MURAT ENGİN DENİZ :NEFES ALMAK GİBİDİR SEVDA

Nefes almak gibidir sevda. Dünya bisiklet tekeri gibi dönerken, sevda ateşi bir kere
düştü mü gönlüne, vazgeçemezsin. Bisikletten düşüp yaralanmak gibi, yeniden
pedala sarıldığın gibi, sevdadan da vazgeçilmez…
İnsan bazen bir yola neden çıktığını bilmeden yürür. Önünde uzun bir yol vardır;
yolun nereye varacağını, karşısına hangi yokuşların çıkacağını, kaç kez
yorulacağını, kaç kez durup nefesleneceğini bilmez. Yine de yürür. Çünkü bazı yollar
varılacak yerden daha değerlidir. Bazı yolculuklar insanı bir yere götürmekten çok,
insanın kendisine ulaşmasını sağlar. Sevda da böyledir.
Sevda, insanın kendi içinden başlayıp başka bir kalbe uzanan görünmez bir yoldur.
Ne haritası vardır ne tabelası. Bazen güneşli bir sabah gibi aydınlıktır, bazen sisli bir
dağ yolu kadar belirsiz. Kimi zaman dümdüz ilerlersin, kimi zaman öyle bir yokuş
çıkar ki nefesin kesilir. Fakat pedal çevirmeye devam edersin. Çünkü yolun sonunda
ne olduğunu bilmesen bile, yolculuğun kendisinde bir anlam bulmuşsundur.
Bisiklet bana hep hayatı hatırlatır. İki tekerin üzerinde dengede kalmak, aslında
insanın yaşamla kurduğu ilişkinin küçük bir örneğidir. Durduğun anda dengeni
kaybedersin. Hareket ettikçe ayakta kalırsın. Hayat da böyledir. İnsan bazen yorulur,
bazen düşer, bazen yaralanır. Fakat önemli olan hiç düşmemek değildir. Önemli olan
düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek cesareti bulabilmektir.
Sevda da insana bunu öğretir.
Bir insanı sevmek, yalnızca güzel günlerde yanında olmak değildir. Sevda, hayatın
güneşli tarafını paylaşmak kadar, yağmuruna da birlikte yakalanabilmektir. Birlikte
gülmek kolaydır; asıl mesele sessizlikte de birbirinin yanında kalabilmektir. Çünkü
gerçek bağlar, yalnızca güzel sözlerle değil, zor zamanlarda gösterilen sabırla
anlaşılır.
İnsan sevdiğinde dünyaya başka türlü bakmaya başlar. Daha önce fark etmediği
ayrıntıları görür. Bir şarkının sözleri anlam kazanır. Bir sokak, bir kahve kokusu,
yağmurun camdaki sesi, bir ağacın gölgesi bile birini hatırlatabilir. Dünya aynı
dünyadır ama insanın içindeki anlam değişmiştir.
Belki de sevdanın en büyük sırrı budur: Dünya değişmez, fakat insanın dünyaya
bakışı değişir.
Dünya bir bisiklet tekeri gibi sürekli döner. Dün bugün olur, bugün yarın. İnsanlar
gelir, insanlar gider. Mevsimler değişir. Çocukluk gençliğe, gençlik yaşlılığa dönüşür.
Bazı yollar kapanır, bazı yollar yeniden açılır. Hayat, hiç durmadan dönen bir teker
gibi kendi ritminde ilerler.
Biz ise o tekerin üzerinde kendi yolumuzu bulmaya çalışırız.
Kimi zaman yanımızda biri vardır. Kimi zaman yalnız pedal çeviririz. Bazen
yanımızdaki insanla aynı hızda ilerleriz, bazen biri önden gider, diğeri geride kalır.
Fakat sevda varsa, insan dönüp arkasına bakmayı öğrenir. Çünkü sevgi yalnızca
ileriye bakmak değildir; bazen geride kalan kişiyi beklemektir.
Birlikte yol almak, aynı hızda gitmek demek değildir. Bazen biri yorulur, diğeri bekler.
Bazen biri düşer, diğeri elini uzatır. Bazen birinin nefesi kesilir, diğeri “Biraz
dinlenelim.” der. İşte sevdanın gerçek anlamı belki de burada saklıdır.
Çünkü insan sevdiğini yalnızca yanında olduğu için değil, yolculuğunu anlayabildiği
için sever.
Bisikletten düşmek acıtır. Dizlerin yara olur, ellerin çizilir, bazen uzun süre ayağa
kalkmak istemezsin. Bir an için bisikleti bırakmayı, bir daha binmemeyi düşünürsün.
Fakat yara iyileşmeye başladığında gözün yeniden yola takılır. Çünkü insanın içinde
bir yolculuk arzusu vardır.
Sevda da böyledir.
Bazen bir sevdanın içinde düşersin. Güvenin kırılır. Beklediğin bir söz söylenmez.
Birlikte kurduğun hayaller yarım kalır. Kalbin, bisikletten düşmüş bir beden gibi yara
alır. İnsan böyle zamanlarda “Bir daha sevmeyeceğim.” diyebilir. Kendisine duvarlar
örer. Kalbinin kapısını kapatır.
Fakat zaman geçer.
Bir gün hiç beklemediğin bir anda bir şarkı duyarsın. Bir koku gelir burnuna. Bir
cümle okursun. Bir sokaktan geçersin. Ve anlarsın ki kalbin hâlâ yaşamaktadır.
Çünkü sevda, kırılmış olmakla yok olmaz.
İnsan yaralanabilir ama hissetme yeteneğini kaybetmez. Düşebilir ama yeniden
kalkabilir. Yorulabilir ama yeniden yola çıkabilir.
Tıpkı bisiklet gibi…
Bisikletin üzerinde ilerlerken insan yalnızca yolu değil, kendisini de keşfeder. Yokuş
çıkarken sabrını öğrenir. İnişte hızını kontrol etmeyi öğrenir. Virajda dikkatli olmayı,
rüzgâr karşıdan estiğinde direnç göstermeyi öğrenir. Bazen yolun kenarında durup
nefeslenmenin de yolculuğun bir parçası olduğunu fark eder.
Sevda da insana hayatın bu küçük derslerini verir.
Her sevda sonsuza kadar sürmek zorunda değildir. Fakat her sevda insanın içinde
bir iz bırakabilir. Kimi insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için
girer. Kimi karşılaşmalar kısa sürer ama uzun yıllar hatırlanır. Kimi insanlar
yanımızdan geçip gider fakat bıraktıkları cümle, bir ömür içimizde kalır.
Bu nedenle sevdayı yalnızca kavuşmakla ölçmek eksik olur.
Sevda bazen kavuşmaktır, bazen beklemektir. Bazen yan yana yürümektir, bazen
uzaktan iyi dilekler beslemektir. Bazen bir elin sıcaklığıdır, bazen yıllar sonra bile
unutulmayan bir bakıştır.
Sevda, insanın karşısındaki kişiyi kendi istediği hâle getirmeye çalışması değil, onun
varlığını olduğu gibi görebilmesidir. Çünkü sevgi sahip olmakla değil, değer vermekle
büyür.
Bisiklet sürerken nasıl yolu kontrol edemiyorsan, hayatı da tamamen kontrol
edemezsin. Önüne bir taş çıkabilir. Hava aniden değişebilir. Rüzgâr yön değiştirebilir.
Zincir atabilir. Lastik patlayabilir. Fakat bütün bunlar bisikleti sonsuza kadar bırakmak
için yeterli değildir. Tamir edersin, beklerisin, yeniden yola çıkarsın.
Hayatta da böyle değil midir?
Bir şeyler ters gittiğinde insanın önünde iki yol vardır: Ya olduğu yerde kalır ya da
yarasını sarıp yeniden devam eder.
Sevda, ikinci yolu seçebilme cesaretidir.
Fakat yeniden pedala sarılmak, yaşanan acıyı unutmak anlamına gelmez. Aksine
insan, yaralarını yanında taşıyarak yoluna devam eder. Çünkü geçmişi silmek
mümkün değildir. İnsan yaşadığı her şeyin birazıdır. Sevinçlerinin, kayıplarının,
umutlarının, kırgınlıklarının ve sevdalarının toplamıdır.
Belki de insanı insan yapan, hiç yara almamış olması değil; yaralarıyla yaşamayı
öğrenmesidir.
Bir bisikletin üzerinde eski çizikler olabilir. Kadrosunda yılların izleri, tekerlerinde
aşınmalar bulunabilir. Ama hâlâ yol alabilir. Hatta bazen o çizikler bisiklete ayrı bir
hikâye kazandırır.
İnsanın kalbi de böyledir.
Üzerinde yaşanmışlıklar vardır. Bazı isimler, bazı tarihler, bazı yollar, bazı vedalar…
Her biri kalbin görünmeyen kadrosuna işlenmiştir. Fakat kalp hâlâ atıyorsa, yol hâlâ
devam ediyor demektir.
Sevda ateşi bir kere gönle düştüğünde insanın dünyasında küçük bir ışık yanar. Bu
ışık bazen büyür, bazen küçülür. Bazen rüzgâr karşısında titrer. Fakat gerçek bir
sevdanın bıraktığı iz kolay kolay silinmez.
Çünkü sevda yalnızca bir kişiye duyulan his değildir. Sevda, yaşama karşı duyulan
bağlılıktır.
Bir çocuğun gülüşüne duyulan sevda…
Bir annenin sesine duyulan sevda…
Bir babanın nasihatine…
Bir dostun omzuna…
Bir memleketin toprağına…
Bir şehrin sokaklarına…
Bir kitabın sayfalarına…
Bir bisikletin gidonuna…
Bir yolun sessizliğine…
İnsan aslında hayatın kendisine âşık olur bazen.
Ve hayat, bütün güzelliğine rağmen düşmelerle doludur.
Her düşüş bir son değildir.
Bazen düşmek, insanın nerede hata yaptığını anlamasını sağlar. Bazen yavaşlamayı
öğretir. Bazen yanında kimlerin olduğunu gösterir. Bazen de insanın kendisine ne
kadar ihtiyaç duyduğunu hatırlatır.
Bisikletten düştüğünde ilk baktığın yer dizlerin olabilir. Sonra bisikletine bakarsın.
Zincir yerinden çıkmış mı, teker dönüyor mu, gidon eğilmiş mi? Sonra ayağa
kalkarsın.
İşte sevda da böyle bir şeydir.
Önce canın yanar. Sonra kalbine bakarsın. Hâlâ atıyor mu? Atıyorsa, yol bitmemiştir.
Belki biraz dinlenmek gerekir. Belki bazı yaraların iyileşmesi zaman alır. Belki bir
süre bisikleti duvara yaslayıp sadece yola bakmak gerekir. Ama bir gün yeniden
binersin.
Çünkü insanın içinde yol varsa, durmak yalnızca kısa bir moladır.
Sevda da insanın içindeki yoldur.
Bu yüzden “vazgeçmek” ile “dinlenmek” aynı şey değildir. Bazen insan sevdiğinden
vazgeçmez; yalnızca kendisini toparlamak için durur. Bazen susar ama sevgisi
bitmez. Bazen uzaklaşır ama kalbinde taşıdığı duyguyu inkâr etmez.
Hayatın bütün yollarında olduğu gibi sevdanın yolunda da önemli olan hız değildir.
Önemli olan nereye ve nasıl gittiğindir.
Kimi insanlar çok hızlı sever ve çabuk yorulur. Kimi insanlar yavaş ilerler ama derin
bağlar kurar. Kimi insanlar ilk yokuşta bisikletten iner. Kimi insanlar ise kilometrelerce
yol boyunca pedal çevirir.
Hiçbir yol birbirinin aynısı değildir.
Bu yüzden sevdayı başkalarının ölçüsüyle değerlendirmek mümkün değildir.
Birinin aşk dediğine başka biri alışkanlık diyebilir. Birinin vazgeçemediği şey, bir
başkası için sıradan olabilir. Çünkü insanın kalbi matematik hesabı yapmaz. Kalp,
kendisine dokunanı hatırlar.
Ve bazen bir insanın hayatındaki en büyük yolculuk, başka bir insana duyduğu
sevdayla başlar.
Sevda insana cesaret verir. İnsan normalde yapamayacağını düşündüğü şeyleri
yapar. Uzun yolları göze alır. Saatlerce bekler. Bir şehrin öteki ucuna gider. Bir
mektup yazar. Bir şarkı dinler. Bir şiirin içinde kendisini bulur.
Çünkü sevda, insanın içindeki görünmez pedalı harekete geçirir.
Dünya döner.
Teker döner.
Yollar değişir.
Mevsimler değişir.
İnsan değişir.
Fakat bazı duygular, bütün bu değişimin içinde kendi izini korur.
Belki de sevdanın güzelliği tam olarak budur: İnsan her şeye rağmen yeniden
başlayabilme ihtimalini içinde taşır.
Bir sabah bisikletini çıkarırsın. Lastiklerini kontrol edersin. Zinciri yağlarsın. Gidonunu
düzeltirsin. Kaskını takarsın. Sonra yola çıkarsın.
İlk pedal ağır gelir.
Sonra ritmini bulursun.
Rüzgâr yüzüne vurur.
Nefesin hızlanır.
Kalbin biraz daha hızlı atar.
Ve bir süre sonra anlarsın:
Sen yalnızca bisiklet sürmüyorsundur.
Sen hayata yeniden “devam” diyorsundur.
İşte sevda da böyledir.
İnsan bazen düşer, yaralanır, ağlar, susar, uzaklaşır. Ama içinde hâlâ sevgi varsa,
hayatın yoluna yeniden çıkacak gücü bulur.
Çünkü sevda, yalnızca güzel günlerde söylenen bir kelime değildir.
Sevda, zor günlerde bile içimizde kalan sestir.
Ve belki de bu yüzden…
Nefes almak gibidir sevda. Dünya bisiklet tekeri gibi dönerken, sevda ateşi bir
kere düştü mü gönlüne, vazgeçemezsin. Bisikletten düşüp yaralansan da,
yaralarını sarıp yeniden pedala sarıldığın gibi, sevdadan da vazgeçilmez.
Çünkü bazı yollar bitse de yolculuk bitmez.
Bazı insanlar gitse de sevginin bıraktığı iz silinmez.
Bazı yaralar iyileşse de hatırası kalır.
Ve insan, bütün düşüşlerine rağmen yeniden pedala basmayı öğrenir.
Belki de hayatın en güzel tarafı budur:
Düşmek kaçınılmaz olabilir; fakat yeniden yola çıkmak her zaman mümkündür.
Sevda ise o yola çıkma cesaretidir.
Ve insan gerçekten sevmişse, bir gün mutlaka yeniden pedala sarılır.
Çünkü kalbin hâlâ nefes alıyorsa, daha gidilecek bir yol vardır.
Murat Engin Deniz

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir