RÖPORTAJ:MELODİ BAÇ

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

İsmim Melodi Baç. İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Küçüklüğümden beri hikayeler yaratarak büyüdüm. 13 yaşında ilk kitabımı yazdım ve 16 yaşında yayınladım. Yazarlık serüvenim böylece çok erken yaşta başlamış oldu. İlk kitabım Yasak’ın ardından Yasak-II Crista’yı yayınladım. Ardından beş kitaplık Anka Serisi’ni Müptela Yayınları’ndan çıkarttım.

Yazarlık serüvenimin yanında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde sinema eğitimi, UCLA’ de senaryo eğitimi aldım. Kitaplarımı filme çevirmek için atıldığım bu macera ile Amerika’ya taşınmış oldum. Şimdi San Diego’da eşim ve köpeğimle yaşıyor, tüm zamanımı yeni yazdığım ejderha/cadı serime ayırıyorum.


2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Çok küçük yaşta sürekli hikayeler uydurur, evde anneme, öğlen teneffüslerinde de arkadaşlarıma bu konulu oyunları oynatırdım. Konular her seferinde fantastik olurdu. Henüz ikinci sınıftayken bile küçük küçük hikayeler yazıyordum. Hatta ilk hikayem bir deniz kızının hikayesiydi. Ama genelde hep anneme ya da arkadaşlarıma anlatıyordum. Bir gün annem bana “yaz bunların hepsini, yoksa unutacaksın,” dedi. Ben de onu kâle almadım. Ama sonra gerçekten hikayelerimi unutmaya başladım.

Ve bir gün elime kağıt kalemi aldım, ve ilk romanım “Yasak” ortaya bu şekilde çıktı.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

 Evet. Sanırım ortaokuldaydım. Bir gün çok hastalandım ve okula gidemedim. Anneannemin evinde günü geçirecektim – anneanne çorbası ilaçtır – annem ve babam da beni akşam oradan alacaktı.

Tüm gün koltukta yatarken yine aklımdan hikayelerimi kurguluyordum. Annemin “yaz bunları” demesi aklıma geldi. Kendime bir ajanda buldum – Evet, bu gerçekten boş bir ajandaydı – ve yazmaya koyuldum.

İlk gün 150’ye yakın sayfa yazdım. Annemler geldi, içeride oturup yemek yediler ve ben hala yazıyordum. Artık elimi hissedemeyince durdum. Ama o his o kadar paha biçilemezdi ki artık yazmanın bağımlısı olmuştum.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Küçükken çok kitap okurdum ve hala da çok okurum. Bir insanı okuduğu her kitabın geliştirdiğine inanırım. Her kitapta, buna kesinlikle fantastik kitaplar da dahil, mutlaka hayata dair bir şey vardır. Ben de küçüklüğümden beri okuduğum için okuma alışkanlığımın benim ufkumu çok genişlettiğini düşünüyorum. Kitapların her biri ayrı bir dünyadır ve yaşadığım dünyayla sınırlı kalmaktansa dünyadan dünyaya atlamayı tercih ediyorum.

Benim yazı dilime nasıl etki ettiğini tam olarak bilmesem de kişiliğime ve bugün “Melodi Kimdir?” sorusunun karşısında verdiğim cevaba çok büyük etkisi olduğuna eminim.  

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Bu soruya kısa ve öz cevap vereceğim.

Ben bir hikaye anlatıcısı olarak doğdum, bu hep içimdeydi. Bir deneyim yaşamadım, zaten bir deneyim yaşamak için çok küçüktüm. Ama bir gün elime kağıt kalem aldığımda içimdeki tüm yaratıcılık o kağıda aktı ve hala da akmaya devam ediyor. 🙂

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

İyi bir yazar olmanın tek bir şekilde olduğuna inanmıyorum. Herkesin kendi yöntemleri olduğuna eminim. Ama yeni yazar adaylarına kişisel deneyimlerimden verebileceğim tavsiyelerim var elbette.

Bolca okumak ve gezmek en önemli şartlardan biri. Çok okuyan mı çok gezer mi bilir, derler. İkisi bir arada olmazsa bir işe yaramaz, derim ben de hep. Bir insan kendini ne kadar doldurursa, ne kadar beslerse yaratıcılığı da o kadar gelişir.

Bir diğer şart da sabırlı olmaktır. Yazar olmak inanılmaz sabır isteyen bir iştir. Saatlerce bilgisayarın başında oturup kitap yazmak, sonra o kitabı defalarca okuyup düzenlemek… Editör süreci, yayıncı bulma süreci, basın süreci, pazarlama süreci derken sonu gelmeyen bir süreçtir. Ve bunların hepsini karşılık beklemeden yapmanız gerekir. Belki ilk kitap satmayacak, belki beşinci kitap bile satmayacak. Ama sabırlı olunca mutlaka bir gün karşılığı alınıyor. Sadece geç alınıyor.    

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk göz ağrım  “Yasak” İkinci Adam Yayınları’ndan çıkmıştı. “Yasak-II Crista” da Yasak serisinin ikinci kitabı olacak çıkmıştı.

Ardından Anka Serisi evrenini yarattım. Anka Serisi beş kitaptan oluşmaktadır.

  1. Anka’nın Dönüşü
  2. Yüzüncü Nesil
  3. Kül
  4. Sınır
  5. Son Savaş

Bu kitapların hepsi Müptela Yayınları’ndan çıkmıştır ve tüm kitapçılarda hala mevcuttur.

Şimdilerde ise yepyeni bir seri üstünde çalışıyorum. Tam ismi henüz belli olmasa da “Ejder ve Cadı serisi” beni çok heyecanlandıran bir seri. Yine beş kitap olarak tasarlıyorum ve ilk iki kitabı yazdım. Seri henüz çıkmadı ama çalışmalarım hızla devam ediyor.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

 Ben fantastik roman yazarıyım. Bu yüzden hayatımda karşılaştığım olayları yazıyorum diyemeyeceğim.

Beni fantastik dünyalara yönlendiren en büyük etken, fantastik evrenlerin özgür ve sınırsız olmasıdır. Günümüzde geçen kurgusal bir romanda sizi bir portalın açıldığına, içinden ejderhalar çıktığına veya başka bir evrene gidip oranın hükümdarı olmanızın kaderiniz olduğuna ikna edemem. Ama benim kitaplarımda buna kesinlikle ikna olacağınızı söyleyebilirim.

Fantastik türü, özellikle şu an dünyayı kasıp kavuran bir tür haline geldi. Çünkü insanlar o evrenlere kaçmak, epik maceralar yaşamak istiyor. İşte tam da bu yüzden ben de fantastik yazıyorum.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

Evet, karakterlerimi kurgularken çok önceden serinin sonunda onlara ne olacağını çok iyi biliyorum. Bazen kurguyu değiştirirken değişiklik yapmam gerekebiliyor, ama  %90 önceden tasarladığım şekilde bitiyor hikayeleri.

Son Savaş, yani en son basılan kitabımda bir karakter vardı. Bu karakteri eşim için yaratmıştım. Ve kitap sona yaklaşırken onun ölmesi gerektiğini biliyordum. Ölmemesi hikayenin gidişatını değiştirecekti.

Zor bir karardı, çünkü ya hikayemden ya da karakterimden ödün verecektim. Çok uzun bir süre düşündüm ve sonunda hem onu hayatta tutmanın hem de hikayenin bozulmamasının bir yolunu buldum. Ama hala düşünürüm, ölse daha iyiydi diye… Ama yapamadım. Eşimi çok seviyormuşum, onu anlamış oldum. 🙂 

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Sürükleyici bir kitap okuduğumda, güzel bir yere gezmeye gittiğimde ya da etkileyici bir film/dizi izlediğimde hep ilham buluyorum. Ama bu o kitaptan, filmden ya da gittiğim yerden bir şey kullandığım anlamına gelmiyor.

Mesela bir seferinde bir dizi izlerken adamın dediği bir söz çok hoşuma gitmişti, ve bir anda aklım açılmıştı. Hemen gidip kendi kitabımla ilgili yeni notlar almıştım.

Ya da bir yere gezmeye gitmiştik ve doğa o kadar büyüleyiciydi ki gözlerimi kapadığımda bir kadının aynı o ormana benzer bir yerde yürüdüğünü hayal ettim. Ve elbette üstünden ejderlerin uçtuğunu…

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Sabahları yazmakta zorlanıyorum. Genelde yazma günüm öğleden sonra başlıyor ama beni biri durdurmazsa sabah 5’e kadar bile çalışabilirim.

Genelde zihnimin dolu olmadığı, stresimin az olduğu dönemlerde çok daha yaratıcı oluyorum. Ama üretken olmadığım dönemlerde mutlaka kendimi daha çok kitap okumaya, daha çok film izlemeye ve gezmeye zorluyorum. Bir yerden sonra motivasyon beni mutlaka buluyor. Bunu hep bir su bardağı gibi hayal ediyorum. Yaratıcılık suyunu kana kana içiyorum, bitince de tekrar doldurmam gerekiyor.  

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Ben kitaplarımı yazmıyor, o evrenlerde adeta yaşıyorum. Yarattığım her mekanın, her dünyanın, her karakterin, her diyaloğun, her kuralın mutlaka bir anlamı var. Ben sanki o dünyalara şahit oluyorum. Ve o kadar güzel, o kadar destansı ve macera dolu dünyalar ki bunlar, bu dünyaları kendime asla saklayamam. Bu bencillik olur. Bu yüzden yazıyorum çünkü dünyalarımı paylaşmak zorundayım. Mümkün olduğunca fazla insana ulaştırmak, onların da bu hissi tatmasına izin vermek zorundayım.  Aşk, nefret, acı, mutluluk, dostluk, aile, ve daha bir çok konu her daim birbiriyle uyumlu çalışıyor kitaplarımda.

Okuyucular neden benim kitaplarımı okumalı? Çünkü okumadıkları zaman inanılmaz dünyaları es geçiyorlar.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Fantastik dünyalar yazmama rağmen oldukça insancıl duygularla işliyorum kitaplarımı.

Ana fikir olarak genelde karakterlerin hep kaybedecek çok şeyi oluyor. Buna senaryo ve yazarlık dilinde “high stakes” yani “büyük riskler/büyük bedeller” deniyor. Benim kitaplarım da işte böyle. Karakterlerin içinde bulundukları durumlar genelde imkansız veya zorlu durumlar oluyor. Ve karakterlerimin asla pes etmemesi ve mücadeleye devam etmesi  gerekiyor. Özellikle Anka Serisi, Anka Kuşu’ndan esinlenerek yazdığım bir seriydi. Yani yanıp kül olsan da bir gün küllerinden doğacağının hatırlatması… Sanırım en büyük ana temam da bu.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

 En zor yanı, daha önce de bahsettiğim gibi geç gelen karşılık hissi. Bir kitabı yazmaya başladığınızdan okuyucuların önüne çıkana kadar çok uzun bir süre geçiyor. Bu işe kendini adamamış bir insan bu sürecin herhangi bir noktasında vazgeçebilir. Çünkü kitap okuyucu önüne çıksa bile pazarlama yıllarca devam eden bir süreç. Sanırım beni de en çok zorlayan bu kısım. Yazmak, editlemek ve basım süreci keyifli. Ama pazarlama kısmı eksik olursa diğer yaptığınız hiçbir şeyin önemi olmuyor.

Ben bununla nasıl başa çıkıyorum? Sosyal medyayı sevmeyi öğrendim. Orayı yapmam gereken bir mecradan çok okuyucularımla ve diğer kitap okuyan kişilerle iletişimde kalabileceğim bir platforma çevirdim. Kendime bir email listesi oluşturdum ve hikayemi oradan da paylaşmaya başladım. Yani eskiden sadece rakamlar önemliyken şimdi bir okuyucumla yaptığım sohbet bana çok daha değerli geliyor.

Hazır konusu açılmışken, herkese yanıt veriyorum. Kitaplar hakkında konuşmak isteyenleri, kitaplarımı ve hikayemi merak edenleri @melodibac’a bekliyorum!

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendime tatil veriyorum. Yazarlık bir sanattır ve sanatı her zaman zorlayamazsınız. Gelmiyorsa gelmiyordur, zamana ihtiyacı vardır. Bu yüzden ben de işimden uzaklaşıyorum. Gidip geziyorum, köpeğimle oynuyorum, kitap okuyorum, resim yapıyorum, film izliyorum. Takıldığım noktadan aklımı uzaklaştırıyorum kısacası. Çünkü aynı noktaya aynı perspektiften bakarsam hiçbir şey değişmeyecek. O yüzden ben de başka şeylerle ilgileniyorum ve sonra dönüp baktığımda gerçekten işe yaramış oluyor.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Genelde sosyal medyada oldukça aktifim. Hem Instagram, hem de Tiktok’ta (İkisinde de @melodibac olarak bulabilirsiniz) her gün aktif olmaya çalışıyorum.

Ama en önemlisi yeni kurduğum email listem. Bu listeye abone olmak tamamen bedava. Ya sitemdeki (melodibac.com) linkten ya da sosyal medya hesaplarımdaki linkten abone olunabiliyor. Bu email listeme “En yakın çevrem” diyorum, çünkü her ay kimseyle paylaşmadığım şeyleri sırf bu listeyle paylaşıyorum. Bu hiç yayınlanmamış bir hikaye olabilir, yeni çıkacak kitabın kitap tasarımı olabilir, özel kitap hediyeleri olabilir, ya da sadece yakın dostlarımın bileceği hayatımla ilgili şeyler olabilir. Şimdiden çok büyümüş bir liste ama çok daha fazla büyütmek istiyorum. Orada gerçek anlamda kendim olabiliyorum ve bence bu çok özel bir şey. Üstelik okuyucularım bana geri e-mail atabiliyor, konuşmayı sürdürebiliyor.  

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

 Kitap fuarlarına bayılıyorum. En sevdiğim aktivitelerden biri açıkçası. Fakat maalesef Amerika’da yaşadığım için son yıllarda katılımlarım bir hayli azaldı. Çok önceden planlamam gereken etkinliklere döndüler. İleride kesinlikle daha çok katılım göstermek istiyorum.

Okur yazar buluşmalarını sevmemin nedeni, yine bire bir ve doğal bir iletişim kurabilmek. Benim için en önemli şey de bu zaten. Bu yüzden okur yazar etkinliklerini okurlara mutlaka tavsiye ederim.  

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

 Evet, şu an ejderleri ve cadıları konu alan muhteşem bir seri üstünde çalışıyorum. İlk kitabı editör aşamasına geldi. Ama hala yayınevime yollamadım. Yakın bir zamanda yollayacağım.

Serinin ikinci kitabını ise yazdım ama daha ilk taslak halinde olduğu için onun daha zamanı var. Üçüncü kitabı da yazmaya başladım.

Kısaca seri şöyle başlıyor: Uzun ve kanlı bir savaşın ardından ejder ulusu, cadıların topraklarını işgal eder. Cadı kraliyet ailesinden yalnızca bir kişi hayatta kalır. Güçleri bağlanan genç cadı, ejder tahtının varislerinden biriyle evlenmeye zorlanır.

Güçlerini geri kazanmak, yıkılan ulusunu yeniden kurmak ve ailesinin intikamını almak için mücadele ederken, evlenmek zorunda bırakıldığı ejder prense karşı gelişen hisleri tüm planlarını altüst eder.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Çoğu okurum benim kitaplarımla kitap okuma aşkı edindiğini söyler. Ve bunu her duyduğumda gözlerim dolar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Bir yazar başka ne dileyebilir? 

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Çok gezin, görün, okuyun, izleyin, ve çok yazın. Pratikle ve kendinizi doldurarak çok güzel yerlere gelebilirsiniz. Herhangi bir sorusu olan direk bana da sorabilir. Kapım her zaman yeni yazarlara açık:) @melodibac

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir