Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben İlknur Şahin. Yazarlığı hayatı anlamlandırmanın, insanı ve toplumu gözlemlemenin ve
içimde biriken sorunu kelimeler aracılığıyla görünür kılmanın bir yolu olarak görüyorum. İlk
romanım DAMADIN CEBİNDE AKREP VAR 2021 yılında yayınlandı. İkinci romanım
BUKET VE BABAANNESİ ise 2024 yılında yayımlandı. Bunun dışında Ege Telgraf Gazetesi
ve Can Haber’de köşe yazarlığı deneyimlerim mevcut.
Eğitim hayatım, yazarlık serüvenimi besleyen alanlardan biri oldu. Uluslararası İlişkiler ve
Sosyoloji lisans mezuniyetlerimin yanı sıra, Türk Dünyası Sosyal, Ekonomik ve Siyasal
İlişkiler alanında yüksek lisans mezuniyetim bulunmaktadır. İngilizce ve Fransızca
bilmekteyim.
2) Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlığa adım atmamın tek bir anda gerçekleştiğini söyleyemem. Ancak hayatımda yaşadığım
bazı deneyimler, yazının benim için yalnızca bir ilgi alanı değil, kendimi ifade etmemin ve
hayatı anlamlandırmamın en güçlü yollarından biri olduğunu anlamamı sağladı.
İnsanları, ilişkileri ve hayatın görünmeyen taraflarını gözlemlemeyi her zaman sevdim. Zaman
içinde zihnimde biriken karakterler, sorular ve hikâyeler yazıya dönüşmeye başladı. Bir
noktadan sonra şunu fark ettim: Bazı şeyleri konuşarak değil yazarak çok daha doğru bir
biçimde ifade edebiliyorum.
İlk romanımı yazma süreci bu anlamda benim için önemli bir eşikti. Bir hikâyeyi başından
sonuna kadar kurgulamak, karakterlere hayat vermek ve zihnimdeki dünyayı okurun önüne
koymak, yazarlığı benim için gerçek ve somut bir yolculuğa dönüştürdü.
Sonrasındaysa köşe yazarlığı dünyasına açılan bir kapıyla karşılaştım. Bugün geriye baktığımda
asıl kırılma noktasının yazar olmaya karar vermemden çok, yazmadan duramayacağımı fark
etmem olduğunu düşünüyorum.
3) Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Beni kalemi elime almaya iten tek bir an olduğunu söyleyemem. Daha çok zaman içinde biriken
gözlemlerin ve anlatma ihtiyacının beni yazıya doğru çektiğini düşünüyorum.
İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler ve boğazda düğümlenen sözler, hayatın içinde
karşılaştığımız adaletsizlikler, insanların güçlü görünmeye çalışırken içlerinde taşıdıkları
kırılganlıklar her zaman ilgimi çekti. Bir süre sonra bütün bunları sadece gözlemlemek bana
yetmemeye başladı. Onları kelimelerle anlamlandırmak ve yazılı olarak aktarmak istedim.
4) Çocukluğunuzdaki ve gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım
dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak benim için her zaman bir alışkanlıktan ziyade dünyayı ve insanları keşfetmenin bir
yolu oldu. Farklı türlerde eserler okumak ve o eserlerdeki karakterleri iç dünyama konuk etmek
dilin yalnızca bir anlatım aracı olmadığını; insanın duygusunu, düşüncesini ve vizyonunu da
taşıdığını fark etmemi sağladı.
Özellikle karakterleri güçlü, insan psikolojisini ve ilişkilerini merkeze alan eserlerden
etkilendim. Okudukça yalnız hikâyenin kendisine değil, yazarın karakteri nasıl kurduğuna, bir
duyguyu nasıl anlattığına ve bazen tek bir cümle ile nasıl bir atmosfer oluşturduğuna dikkat
etmeye başladım.
Sanırım çocukluk ve gençlik yıllarımda okuduğum kitapların bana bıraktığı en önemli miras şu
oldu: İyi bir metin yalnızca okunmaz; okurun içinde bir his bırakır. Ben de yazarken bunu
yapmaya çalışıyorum.
5) Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Hayatın farklı dönemlerinde yaşadığım deneyimler, özellikle insan ilişkilerinin karmaşıklığı,
insanların dışarıdan görünen yüzleriyle iç dünyaları arasındaki fark ve hayatın sert ve yumuşak
yüzleri yazarlığa bakış açımı şekillendirdi. Yaşadığım her deneyimin doğrudan bir hikâyeye
dönüşmesi gerekmiyor; ancak her deneyimin yazarı besleyen bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
Bugün geriye dönüp baktığımda, “şu olaydan sonra yazar olmaya karar verdim” diyemiyorum.
Daha çok hayatın bana sunduğu deneyimlerin zaman içerisinde beni yazarlığa doğru taşıdığını
düşünüyorum.
6) İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Öncelikle şunu söylemek isterim ki, her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Herkesin tarzı, üslubu
ve kurguladığı karakterler kendine özgü. Fakat genel olarak tavsiye verecek olursam, iyi bir
yazar olmak için iyi bir okuyucu olmak, anlatım yeteneğine ve iyi bir dilbilgisine sahip olmak
gereklidir.
7) Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Daha öncede belirttiğim gibi, ilk kitabım Damadın Cebinde Akrep Var isimli kitap. Bu
eserdeki konu, düğün aşamasında ailelerin gereğinden fazla müdahalesi yüzünden ayrılan
bir çifti anlatmaktadır.
İkinci kitabım ise Buket ve Babaannesi isimli kitap. O da mobbing mağduru genç bir
kadının babaannesi sayesinde hayata yeniden tutunmasını konu alıyor.
Bunun dışında yayınevlerine göndermiş olduğum üç adet çocuk kitabı dosyam
bulunmaktadır. Fakat onlar henüz basılmadı. Ben de sürprizi bozmamak adına şu aşamada
isimlerini vermek istemiyorum.
8) Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Bu soruyu insanı ve hayatı gözlemleme merakım şeklinde cevaplayabilirim. Gündelik
hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiğimiz hikâyeler, insanların yaşadığı
çatışmalar, ilişkiler, toplumsal meseleler ve insanların iç dünyasına konuk olma isteği
yazarlığımı besliyor.
9) Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz?
Yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Her ikisi de diyebilirim. Genelde karakterimin nereye gideceğini ve kitabın sonunu önceden
belirliyorum. Fakat bazı yan karakterlerin sayfalar ilerledikçe geçirdiği evrim, bazen beni
bile şaşırtıyor.
10) Size ilham veren şeyler nelerdir?
İçsel gözlem ve farklı hayatları tanıma ve anlatma isteği.
11) En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive
eden şey nedir?
En çok kendimi ifade etmek istediğim ve bir şeylerden rahatsız olduğum zaman onu dile
getirmek istediğim zaman üretken oluyorum. İçsel bir duygu dalgasının dışarı taştığı
zamanlar diyebilirim.
12) Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okurun bir kitabı yalnızca yazar için değil, kendi bakış açısını geliştirmek için okuması
gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle kitaplarımın okura hazır cevaplar vermesinden çok ona
bazı sorular sordurmasını önemsiyorum.
Eserlerimde insanı, ilişkileri, hayatın içindeki çatışmaları ve çoğu zaman gözden kaçan
ayrıntıları ele almaya çalışıyorum. Hayatın içinden kurguladığım içten karakterler
vasıtasıyla okurlarımla bağlantı kurmaya çalışıyorum.
En güzel kitap bittikten sonra okurla karakterin konuşmaya devam ettiği kitaptır. Eğer
kitaplarım bunu hissettirebiliyorsa, okumak için en geçerli nedenin bu olduğuna
inanıyorum.
13) Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Toplumda önemsiz gibi görünen ya da üstü kapatılan konuları mercek altına almaya
çalışıyorum. Örneğin, Damadın Cebinde Akrep Var kitabında, düğünde takılacak takılar
yüzünden ayrılan bir çiftin hikâyesi anlatılmakta. Bu konu, aslında evlilik aşamasındaki
hemen hemen her çiftin yaşadığı bir durum. Fakat kaleme alınması pek yaygın bir konu
değil.
Ya da Buket ve Babaannesi kitabımda işlenen mobbing konusu, son dönemlerde oldukça
popüler olan fakat kanıtlaması oldukça zor olan bir konu. Mobbing konusu toplumda
kanayan bir yara… İnsanlar bu konunun insan ruh sağlığına ve yaşam kalitesine ne kadar
zarar verdiği konusunda hemfikir. Lakin seslerini duyurmakta zorlanıyorlar.
Kısacası, toplumda üstü kapanan ya da çok önemsenmeyen konuları mercek altına alarak
bu konuda yaralı olan insanların sesi olmaya çalışıyorum.
14) Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Eğer bir konuda bilgi birikiminiz varsa, o konuda yazmak pek de zor değildir. Lakin
araştırma gerektiren bazı konularda literatür taraması yapmak ve konuyu özümsemek beni
bazen zorladı. Ayrıca bazı konular kilitli bir sandık gibi… Onların kilitlerini açmaya
çalışmak da çok kolay değil.
Daha önce de belirttiğim gibi, eğer bir şeylerden rahatsızsanız ve bunu dile getirmek
istiyorsanız, içinizdeki yazma motivasyonunuz size kılavuzluk edecektir. Bununla ancak o
şekilde başa çıkabilirsiniz.
15) Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üzerinden nasıl geliyorsunuz?
Ara verip bir süre sonra kaldığım yerden devam ederek. Böylece eser demlenmiş oluyor
ben de dinlenmiş oluyorum.
16) Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara
anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Fuarlar, söyleşiler ve röportajların bu konuda yazarı çok desteklediğini düşünüyorum. Ayrıca
köşe yazarlığı geçmişimin de olmasının kendimi tanıtmak için katkı sağladığı inancındayım.
17) Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin
size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Yazarken zihnimizde bir okur tasavvuru olabilir; ancak okurla karşılaştığınızda onun kitaptan
aldığı duyguyu, dikkatini çeken ayrıntıları ve sorduğu soruları görmek, her yazarın kişisel
yolcuğuna farklı bir perspektif kazandırır. Bazen bize okur tarafından edilen tek bir cümle bile
metne bakış açımızı değiştirebilir.
Bu anlamda kitap fuarlarını yalnızca kitapların tanıtıldığı etkinlikler olarak değil, edebiyatın
okur-yazar arasında canlı bir iletişime dönüştüğü buluşma alanları olarak tanımlıyorum.
18) Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz
var mı?
Çeşitli yayınevlerine gönderdiğim üç adet çocuk kitabı dosyama ek olarak, bir adet de
biyografik roman çalışmam mevcut. Fakat henüz tamamlanmadı. Yazım sürecim devam
etmekte.
19) Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler
nelerdir?
İlk imza günüm Antalya’da olmuştu… Bir okurum beni bir süre izledikten sonra yanıma geldi
ve kitabımla ilgili çeşitli sorular sordu. Onları cevapladım. Tam gitmek üzereyken evli misiniz?
Diye sordu. Biraz şaşırarak hayır dedim. Şaşırdığımı anlamış olacak ki ilişkiler üzerine kitap
yazan birinin evli olduğunu düşünmüştüm. Kusura bakmayın dedi. Ben de ona dönüp
gülümsedim ve “ben evlilik yazarıyım, taraftarı değilim” diye cevaplamıştım. Burada benim
cevabım tabi ki latife amaçlıydı. Doğru insanı bulan herkes evlilik taraftarı olur tabi ki. Fakat
burada beni asıl düşündüren şey, yazarın hayal gücünü geri plana atıp, sadece yaşadığı olayları
kaleme aldığı fikriydi… Oysaki bir yazar, yeterince araştırma yaptığı ve hayal dünyasında yer
alan hemen hemen her konuyu kaleme alabilir.
20) Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak
istersiniz?
Bol bol okusunlar ve iç seslerine ve gözlem yeteneklerine güvensinler ve tabi ki “rahatsız
oldukları şeyler varsa” bunu uygun bir şekilde dile getirmekten korkmasınlar.
Her şeyden önce, kendi özgün seslerinin ve yazma potansiyellerinin farkında olsunlar


