İBRAHİM ŞAŞMA “Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”


1 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Eser sahibi İbrahim ŞAŞMA. 1974 yılında Karaman’da doğdum. Çiftçi bir ailenin yedinci çocuğu olarak büyüdüm. İlk ve orta öğrenimimi Karaman’da tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi Karaman Meslek Yüksekokulu Et Endüstrisi Bölümü’nden 1999 yılında mezun oldum. Hâlen Karaman’da kamu görevlisi olarak çalışmaktayım. Lise yıllarında yerel gazetelerde yayımlanan şiirlerimle edebiyat dünyasına adım attım. Hece vezni ağırlıklı olmak üzere serbest tarzda şiirler kaleme aldım; bunun yanında öykü ve hikâye türünde de eserler verdim.
2 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Şiirle tanışmam ilkokul yıllarında, öğretmenimin verdiği bir ödevle başladı. Yazdığım mâni tarzındaki ilk dörtlüğün gördüğü takdir, kalemimi ömür boyu elimden bırakmamama vesile oldu.
3 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Yazarlık serüvenimde kaleme aldığım ilk eser, polis teşkilatının kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen bir şiir yarışmasına gönderdiğim polis temalı şiirimdi. O şiir, benim için sadece bir yarışma metni değildi; kalemle kurduğum bağın ilk somut adımıydı. Bir kuruma, bir değere ve bir fedakârlık anlayışına dair duyduğum saygıyı dizelere dökmek benim için hem heyecan verici hem de sorumluluk yüklü bir deneyimdi. İlk kez yazdığım bir metni kendi iç dünyamdan çıkarıp kamuya açıyordum. Bu yüzden o eser, benim yazarlık yolculuğumun başlangıç noktasıdır. Sonuçtan bağımsız olarak, o adım bana şunu gösterdi: İçimde yazıya dönüşmek isteyen bir ses var ve ben onu susturmayacağım.
4 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Bu ilk adım, içimde uzun zamandır sessizce bekleyen bir kapının aralanması gibiydi. Kelimelerin sadece içimde dolaşan düşünceler olmaktan çıkıp bir yarışmaya, bir kuruma, bir anlama doğru yola çıkması; hem ürkütücü hem de tarifsiz bir heyecan verdi. Polis teşkilatının kuruluş yıldönümü gibi anlamı ve ağırlığı olan bir konu için yazmak, kalemime sorumluluk duygusu yükledi.
5 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Evet, eserlerimde tekrar eden temalar var. Hatta bu temalar, kalemimin yönünü belirleyen iç pusula gibidir. En başta anne… Şefkatin, fedakârlığın ve koşulsuz sevginin simgesi olarak dizelerimde sık sık yer alır. Anne figürü, yalnızca bir kişi değil; merhametin ve sığınılacak en güvenli limanın adıdır.
Sevgili ise bazen somut bir insan, bazen hayalin zarif bir yansımasıdır. Aşk; özlemle, sadakatle ve içsel bir derinlikle eserlerime sızar.
Memleket teması ise özellikle benim için ayrı bir yerde durur. Doğup büyüdüğüm topraklar, bozkırın sessizliği, taşın ve toprağın dili… Özellikle Karaman, şiirlerimde yalnızca bir şehir değil; çocukluğumun, hasretimin ve kimliğimin sembolüdür.
Bir de bayrak… Bayrak, sadece bir sembol değil; tarih, fedakârlık ve bağımsızlık bilincinin şiirdeki karşılığıdır. Bu tema çoğu zaman vatan sevgisiyle, millet olma şuuru ile iç içe geçer.
Kısacası eserlerimde tekrar eden bu temalar;
• Annede merhameti,
• Sevgilide zarafeti,
• Memlekette aidiyeti,
• Bayrakta onuru ve bağımsızlığı
yansıtır. Bu tekrarlar aslında bilinçli bir tercih değil; ruhumun doğal eğilimidir. Çünkü insan en çok neye bağlıysa, kalemi de en çok oraya döner
6 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Evet, oluyor. Yazdığım karakterlerin içinde kendimden bir parça mutlaka bulunuyor. Bazen onların suskunluğunda kendi içime attığım sözleri, bazen cesaretlerinde olmak istediğim hâlimi, bazen de kırgınlıklarında geçmişten taşıdığım izleri görüyorum. Özellikle anneye duyulan özlem, memlekete bağlılık ya da bayrak karşısındaki gurur gibi temaları işlerken; karakterler sadece kurgu olmaktan çıkıyor, benim iç dünyamın bir yansımasına dönüşüyor. Onların sevinci, benim sevincim; onların hayal kırıklığı, benim içimdeki bir hatıranın yankısı oluyor. Yazarken şunu fark ediyorum: Karakteri ben kuruyorum ama aslında o da beni kuruyor. Bazen bir kahramanın direncinde kendi sabrımı, bir âşığın özleminde kendi hasretimi, bir evladın annesine bakışında kendi kalbimi buluyorum. Bu yüzden karakterlerimle aramda görünmez bir bağ var. Onları yazarken hem anlatıyor hem de kendimi yeniden tanıyorum. Kısacası, karakterlerimde kendimi bulmam bir tesadüf değil; yazının en doğal hâli. Çünkü insan en sahici cümleleri, kendi ruhundan süzerek yazar
7 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Aç Gözlerini Anne (2006)
İlk kitabımın olmasının taşıdığı heyecan ve samimiyetle, anne temasını merkeze alan güçlü bir eserdir. Fedakârlık, özlem ve evlat yüreğinin iç sızısı dizelere sinmiştir. Bu kitapta anne; yalnızca bir kişi değil, merhametin ve vicdanın sembolü olarak karşımıza çıkar. Duygusal yoğunluğu yüksek, içten ve yalın bir anlatım hâkimdir.


Hicran Yağar Karaman’a (2009)
Memleket teması bu eserde belirginleşir. Özellikle Karaman’a duyulan hasret, aidiyet ve vefa duygusu kitabın ana omurgasını oluşturur. Şehir, sadece coğrafi bir mekân değil; çocukluğun, hatıraların ve kimliğin taşıyıcısıdır. Hicran kavramı, bireysel bir ayrılığın ötesinde, toprağa duyulan derin bağlılığı simgeler.


Nâr-ı Muhabbet (2015)
Aşkın ve ilahî sevginin daha metafizik bir boyutta işlendiği bir eserdir. “Nâr” (ateş) ve “muhabbet” (sevgi) kavramları üzerinden tutkulu, yakıcı ve derin bir sevda dili kurulur. Bu kitapta hem beşerî hem de manevî aşk iç içe geçer; dil daha sembolik ve tasavvufî bir tona yaklaşır.


Tuz (2019)
Kısa ama yoğun bir isim… “Tuz”, hayatın özü, acısı ve tadı olarak yorumlanabilir. Bu eserde daha sade, daha damıtılmış bir anlatım göze çarpar. İnsan, hayat ve hakikat üzerine düşünsel bir derinlik hissedilir. Acının da, sadeliğin de bir anlam taşıdığı dizeler öne çıkar.


Beni Kalbimden Tanı (2022)
Olgunluk dönemimin izlerini taşıyan bir eser niteliğindedir. İnsanın dış görünüşünden çok iç dünyasına vurgu yapan, samimi ve içsel bir çağrıdır bu başlık. Kimlik, vicdan, sevgi ve insanî değerler ön plandadır. Okuyucuya, “beni sözümden değil, kalbimden anla” diyen bir içtenlik hâkimdir

8 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitaplar benim için sadece basılmış sayfalar değil; ömrümün farklı duraklarında kalbimden kopup gelen parçaların bir araya gelişidir. Her biri, yaşadığım bir duygunun, içimde büyüyen bir sızının ya da filizlenen bir umudun izini taşır.
Aç Gözlerini Anne, benim için ilk cesarettir. Kalemime güvenmeyi öğrendiğim, içimde sakladığım duyguları dünyaya açtığım ilk kapıdır. Anneme duyduğum sevginin, merhametin ve vicdanın dile gelişidir.
Hicran Yağar Karaman’a, memleketime olan bağlılığımın adıdır. Karaman benim için sadece bir şehir değil; çocukluğum, toprağım, köküm ve özlemdir. Bu kitapta aslında kendi hasretimi yazdım.
Nâr-ı Muhabbet, içimde yanan sevdanın ifadesidir. Aşkın, hem beşerî hem de manevî hâlini yaşadığım bir dönemin ateşidir. Yazdıkça arındığımı hissettiğim bir süreçtir.
Tuz, hayatın acısını ve gerçeğini kabullenişimdir. Tuz gibi; azı karar, fazlası zarar… Yaşadıklarımın damıtılmış hâlidir.
Beni Kalbimden Tanı ise benim için bir çağrıdır. Görünenden ziyade hissedilmek isteyişimdir. İnsanların beni sözlerimle değil, kalbimle anlamasını arzuladığım bir olgunluk dönemidir.
Kısacası bu kitaplar; benim suskunluklarımın sesi, hasretimin kelimeleri, inancımın ve sevgimin izleridir. Onlar benim hayat yolculuğumun yazıya dökülmüş hâlidir.
9 Yazarken size ilham veren şey nedir?
Yazarken bana ilham veren şeyler, hayatın içinden süzülüp gelen sade ama derin duygulardır. En başta anne… Onun fedakârlığı, sessiz duası ve merhameti kalemimi besleyen en güçlü kaynaktır. Anne figürü, benim için hem şefkat hem vicdan demektir. Sonra memleketim… Özellikle Karaman’ın bozkırı, rüzgârı, taş sokakları… Çocukluğumun geçtiği o topraklar bana hem hüzün hem güç verir. Memlekete duyulan özlem, çoğu zaman dizelerimin arka planında sessizce akar. Bayrak ve vatan sevgisi de önemli bir ilham kaynağıdır. Tarih, fedakârlık ve millet olma bilinci; şiirlerimde coşku ve gurur olarak yer bulur. Bir diğer ilham kaynağım aşk ve muhabbettir. Beşerî ya da manevî… Sevginin yakıcı, arındırıcı ve dönüştürücü hâli kalemimi harekete geçirir.
Ayrıca:
• Yaşadığım acılar,
• Tanık olduğum haksızlıklar,
• İnsanların sessiz çığlıkları,
• Bir çocuğun masum bakışı,
• Akşamüstü çöken o derin yalnızlık…
Bütün bunlar yazma isteğimi artırır. Kısacası bana ilham veren şey; hayatın kendisidir. Sevinciyle, hüznüyle, özlemiyle… Ben sadece kalbime düşeni kelimelere dönüştürürüm
10 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Beni bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey, çoğu zaman içimde büyüyen bir duygu yoğunluğudur. Bazen bir özlem… Bazen ani bir hüzün. Bazen de göğsüme sığmayan bir gurur. Özellikle anneme dair bir hatıra, memleketime dair bir görüntü ya da bayrağı gördüğüm bir an içimde bir titreşim oluşturur. O titreşim geçici değildir; kalbimde dolaşır, zihnimde cümlelere dönüşmeye başlar. İşte o an, yazmazsam eksik kalacağımı hissederim. Kimi zaman da sıradan bir an ilham olur: Bir akşamüstü sessizliği, bir çocuğun bakışı, duyduğum bir cümle… O küçük an, içimde büyük bir anlam kazanır. Aslında beni yazmaya iten şey şudur: Bir duygunun içimde taşacak hâle gelmesi. Yazmak benim için sadece anlatmak değil; rahatlamak, anlamlandırmak ve kalbimdeki yükü hafifletmektir. Eğer bir düşünce içimde uzun süre kalıyor ve susmuyor ise, bilirim ki artık kâğıda inme vakti gelmiştir
11 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Bir yazar olarak çok katı kuralları olan bir üretim disiplinim yok; ama kalemle aramda sessiz bir sözleşme vardır. Benim üretim rutinim, aslında hayatla birlikte akar. Yazmak için özel bir masa kadar özel bir ruh hâli gerekir. İçimde duygu yoğunluğu oluştuğunda kalem zaten beni çağırır. Kısacası ben yazıyı planlayarak değil, yaşayarak üretirim. Duygu olgunlaşır, kelime çağırır ve ben sadece aracılık ederim
12 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Belirli bir yazma saatim ya da değişmeyen bir ritüelim yoktur. Ben yazıyı saate bağlamam. İlhamın takvimi ve saati olduğuna inanmam. Bazen gecenin ilerleyen bir vaktinde, bazen günün en kalabalık anında bir cümle gelip içime düşer. O an yazmam gerekiyorsa yazarım; beklemez
13 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, kırsalda yaşamak oldu. Küçük bir yerde yaşadığınızda yazmak çoğu zaman anlaşılmayan bir uğraş gibi görülüyor. İnsanlar geçim derdinin, günlük hayatın koşuşturmasının içindeyken kalemle meşgul olmayı gereksiz ya da hafif bir uğraş sayabiliyor. Zaman zaman yazma çabamın ciddiye alınmadığını, hatta dalgaya alındığını hissettiğim oldu. Yazdıklarımın bulunduğum çevrede yeterince anlam bulmaması da beni zorladı. Bir şiirin taşıdığı duygunun karşılık bulmaması, insanı içten içe yalnızlaştırıyor. Kimi zaman paylaştığım bir dize benim için derin bir anlam taşırken, çevremde aynı karşılığı görememek hayal kırıklığı oluşturdu. Bir başka zorluk da kaynaklara ulaşma meselesiydi. Yazılanlara, edebî eserlere, dergilere, kültürel ortamlara erişim şehir merkezlerine göre daha sınırlıydı. Bu da kendimi besleme sürecimi zorlaştırdı. Ama bütün bunlara rağmen şunu fark ettim: Eğer insan gerçekten yazmak istiyorsa, şartlar ne olursa olsun kalem yolunu buluyor. Kırsalın yalnızlığı bazen beni yordu ama aynı zamanda iç dünyamı derinleştirdi. Belki de o sessizlik olmasaydı bu kadar içli yazamazdım
14 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hiç vazgeçme noktasına gelmedim. Gelmedim, çünkü yazmak benim için bir heves değil; bir ihtiyaçtır. Zorlandığım zamanlar oldu elbette. Anlaşılmadığım, ciddiye alınmadığım, yalnız hissettiğim dönemler yaşadım. Ama kalemi bırakmayı hiç düşünmedim. Çünkü yazmak benim için nefes almak gibi bir şey. İnsan nefes almaktan vazgeçebilir mi? Bazen şartlar ağırlaştı, bazen imkânsızlıklar önüme çıktı. Fakat içimdeki o ses hiç susmadı. Yazmadığım zaman eksildiğimi hissettim. O yüzden vazgeçmek benim için bir seçenek olmadı, olamaz da. Ben yazıyı bir başarı aracı olarak değil, varoluş biçimi olarak görüyorum. Kelimelerle bağımı koparmak, kendimle bağımı koparmak olurdu. Kısacası ben kalemi bırakmayı değil, kalemle daha da güçlenmeyi seçtim. Vazgeçmek değil, yazmaya devam etmek benim yolum


15 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimin ana fikri, insanı insana yaklaştırmaktır. Ben yazarken en çok birlik ve beraberliği vurgulamak isterim. Çünkü inanırım ki insanı ayakta tutan şey tek başına gücü değil; omuz omuza durabilme iradesidir. Ayrışmanın değil, kenetlenmenin kıymetini hatırlatmak isterim. Bir diğer temel mesajım sevginin gücüdür. Sevgi; kırgınlıkları onaran, mesafeleri kısaltan, kalpleri yumuşatan en büyük kuvvettir. Benim kalemimde sevgi zayıflık değil, aksine en büyük direniştir. Aynı zamanda eserlerimde ayrılıkların bıçak gibi keskinliğini de işlerim. Çünkü hayat sadece kavuşmalardan ibaret değildir. Özlem, hicran ve kopuş insan ruhunda derin izler bırakır. Bu acıyı yok saymam; ama onu anlamlandırmaya çalışırım. Bir de değerlerin birleştirici gücü… Aile, memleket, bayrak, inanç ve kültür… Bunlar benim için sadece kavram değil; insanı ayakta tutan köklerdir. Köklerinden kopan bir ağacın yaşayamayacağını düşünürüm. Kısacası ben eserlerimde şunu söylemek isterim: Sevgi varsa umut vardır. Birlik varsa güç vardır. Değerler varsa insanlık vardır. Kalemim, insanı ayrıştırmak için değil; kalpleri birbirine yaklaştırmak için vardır.
16 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okuyucunun metnin sonunda zihninde büyük ve karmaşık cümleler kalmasını istemem. Ben isterim ki kitabı kapattığında, şiirin son dizesini okuduğunda içinden sadece şu geçsin: “Sevmek güzel şey.” Çünkü bütün kırgınlıkların, ayrılıkların, sertliklerin altında eksik olan şey çoğu zaman sevgidir. Eğer bir okuyucu metnimden sonra kalbinde küçük de olsa bir yumuşama hissediyorsa, birine daha anlayışla bakmayı düşünüyorsa, işte o zaman amacım yerine ulaşmış demektir. Ben okurun zihnini yormaktan çok kalbine dokunmak isterim. Sonunda aklında tek bir cümle kalsa yeter: Sevmek güzel şey… Ve insan sevdiği kadar insandır
17 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucular benim kitabımı meraktan değil, kalplerine bir ayna tutmak için okumalı. Ben süslü cümleler kurmak ya da karmaşık dünyalar inşa etmek için yazmıyorum. Ben, insanın en sade ve en gerçek duygularını anlatmaya çalışıyorum. Anneden evlada uzanan şefkati, memlekete duyulan özlemi, bayrak karşısındaki gururu, ayrılığın iç sızısını ve en çok da sevginin iyileştirici gücünü. Benim kitabımı okuyan kişi belki kendinden bir parça bulacak. Belki “Bu duyguyu ben de yaşadım” diyecek. Belki bir dizede annesini hatırlayacak, bir satırda memleketini, bir cümlede kaybettiği bir sevgiyi. Ben okuyucuma büyük iddialar sunmuyorum. Ama samimiyet sunuyorum. İçtenlik sunuyorum. Kalpten gelen bir sesi sunuyorum. Eğer bir insan kelimelerin içinde kendini arıyorsa, eğer hâlâ sevmenin güzel olduğuna inanıyorsa, benim kitabımı okumalı. Çünkü ben yazarken rol yapmıyorum; kendim oluyorum. Okuyucu da satırlarda sahicilik bulacak
18 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni diğer yazarlardan ayıran şeyin ne olduğunu sorarsanız, ben bunu bir iddia olarak değil, bir nasip olarak görürüm. Beni, Yunus Emre’nin nefes aldığı, adım attığı sokakların havası büyüttü. Aynı toprağın rüzgârını içime çektim, aynı coğrafyanın sessizliğinde yürüdüm. Bu topraklar sadece bedenimi değil, ruhumu da emzirdi. Benim kelimelerimdeki sadelik, belki de bu coğrafyanın irfanından gelir. Süslü olmaktan çok samimi olmaya, yüksek sesle konuşmaktan çok kalbe dokunmaya önem veririm. Çünkü büyüdüğüm yer bana gösterişi değil, özü öğretti. Bozkırın sabrı, taşın direnci, toprağın tevazusu yazdıklarıma sinmiştir. Benim farkım bir teknikten ya da üslup oyunundan değil; beslendiğim manevî iklimden gelir. Kısacası beni ayıran şey, büyük bir iddia değil; köklerimdir. O kökler ki hem irfanı hem sevgiyi hem de insanı merkeze koyan bir anlayışla yoğrulmuştur.


19 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Edebiyat yolculuğunun başındaki genç kardeşlerime şunu söylemek isterim: Önce çok okuyun, az yazın. Çünkü okumadan yazılan her cümle eksik kalır. Okumak insanın ufkunu genişletir, kelime dağarcığını zenginleştirir, bakış açısını derinleştirir. Yazmak aceleye gelmez; demlenmek ister. Bir de şunu unutmasınlar: Yazmak için yazmayın. Hissettiğiniz için yazın. Eğer bir duygu içinizde gerçekten yer etmişse, kelime zaten gelir sizi bulur. Sırf görünmek, paylaşmak ya da beğenilmek için yazılan metin uzun soluklu olmaz. Ama kalpten çıkan söz mutlaka bir kalbe ulaşır. Sabırlı olsunlar. Anlaşılmamaktan korkmasınlar. Yol uzun, emek isteyen bir yol. Fakat samimiyetle yürürlerse, yazı onları bir yere mutlaka götürür. Benim tavsiyem nettir: Çok okuyun, az yazın. Ve yazarken kalbinizi rehber edinin.


20 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Sevgili kalem yolcusu, eğer yazmaya başladıysan bil ki artık sadece kelimelerle değil, kendi kalbinle de yüzleşeceksin

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir