Yeraltı.. Ömer Köstek

1. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Uzun yıllardır Aile Şirketimiz Gurbetçiler Plastik AŞ’nin yönetim kurulu başkanı
olarak kurumsal aklın, stratejik kararların ve sürdürülebilir yapıların tam
merkezindeyim. Bu alan dışarıdan bakıldığında edebiyattan uzak gibi algılanır. Oysa
tam tersine; insanın güçle, parayla, iktidarla ve başarıyla kurduğu ilişkiyi bu kadar
yakından gözlemleyebileceğiniz başka bir alan yoktur. Kurumsal yapı, insan
doğasının maskelerle dolaştığı en yoğun sahnedir.
Yazarlık benim için bu dünyanın karşıtı değil; onun yeraltı katıdır. Üst katlarda
raporlar, tablolar, hedefler vardır. Yeraltında ise korkular, çelişkiler, vicdanla yapılan
pazarlıklar. Hayatımı bu iki paralel hatta yürüttüm: biri görünen düzenin içinde,
diğeri görünmeyen iç dünyada. Romanlarım bu iki hattın çarpıştığı yerde doğdu.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar
nelerdi?

Hayatımın dönüm noktaları yüksek sesli kırılmalar değil, sessiz kopuşlardı.
Yalnızlık, insanın tek başına kalması değil; kalabalıklar içindeyken bile kendine
ulaşamamasıdır. Başarı ise çoğu zaman bir ödül değil, insanla kendi özü arasına
giren bir mesafedir.
Bir noktada şunu fark ettim: İnsan her şeye sahip olabilir ama kendine ulaşamıyorsa,
bu büyük bir yoksulluktur. Yazarlık bu farkındalığın doğal sonucuydu. Bu yüzden
yazmaya “başladım” demek doğru olmaz; yazmak beni buldu. Yeraltı, bu iç
kırılmaların, konuşulamayanların ve bastırılanların dili olarak ortaya çıktı.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Yayımlanan ilk eserlerim Yeraltı ve Yeryüzü’dür; ancak yazı hayatım bunlardan çok
daha önce başladı. Yıllar boyunca defterlerde kalan, kimseyle paylaşılmayan, çoğu
zaman sadece kendimle hesaplaşmak için yazılmış metinlerim oldu. O metinler bir
okur için değil, bir hayatta kalma ihtiyacıyla yazıldı.
İlk kez bir metnin tamamlandığını, artık beni serbest bıraktığını hissettiğim eser
Yeraltı oldu. Onu bitirdiğimde şu duyguyu yaşadım: Bu metin artık bana ait değil,
benden bağımsız bir varlık.

4. Bu ilk adım size ne hissettirdi?

İlk adım hem büyük bir özgürlük hem de derin bir savunmasızlık duygusu yarattı.
Yazıyı yayımladığınız anda kontrol sizden çıkar. Metin okurun zihnine girer, onun
hayatına karışır, dönüşür. Bu kontrol kaybı ürkütücüdür ama aynı zamanda
arındırıcıdır.
Bir yazar için belki de en zor şey, metni serbest bırakabilmektir. Ben bunu bir
teslimiyet olarak değil, okurla kurulan sessiz bir güven ilişkisi olarak gördüm.

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Eserlerimde sürekli geri dönen temalar var: güç, suç, vicdan, inanç, yabancılaşma,
aidiyet ve insanın kendisiyle yaptığı sessiz anlaşmalar. Karakterlerim çoğu zaman
toplumun merkezinde duran, başarılı ve güçlü gibi görünen; ancak iç dünyasında
derin bir yeraltı yaşayan bireylerdir.
Onlar ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür. Çelişkili, kırılgan ve çoğu zaman
kendine yabancı insanlardır.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Birebir bir özdeşlik yok; fakat izler vardır. Bir yazarın karakterleriyle hiçbir bağ
kurmaması mümkün değildir. Yazmak, insanın kendi karanlığına dürüstçe
bakabilme cesaretidir. Karakterlerin korkularında, suskunluklarında, hatta bazen
sertliğinde kendimle yüzleştiğim çok an oldu.
Bu yüzleşme konforlu değildir ama gereklidir. Yazı biraz da bu rahatsızlığı göze
alma işidir.

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Yeraltı, konuşulmayanın romanıdır. Üstü örtülen, bastırılan, görmezden gelinen ne
varsa oradadır.
Yeryüzü, bunun devamıdır; düzeni, toplumu, ahlakı ve iktidarı masaya yatırır.
İnsanların “doğru” diye kabul ettiği yapıların arkasındaki mekanizmayı sorgular.
Gökyüzü ise üçlemenin metafizik halkasıdır. İnanç, umut, anlam ve insanın yukarıya
bakma ihtiyacıyla ilgilenir. 2026 yazında okurla buluşacak.
Romanlarım The Replika Yayınları etiketiyle; D&R mağazalarında, seçili
kitabevlerinde ve online satış noktalarında okurlarla buluşuyor.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Bu kitaplar benim için birer başarı nesnesi değil; birer kayıt defteridir. Hayatımın
belirli dönemlerine düşülmüş tanıklık notları gibi. Ben zamanla değişebilirim,
düşüncelerim dönüşebilir; ama bu metinler yazıldıkları hâliyle kalacak. Onlar benim
değil, yazıldıkları anın hafızasıdır.

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

İlham benim için ani bir esin hâli ya da romantik bir aydınlanma değildir. Aksine,
genellikle huzursuzlukla başlar. İçime yerleşen, geçmeyen, beni gündelik akıştan
koparan bir rahatsızlık duygusu vardır. Bu bazen tek bir cümle, bazen bir insan
davranışı, bazen de herkesin normal kabul ettiği ama benim içimde karşılık
bulmayan bir durum olabilir. Yazı, o rahatsızlığın dil bulmuş hâlidir. İlham
dediğimiz şey çoğu zaman bir konfor değil, bir zorunluluktur. Yazmasam içimde
büyüyen bir düzensizlik oluşur. Yazı, o düzensizliği anlamlı bir forma sokma
çabasıdır.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Genellikle bir çelişki anıdır. Hayat bana “böyledir” diye sunulan bir durumu kabul
etmediğinde yazmaya başlarım. Bir şey herkes için makul, hatta doğru görünür; ama
içimde yankı yapmaz. O uyumsuzluk anı çok değerlidir. Çünkü edebiyat tam da
orada başlar. Yazı benim için açıklama değil, sorgulamadır. Bir fikri yazıya
dönüştüren şey, onu çözmüş olmam değil; onu çözemiyor olmamdır.

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Yazarlığı düzensiz bir ilham bekleyişi olarak görmüyorum. Disiplin benim için
yaratıcı sürecin düşmanı değil, zemini. Masaya otururum. Bazen saatlerce ilerleme
kaydetmem. Ama o masada kalırım. Çünkü yazı sadece kelime üretmek değildir;
zihni o metnin ikliminde tutabilmektir. İlerlemediğim günler bile metnin
içindeyimdir. Bu süreklilik, yazının derinleşmesini sağlar.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Keskin bir saatten çok, belirli koşullara ihtiyacım var. Sessizlik bunların başında
gelir. Dış dünyanın talepleriyle bağlantımı kestiğimde yazı başlar. Telefon kapalıdır,
masa sade olmalıdır. Dağınık bir masa zihni de dağıtır. Ritüelim karmaşık değil;
dikkat ekonomisi üzerine kurulu. Yazı, dikkatin en saf hâlini ister.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

En zor olan şey dürüst kalmaktır. Okurun beklentisine, piyasanın hızına, “şu daha
çok satılır” aklına kapılmamak. Bir metni daha kolay, daha yumuşak, daha konforlu
hâle getirme cazibesi her zaman vardır. Asıl zorluk buna direnebilmektir. Kendi
yazdığına bile yalan söylememek, bir yazar için en ağır sınavdır.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Yazmaktan vazgeçmeyi hiç düşünmedim; ama bazı metinlerden vazgeçtim. Bu çok
önemli bir ayrım. Her yazılan yayımlanmayı hak etmez. Eleme, bu işin ahlakıdır. Bir
metni çöpe atabilmek, yazara güç katar. Vazgeçmek bazen yenilgi değil, netliktir.

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ben metinlerimde mesaj vermeye çalışmıyorum. Çünkü mesaj, okuru pasif bir
konuma iter. Benim derdim soru sormak. Şu sorunun etrafında dolaşıyorum: İnsan,
kendine ne kadar yabancılaşabilir ve hâlâ insan kalabilir mi? Güç, inanç, ahlak ve
aidiyet dediğimiz kavramlar bu yabancılaşmayı gizliyor mu, yoksa derinleştiriyor
mu? Okur bu sorularla baş başa kalsın istiyorum.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Bir rahatlama duygusuyla değil. Tam tersine, hafif bir huzursuzlukla. Metni
kapattıktan sonra da okurun zihninde dolaşan bir sahne, bir cümle, bir soru…
Edebiyat benim için bittiği yerde etkisi başlayan bir alandır. Okur, metni
kapattığında düşünmeye devam ediyorsa, orada gerçek bir temas kurulmuştur.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü bu kitaplar hızlı tüketim için yazılmadı. Oyalamak, kaçış sağlamak ya da
kolay bir rahatlama sunmak gibi bir iddiası yok. Okurdan zaman, dikkat ve düşünsel
katılım talep ediyor. Karşılığında da samimi bir metin öneriyor. Kolay değil ama
dürüst.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Hem sistemin merkezinde bulunmuş biri olarak iktidarın, paranın ve gücün nasıl
işlediğini biliyorum; hem de bu yapının insan ruhunda açtığı boşlukları yakından
gözlemledim. Çoğu yazar bu alanlardan birine yakındır. Ben ikisini aynı anda
taşıyorum. Bu da metinlerime farklı bir gerilim ve derinlik katıyor.

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına
ne söylemek istersiniz?

Okunmayı bir hedef hâline getirmesinler. Önce kendileriyle dürüst bir ilişki
kursunlar. Yazı bir vitrin değil, bir yüzleşme alanıdır. Kendi karanlığınıza bakmadan
başkasına söyleyecek sözünüz olmaz. Sabırlı olsunlar; yazı aceleyi sevmez.

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne
olurdu?

“Yazmaya başlıyorsan, kimse seni anlamayacakmış gibi yaz; çünkü edebiyat, en önce
yalnız kalabilme cesaretidir.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir