TEPEDEKİ ÇINAR.. YASEMİN DOĞAN

 

 

1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudum. Roman yazmak dışında, bir dergide uzun süre tiyatro eleştirileri kaleme aldım. ‘Uçuyoruz Hâzirûn’, ‘Yedi Güzel Genç’ isimli tiyatro oyunları, çeşitli sinema filmi ve dizi senaryoları yazdım.

İstanbul’da Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Roman, dizi ve sinema filmi senaryoları yazmaya devam ediyorum.

2📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Hayatımın dönüm noktaları genellikle susmam gereken zamanlarda şekillendi. Bu bir olay oldu, kimi zaman bir insan, kimi zaman da bir adalet arayışı…

3📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

İlk serüvenim Tozkoparan (Bir Tozkoparan İskender Romanı) oldu.

4📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Yazmanın, insanın anlam arayışına bir cevap olduğunu düşündüm. Bu düşünce beni her zaman heyecanlandırdı. İlk adımda, bir hikâyeden çok daha fazlasını tamamlamış gibiydim. Sonrasında attığım her adımda, bu anlam arayışının farklı yüzleriyle karşılaştım. Diğer adımlarımı da görüyor olmanın verdiği heyecan, beni hep yeni hikâyelere çağırdı. Ve ben, bu çağrıyı hep büyük bir sevgiyle karşıladım.

5📌 Eserlerinizde sizi yansıtan karakterler var mı?

Her karakterde kendimden bir iz buluyorum. Bazen bir bakış, bazen bir susuş, bazen de yapmadığım bir seçimi karakterin yerine yaparak. Marquez’in dediği gibi, ‘Hayat, insanın yaşadıkları değil, hatırladıkları ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.’ Ben de kimi zaman unuttuklarımı bir karakterin hafızasına yüklerim. Ursula K. Le Guin gibi, kurduğum dünyalarda ben de yolumu ararım. Bazen kahraman olurum, bazen yoldan çıkan bir figür. Ama mutlaka oradayım. Her hikâye, yazarı için bir aynadır; kimi zaman bulanık, kimi zaman çok net…

6📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

2020 yılında Nesil Yayınları’ndan çıkan ilk romanım ‘TOZKOPARAN (Bir Tozkoparan İskender Romanı)’ 2022 altıncı baskısına ulaştı. Aynı yıl ikinci romanım olan ‘BEN Û SEN (Diyarbakır Surlarının Efsanesi)’ Alfa Yayın Grubu Mona Kitap’tan basıldı. 2025 yılı Ağustos ayında ise bir mübadele romanı olan ‘TEPEDEKİ ÇINAR’ yine Mona Kitap’tan basıldı.

 

7📌 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Kitaplarım, kelimelerle ördüğüm iç dünyamın dışa açılan yüzü. Yazarken yalnızca bir hikâye anlatmıyorum; aynı zamanda kendi sessizliğime, hayranlıklarıma, kırgınlıklarıma da anlam arıyorum. Her satır, geçmişle yaptığım bir yüzleşme, insan ruhunun derinlerine inen bir yolculuk gibi… Kitaplarım bazen bir sığınak, bazen bir meydan okuma; kimi zaman kendime tuttuğum bir ışık, kimi zaman başkalarının karanlığına uzattığım bir el gibi.

8📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?

İlham benim için çoğu zaman bir duygunun iziyle başlıyor. Bazen bir yüzün ifadesi, bazen sokakta rastladığım kısa bir an… Ama aynı zamanda ilham; bir müzik de olabilir, bir koku, bir resim, bir çiçek ya da bir yol. Herhangi bir şey, yazmak için içimde bir çağrıyı tetikleyebiliyor. Ben o çağrıyı duyduğumda yazıya yöneliyorum. Hikâyeler biraz da o sessiz çağrıların yankısı gibi geliyor bana.

9📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Beni bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey, çoğu zaman içimde biriken ve susmayı reddeden bir duygudur. Sessizce yer eden bir bakış, geçmişten fısıldayan bir anı ya da cevapsız kalan bir sorunun ağırlığı… Hepsi zamanla kelimeye dönüşmek ister. Yazmak, o anı dondurmak değil; aksine ona can vermektir. Ben yazarken, o duygunun ete kemiğe büründüğü âna tanıklık ediyorum. Belki de bu yüzden her metin, biraz içimde başlayıp satırlarda büyüyen bir yüzleşmeye dönüşüyor.

10📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Aslında sabit bir düzene bağlı olmaktan çok, içimdeki sesin ve ruh halimin ritmine uyum sağlamak üzerine kurulu. Her gün belirli saatlerde yazmak mümkün değilse de o anda yakaladığım ilham ve yoğunlaşma anını değerlendiriyorum daha çok. Sessizliğe ve özellikle yalnızlığa ihtiyaç duyuyorum; çünkü fikirlerin derinlere inebilmesi için dünyadan biraz çekilmek gerekiyor. Bu çok kişisel elbette. Rutinim, disiplinle ilham arasında kurduğum ince bir dengeden ibaret.

11📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Belirli bir saatim yok. Her an yazma halinde olabiliyorum. Günün herhangi bir saati. Ama en verimli yazdığım saatler sabahın erken vakitleri oluyor. Zihnim daha berrak, dünya henüz sessiz, insanlar uykuda. Sadece ben varmışım gibi hissettiren anlar… Karakterlerimin seslerini daha net duyabiliyorum. Ritüel kısmına gelecek olursam; daha çok çalışma masamda, kahve ve klasik müzik eşliğinde yazmayı seviyorum.

 

 

12📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazma sürecinde en çok zorlayan şey, içimdeki karmaşık duyguları ve düşünceleri, kelimelerle tam anlamıyla ifade etmeye çalışmak oluyor. Bazen fikirler zihnimde berrak olsa da onları yaşanmışlık ve his derinliğiyle okuyucuya geçirebilmek ciddi bir sabır ve emek istiyor.  Kelimelerin gücüne inanırken, aynı zamanda onların sınırlarıyla da yüzleşmek; bu dengeyi yakalamak zorlayıcı olabiliyor.

13📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Vazgeçme noktası değil ama hevesimin kırıldığı anlar oldu. Bu kırılmayı iyileştirdiğim yer yine kitaplardı. Daha çok okumak ve daha çok yazmak… Bir yerlerde sizin kaleminizden çıkacak cümleleri bekleyen kıymetli insanların olduğunu bilmek hevesimi tazeliyor her defasında. İyi ki varlar.

14📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Okuyucunun metnin sonunda, sadece bir hikâye değil, içinde yaşadığı dünyaya dair derin bir anlam, kültürel bir zenginlik ve insan olmanın evrensel duygusuyla kalmasını isterim. Her satırda kendinden bir parça bulduğu, düşünceleriyle ve hisleriyle bağ kurduğu, ruhuna dokunan izler kalsın. Çünkü yazmak, sadece kelimelerle değil, okuyucunun kalbine dokunan bir yolculuk benim için. Her okuyucu kendi dünyasında yeni kapılar aralasın, yaşama dair farklı bir pencereden bakabilsin isterim.

15📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Okuyucular, kitaplarımda hem edebiyatın inceliklerini hem de insanın derinlikli yolculuğunu bulacaklar. “Tozkoparan”, “Ben Û Sen” ve “Tepedeki Çınar”da, tarih ve duyguların iç içe geçtiği etkili bir anlatımla gerçek insan hikayeleri anlatıyorum. Amacım, okuyucunun hem düşüneceği hem de hissedeceği metinler sunmak, kelimelerle anlamlı bağlar kurarak onlara edebiyatın gücünü hissettirmek.

16📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Her yazarın kalemi kendi yolunu çizer. Üslubu, dünyayı algılayışı ve anlatma biçimiyle kendine özgüdür. Benim ayrıcalığım da belki, kelimeleri iç sesime sadık kalarak kurmamda ve hikâyelerle okur arasında samimi bir bağ kurma çabamda saklıdır.

17📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Edebiyat bir varış değil, bir yürüyüş. Kaleminle attığın her adımda hem dünyayı hem kendini yeniden keşfedersin. Bu yüzden genç kalemlere söyleyebileceğim en kıymetli şey şu: Yazarken acele etmeyin, içinizi susturmadan yazın. Çünkü gerçek hikâyeler, önce yazarının içinde derinleşir, sonra satırlara dökülür. Ve merak duygunuzu hep diri tutun, daha çok okuyun, araştırın, gezin, görün, dinleyin, hissedin.

18📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Yazmaya nereden başlayacağını bilemiyorsan, en çok sustuğun yeri hatırla.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir