1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Enes Saraç. Antalya’nın Alanya ilçesinde doğdum. Yazarlık benim için yalnızca kitap yazmak değil; insanın içinde biriken duyguları, düşünceleri ve anlatılması gerektiğine inandığı hikâyeleri kelimeler aracılığıyla başkalarına ulaştırma biçimi. Şiirden hikâyeye, romandan farklı edebî türlere uzanan bir yazma serüvenim var. Eserlerimde özellikle insan, aşk, tarih, acı, mücadele ve özgürlük gibi temalar üzerinde duruyorum.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Benim için asıl kırılma noktası, anlatmak istediğim bazı hikâyelerin içimde kalmasına razı olamamamdı. İnsan bazen yaşadıklarını ya da düşündüklerini konuşarak anlatamaz; kelimeler kâğıda döküldüğünde ise başka bir anlam kazanır. Yazmaya başladıkça bunun benim için geçici bir uğraş değil, hayatımın bir parçası olduğunu fark ettim.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir an söylemem gerekirse, zihnimde sürekli dolaşan bir hikâyeyi artık kendi hâline bırakamadığım zamanı söyleyebilirim. Bir süre sonra insanın içinde anlatılmayı bekleyen bir dünya oluşuyor. Ben de o dünyayı kelimelere aktarmak için kalemi elime aldım.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak, yazarlığın en önemli temellerinden biri. Okuduğum eserler bana yalnızca yeni hikâyeler kazandırmadı; farklı insanların dünyasına bakmayı, kelimelerin gücünü ve anlatımın önemini de öğretti. Bugünkü dilimde sade ve anlaşılır olmayı, okuyucuyla arama mesafe koymamayı önemsiyorum.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yazdıklarımın yalnızca benim için değil, başka insanlar için de anlam taşıyabileceğini fark ettiğimde bu konuda daha ciddi düşünmeye başladım. Bir hikâyenin bir başkasının kalbine dokunabileceğini görmek, beni yazarlık konusunda daha fazla cesaretlendirdi.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazarın öncelikle iyi bir gözlemci ve iyi bir okuyucu olması gerekiyor. Bunun yanında sabır, disiplin ve eleştiriye açık olmak çok önemli. Ben de kendimi geliştirmek için sürekli okumaya, yazmaya ve yazdıklarımı yeniden değerlendirmeye çalışıyorum. Çünkü yazarlıkta “oldum” denilecek bir nokta olduğuna inanmıyorum.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Üzerinde önemle durduğum eserlerimden biri Bir Doğu Türkistan Destanı. Bunun yanında Aşka Hasret adlı eserim de bulunuyor. Her iki eserin de benim edebiyat yolculuğumda farklı bir yeri var. Çünkü her eser, yazarının hayatından ve düşünce dünyasından bir parça taşıyor.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Beni en çok insan hikâyeleri etkiliyor. Yaşanmışlıklar, haksızlıklar, özlemler, aşklar, mücadeleler ve insanların karşı karşıya kaldığı zorluklar yazma isteğimi besliyor. Özellikle unutulmaması gerektiğine inandığım olayları edebiyat yoluyla anlatmayı önemli buluyorum.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
İkisi de oluyor. Hikâyenin ana hatlarını ve karakterlerin temel özelliklerini önceden belirlediğim zamanlar var. Fakat yazmaya başladığımda karakterlerin davranışları bazen benim ilk planladığımın dışına çıkabiliyor. Bence bunun güzel bir tarafı var. Çünkü karakter gerçekten yaşamaya başladığında hikâye de doğal olarak kendi yolunu buluyor.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Hayatın kendisi. Bir insanın sözü, yaşanmış bir olay, bir tarih sayfası, bir manzara, bir şarkı veya bazen yalnızca bir cümle bile bana ilham verebilir. Özellikle insanların yaşadığı gerçek acılar ve mücadeleler üzerinde uzun süre düşündüğümde yazma isteğim daha da güçleniyor.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Kendimi daha sakin ve dış dünyadan biraz uzak hissettiğim zamanlarda daha üretken oluyorum. Bazen gecenin sessizliği bile yazmak için yeterli olabiliyor. Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir şeyin bir okuyucuda karşılık bulması. Bir insanın “Bu eser bana dokundu” demesi, yazar için çok büyük bir motivasyon.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü eserlerimde yalnızca bir hikâye anlatmaya değil, okuyucuya bir duygu ve düşünce bırakmaya çalışıyorum. Okuyucunun kitabı bitirdiğinde yalnızca olayları hatırlamasını değil, üzerinde düşünmesini istiyorum. Eğer bir kitap okuyucunun zihninde ve kalbinde yaşamaya devam ediyorsa, bence gerçek anlamda amacına ulaşmış demektir.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Eserden esere değişmekle birlikte insanın umudunu kaybetmemesi, yaşananları unutmamak, sevginin ve bağlılığın değerini bilmek, haksızlıklar karşısında sessiz kalmamak gibi düşünceler benim için önemli. Özellikle tarihî ve toplumsal konularda yazarken, geçmişin unutulmaması gerektiğine inanıyorum.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
En zor taraflarından biri, zihninizdeki dünyayı okuyucunun da hissedebileceği şekilde kelimelere dönüştürmek. Bazen kafanızdaki düşünce çok güçlü oluyor fakat onu yazıya aktarırken aynı etkiyi yakalamak kolay olmuyor. Böyle zamanlarda acele etmiyorum. Yazdığım metne biraz uzaklaşıp daha sonra yeniden dönüyorum.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi zorlamamaya çalışıyorum. Bazen yazmaya ara vermek, başka şeylerle ilgilenmek veya sadece düşünmek gerekiyor. Çünkü sürekli kelime üretmeye çalışmak bazen yaratıcılığı daha da zorlaştırıyor. Bir süre sonra fikir kendiliğinden yeniden geliyor.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medya, edebiyat etkinlikleri, kitap fuarları ve okur-yazar buluşmalarını önemli görüyorum. Bunun yanında eserlerimi daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için farklı projeler üzerinde de çalışıyorum. Ben edebiyatın yalnızca kitap sayfalarında kalmaması gerektiğine inanıyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Bir yazarın okuyucusuyla doğrudan karşılaşması çok değerli. Çünkü kitabınızı yazarken karşınızda yalnızca hayal ettiğiniz bir okuyucu vardır; fuarda ise gerçekten o insanla karşılaşırsınız. Okurun düşüncelerini, eleştirilerini ve duygularını doğrudan dinlemek hem yazara hem de okuyucuya katkı sağlıyor.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Özellikle tarihî ve toplumsal konuları edebiyatın yanında sinema ve görsel anlatıyla da buluşturabileceğim projeler üzerinde düşünüyorum. Bir Doğu Türkistan Destanı üzerinden geliştirmek istediğim sinema ve dizi projesi de bunlardan biri. Amacım yalnızca kitapta kalan bir hikâye değil, farklı mecralarda daha geniş kitlelere ulaşabilecek bir anlatı ortaya koymak.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Bir okuyucunun kitabınızı okuduktan sonra kendi hayatından bir şey anlatması beni çok etkiliyor. Çünkü o anda yazdığınız hikâyenin artık yalnızca size ait olmadığını anlıyorsunuz. Bir eserin başka bir insanın duygularına dokunması, yazar için alınabilecek en güzel geri dönüşlerden biri.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle yazmaktan vazgeçmesinler. Çok okusunlar, çok gözlemlesinler ve eleştiriden korkmasınlar. İlk yazdıkları eserin mükemmel olmasını beklemesinler; çünkü yazarlık biraz da yazarak öğrenilen bir yolculuk. Başkalarının ne yazdığını takip etmekten daha önemlisi, kendi seslerini bulmaları. Ve en önemlisi, anlatacak gerçek bir sözleri varsa o sözü söylemekten çekinmesinler.


