devamını getiremem. Birden fazla olayı birbirine bağlayamam. Böyle durumlarda ara vermek yerine önceki yazdıklarımı tekrar tekrar okurum, devamı kendiliğinden gelir. Bazen de günlük hayatta yaşadığım ve kontrol edemediğim olumsuz durumlar zihnimi meşgul eder ve bu da düşünmemi ve yazmamı engeller.
Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu? Çok fazla oldu. Hatta bir keresinde üçyüz sayfalık el yazmalarımı çöpe atmış, ayını günün akşamında çöpten geri almıştım ama ne zmaan artık bitti desem, bir kaç saat sonra kendimi çalışma masamda yazarken buluyorum. Bu artık bende bir ihtiyaç, bir dürtü gibi bir şeye dönüştü. Yazmadığım zamanlar sıkıntılı ve agresif oluyorum. Beni yazmaktan alıkoyan şeylerden uzak durmaya çalışıyorum çünkü bunu yapmadığım zaman, hayatımı kötü yönde etkiliyor.
Eserlerinizin ana fikri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir? Eserlerimle vermek istediğim mesaj, tehditin her zaman yanı başımızda ve görünmez halde olduğu. Hiçbir şeyin imkansız olmadığı. İnsanların adalet ve tehditlere karşı nasıl tepkiler verdiklerini, aslında her insanın içinde karanlık bir taraf olduğunu ve bu durumlarda onu nasıl kullandığını göstermek.
Okuyucunun, metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz? Merak. Bazı karakterlere karşı öfke veya üzüntü ve şaşkınlık.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı? Kitaplarımda toz pembe bir dünyaya ya da aşk hayatlarına yer yok. Ben okuyucuya tamamen gerçek bir dünya sunarak, onlara her şeyin mümkün olabileceğini anlatmaya, diğer yandan da öğretmeye çalışıyorum.
Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir? Belki de çok az yazarın yaptığını yapıyorum ve hiç çekinmeden, korkmadan, özgürce yazıyorum. Sonuçta bu benim hikayem ve benim hayal dünyam. Ayrıca dediğim gibi, okurlara gerçek bir dünya sunuyorum. İmkansız gibi görünen olaylarla günlük hayatı harmanlayarak, insanların başına hangi olayların nasıl gelebileceğini anlatıyorum.
Son olarak edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara ya da yazar adaylarına ne söylemek istersiniz? Benim ilk kitabımda yaptığım bir hatam vardı. “Bunu yazmayayım. Kitabım basılır da beni tanıyanlar okursa hakkında ne düşünür? Bu beni kötü gösterir. Bu beni rezil eder…” Gibi düşüncelerle yazmaktan vazgeçtiğim çok fazla cümlelerim ya da sahnelerim oldu. Ama ne zaman bu düşünceleri kafamdan atıp özgürce yazmaya başladıysam, hikayelerim o zaman daha da güçlendi. Bunu yapmasınlar. Ama diğer yandan da insanları kötülüğe veya suça sürükleyebilecek, onlara kötü yönde cesaret verecek içerikler yazarken okurların bunlardan ders almalarını sağlayacakları şekilde yazsınlar. Sonuçta bir kitap insanı geliştirmeli, bir şeyler öğretmeli. Suça sürüklememeli.
Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu? Bu senin hikayen! Korkmadan, çekinmeden, kendini kısıtlamadan, sınırsız ve özgürce yaz.