1-Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
1988 Artvin doğumluyum, orta öğrenimimi ve liseyi Artvin’de tamamladım. Sonrasında Kocaeli üniversitesi jeoloji mühendisliği bölümünü bitirdim.
İlk basılı eserim olan Perestiş’i 2016’da yayımladım. Akabinde kısa öyküler ve sosyal medyada mahlas kullanarak toplumsal olaylar ve gözlemlerime dayanarak yazılar yazdım. Uzun bir aradan sonra da ikinci kitabım Yasak Şehrin Kırmızı Duvarı 2025 yılında okuyucusuyla buluştu.
Yazarak, sınırlar olmadan, sonsuz cümlelerle kendimi ifade etmeyi seviyorum. Kelimeleri, edebiyatı, okumayı, başkalarının hikayelerini, filmleri, romanları, tarihi seviyorum. İki kedimle birlikte yaşıyorum. Kedilerimin mırıl mırıl uyku seslerine, klavye tuşlarından çıkan seslerin eşlik ettiği fonda hafif klasik müzikli yalnız akşamlarda yaşıyorum. Çok fazla hayal kuran, gündüz bile düş gören biriyim. Bol bol seyahat edip yeni yerler keşfeder, farklı kültürlerle buluşur ve sürekli yeni insanlarla tanışırım.
Hiçbir alanda yeterince başarılı değilim. Topla oynanan hiçbir spor dalında maharetli olmadığım gibi telli müzik aletlerini çalmaktan da anlamam ve onun dışında kalan müzik aletlerinden de anlamam. İlkokulda öğretmenim çok zeki olduğumu ve doktor olabileceğimi söylemişti. Buna binaen liseyi bitirene kadar analitik zekamın buna yeterli olmadığını fark edemeyip doktor olmak istediğimde direnerek eğitim aldım. Çok fazla farklı sektörde çalıştım. Yaptığım her işte her zaman çok hızlı ve becerikliydim ancak hırslarım ve hedeflerim olmadığından toplumun kariyer diye adlandırdığı gücü elime almadım. Çocuk da yapmadım, eş de…
Hem yalnızlığa düşkünüm hem de cıvıl cıvıl insan kaynayan yerlerde eğlenmeye bayılırım. Sihirli güçlerim var ve onları sadece yalnızken kullanırım. Tek başımayken yüksek sesle bağıra bağıra şarkı söylerim ve aynanın karşısında dans ederim. Defalarca aşık ve sarhoş oldum. Komik olan ise asla sarhoşluğu ve aşık olmayı kabul etmiyor olmamdı. En sevdiğim yemek makarna ve İtalya’da yapılandan daha iyisini evde kendim yaparım. En sevdiğim şehir İstanbul, keza en sevdiğim şehirde en istediğim halimle çocukluk hayalimi yaşıyorum.
Boş zamanlarımda kanepeye öylece oturur sessiz hareketsiz duvarlarla konuşur başka da hiçbir şey yapmam. Çok yoğunken de hepsini yaparım, kısa anlara öyle çok şey sığdırırım ki evren hızıma yetişemez.
Ben bu kadar hiçken düşlerime inanıp milyonlar tanıyarak sevildiğime inandım. Sen madem onca şeye sahipsin dünyaya hakim olduğuna inanmalısın.
2-Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Üniversitedeyken yakın bir arkadaşım kısa bir öykü yarışması olduğunu söyledi teması aşkmış ki aşk üzerine en az yazabildiğim türdür. Yine de neden olmasın deyip yarışmaya katıldım. Yarışmada dereceye giremedim ama eserim özellikle 15-25 arası genç kızlar tarafından çok beğenildi. Ancak hikayenin tamamlanmamış olduğunu söylediler çünkü mutlu bir son yazmamıştım. Benden devam yazmamı istediler ben de mahlas kullanarak bu tür hikayelerin yayımlandığı bir sitede her hafta bir bölüm yayımlanacak şekilde yazmaya başladım. Umduğumdan çok daha fazla okur yeni bölümü ilgiyle bekledi. Hikaye bu şekilde rağbet görünce neden kafamda asıl olan fikri bir romana çevirmiyorum diyerekten zihnimin çeperlerini açtım ve 2016’da satışa çıkan Perestiş’i kaleme aldım. Yazma maceram bu şekilde başlasa da hayatımın dönüm noktası olarak adlandıramam elbette. Hayatımın dönüm noktası ne olursa olsun bu şehirden çıkmalıyım düşüncesiyle bir üniversiteye yerleşip Kocaeli’ne gelmemle, hem okuyup hem çalışıp okulu bitirmemle sonrasında hayallerimin şehri İstanbul’a yerleşip iş hayatına atılmamla başladı.
3- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
İlk eserimin adı Perestiş, taparcasına sevmenin hikayesi ama bu bir kişiye değil bu bir olguya, varoluşa, aidat hissettiğin yere olan sevgi.
4-Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Müthiş bir eser ortaya çıkardım şimdi okuyanlar “vauv bu nasıl bir zihnin ürünüdür” diyecek, çok satanlara gireceğim, hızlıca ikinci kitabımı yazacağımı hissettim. Elbette öyle olmadı, süreç sancılıydı. Yazdıktan sonrası yorucu bir iş gibi gelmeye başladı. Yayıneviyle anlaşmak, satış kanallarına çıkarmak, reklam yapmak… Çok başarılı olamadım ve ikinci kitabı tabii ki aynı hızda yazamadım. Okuyanlardan çok olumlu dönüşler alsam da eşim dostum harici okuyucuya ulaşmam kolay olmadı. Hal böyle olunca motivasyonum azaldı ve yeniden basılı eser üretme hevesim kırıldı. Daha çok sessizce, mahlasla, kendi iç dünyamda yazdım bir süre.
5- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
İlk eserim Perestiş’te başroldeki erkek ve kadının kişiliklerini oluştururken kendi benliğimden verdiğim yönler oldu. İkinci eserim Yasak Şehrin Kırmızı Duvarı’nda zaten bir kadın hikayesi anlattığım için, tüm kadınların yansıması olduğu kadar benim de yansımam muhakkak var. Ancak hiçbir eserimde birebir kendimi yazmam.
6-Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Kendimi zaten yaşadığım için nasıl geliştiğimi, potansiyelimi, yaptıklarımı, yapacaklarımı, olaylara verdiğim tepkiyi, aldığım şekli ve hislerimi biliyorum. Bir giz olmalı; benden bağımsız birilerini tanımalıyız. Ben de okuyucu gibi onlara dışardan bakmalı başlarına gelenlere verdikleri tepkiyi görmeliyim. Onları ben yaratıyorum ve kendimden ayrı bir biçim veriyorum o yüzden hayır yazdığım karakterlerde kendimi bulmuyorum. Kendim ve karakterlerim çok ayrı yerlerdeyiz.
7- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Perestiş, ait oldukları yeri bulma çabası içerisinde olan bir takım insanın, sömürü ile para kazanan Hakikat Yolu adındaki bir düzene bağlılığını ve bu düzen içerisinde aykırı kalan bir adamın Amerika’dan gelen bir gazeteci kadınla tanışma hikayesini anlatıyor. Hikaye ilerledikçe gizem çözüleceğine gazeteci kadının ilgili düzenle bağlantısı anlaşıldıkça daha fazla bilinmezlik içerisine giriyor.
Yasak şehrin Kırmızı Duvarı, hafızasını sildirdiğini söyledikleri bir adamın uyanarak kendini bulma çabasını ile başka bir adamın kendini bulmak için kimden dahi olduğunu bilmeden kaçma eylemiyle doğan bir kadın hikayesidir. Aksiyon, kaçma, giz, suç gibi görünse de bu kitap günümüz toplumundaki kadınların yansımasıdır, bu hepimizin hikayesidir.
8-Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Yazmasaydım hiçtim. Bir tek yazarak düş ve düşüncelerimi en katıksız haliyle aktarabiliyorum. Beni tanımazdınız, görmezdiniz, duymazdınız yazmasaydım. Kuytuda kendi iç çekişimle çırpınır dururdum.
9-Yazarken size ilham veren şey nedir?
Bunu ben de kendime soruyorum. Çünkü değişkenler aynı kalmasına rağmen bazı günler sayfalarca yazabilirken bazı aylar tek bir kelime yazamadığım oluyor. Bu arada ilham beklememek gerektiğini düşünüyorum. Yazmak da bir disiplin gerektiriyor. O düşüncelerin zihninde olduğunu bilmek yeterli, onlar oradalar ve senin onlara aktarman gerekiyor aktarmak için ilhama gerek yok.
10-Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Birkaç cümleyle karşındaki tepki vermeye hazır beklerken anlatamayacağını düşündüğün olayları aktarma isteğidir. Müdahale edilmeden sonsuz cümleyle, kurgulayıp örneklendirerek, kişilerin olaylara içeriden değil dışarıdan bakmasını sağlamak isteğiyle gelişiyor.
11-Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Gün içerisinde koşuşturma halindeysem kısa notlar olarak kendime mesaj atarım. Ya da eski usül not defterine karalarım. Akşam saatlerinde de temize çekerim.
12-Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Yalnız ve sakin bir ortamda müzik ve loş ışık koşullarının sağlanabildiği her saatte yazabilirim. Kahvem ve kedilerim de yanımda olursa daha bir haz alarak yazarım.
13-Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Kurgularımda çok fazla karakter kullanıyorum. Zaman içerisinde karakterlerin birbiriyle ilişkisi, sürtüşmesi, çekişmesi, sevişmesi çok fazla oluyor. Kurgu derinleştikçe ben de konuyla birlikte derine iniyorum ve finale çıkmak da zorlanıyorum. Kitaplarımı okuduysanız biraz uzun olduklarını göreceksiniz. Her bir kişinin geçmişine, kişiliğine hislerine değinmeden geçemiyorum. Edebi ve görsel bir dil kullanma gayesi içerisindeyim. Bazen yoruluyorum ve uzun aralar veriyorum.
14-Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Olmadı. Basılı eser olmasa da gördüğüm düşleri yazıyla bir şekilde resmetmek zorundayım.
15-Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimde daha çok toplumsal olaylara değiniyorum. Okuyucuyu sıkmamak için önce onları aksiyon kullanarak hikayenin içerisine alıyorum sonra orada kalbi kırık, mağdur, kabahatli ve masum insanlarla tanıştırıp onları anlamalarını bekliyorum. Bireyin başına geleni ancak bütünüyle gördüğünde, dış etkenleri ve onun iç dünyasını anladığında anlarsın hadiseyi. Bu mesajı vermek istiyorum.
16-Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Kim bu Tuba Koç bunları nasıl düşünmüş, nasıl kurgulamışla kalsa hiç fena olmaz.
17-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Elinden düşüremeyeceği bir olay girdabının bilinmezliğine dalıp, çok farklı insanlarla tanışmak isterse okumalı. Birden fazla hayat yaşamak isterse okumalı, kendi dünyasının bilinirliğinden usanmışsa, başkalarını keşfetmek için okumalı.
18-Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Yazarken bunu birileri okuyacak diye düşünmeden çok açık ve biraz delice yazmamla özgünüm.
19-Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
İlham gelmesini beklemeyin. Eğer yazacak görüye, bilgi ve birikime sahip olduğunuza inanıyorsanız zaten kabiliyetiniz var demektir. Harfleri ve kağıdı önünüze alıp başlayın. Başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok.
20-Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Tüm çıplaklığınla seyircinin karşısına geçmeye hazır mısın?

