RÖPORTAJ:FATMA YILDIZ

1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Fatma Yıldız; hayal kurmayı, kelimelerin izini sürmeyi ve kâğıt üzerinde yepyeni evrenler inşa etmeyi hayatının merkezine koymuş bir yazarım. Çocuk ve gençlik edebiyatını, hayatın karmaşası içinde masumiyete, umuda ve keşif duygusuna açılan en berrak kapı olarak görüyorum. İçimdeki hiç susmayan meraklı çocukla birlikte kelimelerin gücüne inanarak yola çıktım. Kayıp Sözcükler Diyarı ve kaleme aldığım tüm hikâyelerle, okurların iç dünyalarında unutulmaya yüz tutmuş duyguları uyandırmaya, karanlıkta kalan kavramlara birer yıldız gibi ışık tutmaya çalışan bir kelime işçisiyim.

2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Asıl kırılma noktası, dijitalleşen ve mekanikleşen dünyada insanların kavramları ne kadar hızlı tükettiğini, birbirleriyle kurdukları samimi bağları nasıl yavaş yavaş kaybettiğini fark ettiğim an yaşandı. İletişimin bu kadar arttığı ama derinliğin bu denli azaldığı bir çağda, kelimelerin ve duyguların sessizce yok oluşuna seyirci kalmak istemedim. “Eğer kelimelerimiz ve hislerimiz elimizden alınsaydı geriye ne kalırdı?” sorusu zihnimi tamamen ele geçirdiğinde, artık sadece bir okur veya gözlemci olarak kalamayacağımı, bu sorgulamayı hikâyeler aracılığıyla okura sunmam gerektiğini anladım. Benim için kırılma noktası; yazmayı bir tutku olmaktan çıkarıp, bu çağa karşı edebi bir sorumluluğa dönüştürdüğüm o andır.

3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Beni kalemi elime almaya iten an, zihnimde büyüyen imgelerin ve soruların artık bir iç ses olmaktan çıkıp kâğıda dökülmek istediği o ilk kırılma anıydı. İçimdeki hiç susmayan meraklı çocuğun dünyayı anlama çabası ve sıradan görünen detayların ardındaki derin hikâyeleri fark edişim beni bu yola sevk etti. Kendi kurduğum bir dünyanın sınırlarında gezinmenin ve bir kelimeyle bir duyguyu görünür kılmanın yarattığı büyüleyici his, o gün kalemi elime almama ve bir daha hiç bırakmamama vesile oldu.

4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluk ve gençlik yıllarımda hayal gücünün sınırlarını zorlayan, okuruna üstten bakmayan ve onunla aynı göz hizasında bağ kurabilen eserlerle büyüdüm. Bu okuma disiplini, bugünkü üslubumda yalınlığı yakalama ve derin duygusal bağlar kurma çabamın temeli oldu. Hikâyelerimde kullandığım zengin betimlemeler, sembolik ögeler ve düşsel atmosferler, o yıllarda zihnime ekilen tohumların birer meyvesidir.

5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Günlük yaşamın koşturmacası içinde insanların duygularını, bağ kurma yeteneklerini ve güzel kavramları ne kadar hızlı tükettiğini fark ettiğim an bu kararım pekişti. Günlük hayatta unuttuğumuz değerler üzerine düşünürken zihnime düşen “Eğer kelimeler yok olsaydı ve biz onları yeniden aramak zorunda kalsaydık ne olurdu?” sorusu, yazar olarak sorumluluk alma arzumu kesinleştirdi.

6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Yazarlık sanılanın aksine sadece bir “ilham anı” değildir; ilham %10’luk ilk kıvılcımdır, geriye kalan %90 ise disiplin, sabır ve tutkuyla masanın başında kalabilmektir. Zihindeki hikâyenin ilk seferde kusursuzca kâğıda dökülmesini beklemek yerine, kelimelerin serbestçe akmasına izin vermek gerekir. Ben öncelikle karakterlerin dünyasını ve kurgunun kurallarını zihnimde netleştirir, ardından hikâyeyi kesintisiz bir akışla yazarım; metni demlemeye bırakıp son şeklini verme sürecini ise her zaman en sona bırakırım.

7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Kaleme aldığım ve okurlarımla buluşan ilk eserim Kayıp Sözcükler Diyarı‘dır. Bu kitap, duyguların ve kelimelerin silindiği distopik bir gelecekte (Şeffaf Şehir), Zeynep adında bir genç kızın Verbum (Sözcükler Diyarı) adlı evrene geçerek, Saye, Umut, Minnet ve Aşk gibi kaybolan kelimeleri kurtarma mücadelesini anlatır.

Bunun yanı sıra, çocukların hayal dünyasını besleyen farklı çocuk kitabı projelerimin yanında, dijital kitap platformlarında yayımladığım yetişkin okurlara yönelik eserlerim de bulunuyor. Farklı yaş gruplarına ve türlere hitap ederek kalemin sınırlarını genişletmeyi, hem çocukların düşsel evrenine hem de yetişkinlerin karmaşık iç dünyalarına dokunmayı seviyorum.

8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

En önemli etken, insan kalbinin ve bilhassa çocukların/gençlerin iç dünyasının dijitalleşen, mekanikleşen dünyada aldığı yaralardır. Teknolojinin ve mantığın ön plana çıkıp duygusal bağların, samimiyetin ve empatinin arka plana itilmesi beni bu temaları işlemeye yönlendiriyor. Romanımdaki “Algoritma” düzeni ve “Emot-Lens” simgeleri, günümüz insanının hissizleşmesine tutulmuş bir aynadır.

9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Karakterler başlarda zihnimde sadece birer taslak olarak belirir. Ancak olaylar geliştikçe sanki kendi iradelerini kazanırlar. Örneğin romanımdaki soğuk, tamamen mantık odaklı Analist Deniz karakteri, Zeynep’in duygusal dünyasıyla temas ettikçe değişim gösterip hikâyede kendi dönüşüm yolunu çizmiştir. Bir karakter yazara direnç gösteriyor veya kurgulanan plandan sapıyorsa, o karakter artık gerçekten yaşıyor demektir.

10- Size ilham veren şeyler nelerdir?

İlham çoğu zaman günlük hayatın küçük detaylarında, bir çocuğun sorduğu masum bir soruda, doğanın ritminde veya derin bir sessizlikte gizlidir. Romanımın temel çıkış noktası olan “Saye” (koruma/gölge) kavramı dahi, insanların birbirine muhtaç olmayı bir zayıflık olarak gördüğü modern yaşam dinamiklerini gözlemlememle doğdu.

11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Zihnimdeki çocukla baş başa kalabildiğim, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştığım dingin anlarda en üretken dönemlerimi yaşıyorum. Beni en çok motive eden şey ise, yazdığım tek bir satırın bir çocuğun veya gencin kalbindeki yalnızlık hissini unutturabileceği, onlara umut olabileceği düşüncesidir.

12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü Kayıp Sözcükler Diyarı, sadece fantezi veya macera dolu bir kurgu sunmuyor; okura kendi hissettiği ama adını koyamadığı duyguların haritasını veriyor. Mantık ile samimiyetin, teknoloji ile insani sıcaklığın çatışmasında okur, unuttuğu “Saye”yi, “Umut”u ve “Minnet”i yeniden keşfetme fırsatı buluyor.

13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Elbette kaleme aldığım her bir eserde, hedef kitleye ve türün getirdiği atmosfere göre farklı meselelere değiniyorum. Örneğin çocuk kitaplarımda daha çok merak duygusunu canlı tutmayı, dostluğu, doğa sevgisini ve insanın kendi içindeki cevheri keşfetmesini odağa alırken; yetişkin okurlara yönelik dijital platformlarda yayımladığım eserlerimde insan psikolojisinin karanlık labirentlerini, yüzleşmeleri, bastırılmış duyguları ve ilişkilerin karmaşık yapısını işlemeyi tercih ediyorum.

İlk basılı romanım olan Kayıp Sözcükler Diyarı özelinde bakarsak; buradaki ana fikir mekanikleşen dünyada hayal kurma hakkını korumak, kırılganlıktan ve hislerini göstermekten korkmamaktır. Gerçek gücün mutlak verimlilikte değil, karşılıksız bir eylemde, samimiyette ve insani bağ kurabilmekte saklı olduğunu vurgulamaktır. Özetle tüm kitaplarımın ortak paydası; okurun kendi içindeki saklı gerçeklerle ve unuttuğu duygularla yeniden bağ kurmasını sağlamaktır.

14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Özellikle çocuk ve gençlik edebiyatında en zor yan, karmaşık fikirleri çocukların dünyasını zedelemeden, onların göz hizasında ve yalın bir dille aktarabilmektir. Mükemmeliyetçilik tuzaklarına düşmemek de bir diğer zorluktur. Bu durumla, zihnimdeki çocuk anlatıcıya güvenerek ve disiplinli bir şekilde revizyon yaparak başa çıkıyorum.

15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Böyle anlarda masadan biraz uzaklaşıp doğaya, çocukların cıvıltısına ve kelimelerin kaynağı olan gerçek hayata dönüyorum. Zihnimi zorlamak yerine, bir ilhamın ya da bir sorunun kendiliğinden filizlenmesine izin veriyorum.

16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Kitabım henüz çok yeni, bu yüzden yolun daha çok başındayım. Ancak önümüzdeki süreçte okur-yazar buluşmaları, imza günleri, okul söyleşileri ve gençlerle bir araya geleceğimiz atölye çalışmaları gerçekleştirmeyi heyecanla planlıyorum. Okurlarla birebir temasta bulunmanın, onların zihinlerindeki soru ve meraklarla beslenmenin hem tanıtımın hem de bir yazar olarak gelişimin en canlı yolu olduğuna inanıyorum.

17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Okur buluşmaları benim için bir mucize anıdır. Küçük bir okurumun romanımdaki bir karakterin hissiyle kendi duygusunu eşleştirip bana anlatması, bir yazarın yaşayabileceği en değerli ödüldür. Bu etkinlikler okurda “yalnız değilim” hissi uyandırırken, bana da kelimelerimin insan kalbindeki karşılığını gösterir.

18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet, mutfakta pişen heyecan verici projelerim var! Yine gençlerin ilgisini çekecek, zaman, teknoloji ve derin duygusal bağları harmanlayan, düşsel ögelerin ön planda olduğu macera dolu yeni kurgular üzerinde çalışıyorum. Diğer yandan da yetişkin okurlarım için insan psikolojisinin derinliklerine inen, gerilim ve gizem ögeleriyle örülü yeni hikâyeler kaleme almayı sürdürüyorum. Farklı yaş gruplarına hitap eden bu iki ayrı kulvarda üretmeye devam etmek zihnimi ve kalemimi her zaman dinamik tutuyor.

19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Bir okurumun sayfaların arasında kendi iç dünyasından bir parça bulduğunu söylemesi benim için en kıymetli geri dönüştür. Hikâyedeki kaybolmuş kavramlarla yüzleştiklerinde, “Ben de artık duygularımı saklamaktan korkmuyorum” ya da “Uzun zamandır adını koyamadığım bir hissi bu kitabın satırlarında buldum” şeklindeki samimi itirafları beni her zaman derinden etkiler. Yazdığım bir cümlenin bir insanın kalbinde yankı bulduğunu ve ona yalnız olmadığını hissettirdiğini görmek, bir yazar olarak yaşayabileceğim en büyüleyici duygu.

20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Eleştirilerden ya da hata yapmaktan korkmadan sadece yazsınlar. Anlatmak istedikleri dünyanın kendilerinde uyandırdığı ilk heyecana tutunsunlar ve mükemmeliyetçiliğin hayal güçlerini kısıtlamasına asla izin vermesinler. Unutmasınlar ki en uzun yolculuklar bile tek bir kelimeyle başlar; önemli olan o kelimeyi kâğıda dökme cesaretini göstermek ve kendi özgün sesine her zaman sadık kalmaktır.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir