
– Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Murat Akkulak. 1988 yılında Samsun’un bir köyünde, Recep ve Şükran Akkulak çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. İlköğrenimimi Etimesgut’ta, lise eğitimimi ise Gazi Teknik Lisesi’nde tamamladım. Daha sonra Bilecik’te İklimlendirme ve Soğutma Teknolojisi bölümünde eğitim gördüm.
Mezuniyetimin ardından 2014 yılında iş hayatına adım attım. Üretim Planlama alanında çalışarak farklı fabrikalarda önemli görevler üstlendim. Şu anda bir mobilya fabrikasında Maliyet Analizi ve Planlama Mühendisi olarak görev yapıyorum.
Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
2024 yılı ise benim için yeni bir dönüm noktası oldu. Uzun yıllardır kurduğum yazarlık hayaline, çokça okumanın verdiği özgüvenle ilk adımı attım ve böylece yazın yolculuğum başlamış oldu.
– Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Evet, bu benim kaleme aldığım ilk eserim. Yazarlık serüvenime “Mettaikalar – Zaman Gezginleri” adlı kitapla başladım. Uzun yıllardır zihnimde şekillenen bu dünya, sonunda kelimelere dökülerek ilk eserim olarak hayat buldu.
Bu hikâyenin devamı ise yine aynı evrende geçen “Mettaikalar – İki Dağın Arasında” adlı kitap oldu. Böylece Mettaikalar serisinin temelleri atılmış oldu ve hayal gücümün kapılarını okurlara aralamaya devam ettim.
– Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Evet, oldukça sık oluyor. Hatta kitapta yer alan Recep karakteri benim için yalnızca bir kurgu figürü değil; adeta iç dünyamın bir yansıması. Onu oluştururken kendi geçmişimi, güçlü ve zayıf yanlarımı, hayata bakışımı ve zaman zaman yaşadığım iç çatışmaları karakterin içine sindirdim.
Recep’in aldığı kararlar, mücadele ettiği sorunlar ve olaylara verdiği tepkiler çoğu noktada benim düşünce biçimimle örtüşüyor. Bu nedenle yazarken sık sık onunla kendimi özdeşleştirdim. Bazen sanki karakteri ben yazmıyor da o, benim iç sesimi dışarı çıkarıyormuş gibi hissettim.
Yazma sürecinde Recep, hem bana ayna tuttu hem de kendi içsel yolculuğumu daha iyi anlamama yardımcı oldu. Bu yüzden onun yeri bende çok özel.
– Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Aslında beni yazmaya iten kırılma noktası oldukça ilginçti. Bir Türk yazar grubunun kaleme aldığı bir zaman gezginleri kitabını okumuştum. Kitap beni anlatımıyla ya da iç dünyasıyla etkilemedi; aksine, “Ben bunun daha iyisini yazabilirim” düşüncesini zihnimde tetikledi.
Bu his öyle güçlüydü ki, bir süre sonra içimdeki yazma isteği neredeyse durdurulamaz hâle geldi. Kendi hayal dünyamı, kendi kurgu anlayışımı ve kendi anlatım tarzımı ortaya koymak için adeta içsel bir baskı hissettim.
Sonunda o itkiyle kaleme sarıldım ve ortaya gerçekten “daha iyisini yaptığımı” düşündüğüm bir eser çıktı. Bu süreç bana, bazen bir ilhamın hayranlıkla değil, meydan okuma hissiyle de başlayabileceğini gösterdi
– Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Şu anda geçimimi sağladığım bir işte çalıştığım için yazma saatlerimi günün akışına göre ayarlamak zorundayım. Bu nedenle genellikle akşamları, 22.00–23.00 saatleri arasında yazıyorum.
Bu zaman dilimini seçmemin en önemli nedeni, günün bitimine yakın olan bu saatlerin benim için en sakin, en dingin anlar olması.
– Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
En çok istediğim şey, Mettaikalar isminin dünyada bir yankı oluşturması. Okuyucular kitabı bitirdiklerinde sadece hikâyeyi değil, bu ismin taşıdığı ruhu ve anlamı da içlerinde hissetsinler istiyorum.
Mettaikalar’ın bir gün insanların benimsediği, sahiplendiği bir kavrama dönüşmesi
– Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Açıkçası hayatımda bazı şeyleri çok geç yaptığımı düşünüyorum. Bu nedenle yazdığım her satır, benim için hem bir telafi hem de içsel bir tamamlanma niteliği taşıyor. Kitabın başkahramanlarından birine **babamın adı olan “Recep”**i vermemin sebebi de tam olarak bu duyguyla bağlantılı.
Babam bugünleri göremedi; benim yazarlık hayalime tanıklık edememiş olması içimde hâlâ derin bir yara olarak duruyor. Bu yüzden kendi kurduğum evrende onun adını yaşatmak, ona bir nevi ölümsüzlük kazandırmak istedim.
Mettaikalar evreninde taşıdığı adı görmek, bana sanki onu gururlandırıyormuşum hissini veriyor. Belki fiziksel olarak yanımda değil ama kurduğum bu dünyada onun izi var ve bu, benim için tarif edilemez bir anlam taşıyor.

