RÖPORTAJ:REMZİYE AKÇA

1 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben Remziye Akça. 28 Ekim 1999 Perşembe günü, akşamüzeri olduğu tahmin edilen bir saatte (bir ihtimal :)), Samsun’un küçük bir kasabasında dünyaya gelmişim. Evet, akrep burcunun derin özelliklerini taşımaktayım. Şu an ise bir tıp doktoruyum.

Hayatı, gülmeyi ve diğer tüm duyguları yaşamayı ve fark etmeyi seven biriyim. Kendimi hatırladığım andan itibaren elimde kalem ve kâğıt, hatta bazen bir duvar, gözlerim ufukta bir şeyleri hayal eden ve yazan bir çocuktum. Yazarak, okuyarak kendimi ifade etmenin ve yaşanılan bu hayatı anlamlandırmanın özgürlüğünü şiirde bulmuş biri olduğumu söyleyebilirim.

Şiir seslendirmeyi çok seviyorum. Aslında bir şeyleri sesli bir şekilde okumayı ya da birilerine anlatmayı seviyorum. Didaktik bir şekilde değil daha çok hissederek ve hissettirerek okumak ve anlatmak. Sosyal medyada okuduğum şiirleri paylaşma isteğim de buradan geliyor olsa gerek.

Bunlar edebiyat üzerine hislerim. Ama aynı zamanda ben bir hekimim. Ve bunu da söylemeden geçmemeliyim. Mesleğime çok aşığım. İyi ki doktorum…

2 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Hayatımda elbette somut olarak fark ettiğim ya da edemediğim dönüm noktaları var. Kayıplar, kazançlar, hüzünler, mutluluklar…

Bu dönüm noktalarını keskin sınırlarla çizemem. Hayatıma dışardan bakan insanlar bunu rahatlıkla çizebileceğini düşünse bile… Hayat bir akış içerisinde devam etmekte. Bu dönüm noktaları da o akışın bir parçası ve beni ben yapan küçük imzalar.

İlkokul birinci sınıfta “ne olmak istersin” konulu pankartlarla meslekleri anlattığımız günden bugüne değişen pek çok şey olsa da yazar olma isteği, bir şeyleri edebiyatla yoğurup estetik hale dönüştürme iç güdüm diriliğini korudu.

Size bir çocukluk anısı anlatmak istesem aklıma ilk gelen şey şu anekdot olur; arkadaşlarımla bahçede oturmaktayız, güzel bulduğumuz sözleri kâğıda geçirip onu iğne ve iple dikerek kitap haline getirmekteyiz. Arkadaşlarımdan birisi “biz şu an neden böyle bir şey yapıyoruz ki?” Sorusunu sorduğunda başlayan cevap arayışım hâlâ sürmekte. Sahi ben bunu neden yapıyorum 🙂

İlk oyun arkadaşım, mutluluğumun ya da hüznümün ilk ortağı hep şiirler, kitaplar ve yazmak oldu.

3  Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Çocukluğumda yazdığım şiirler ve okuduklarım dolayısıyla bazı ödüller ve belgeler almıştım. Ancak yetişkinlikte basılı olarak ilk eserim bu şiir kitabım “Zaman Beklemekte”.

Numara Doksan ve Firuze Sanat dergilerinde çeşitli sayılarda önce “Rayiha” mahlasıyla sonra da ismimle şiirlerim yayımlandı.

Aynı zamanda Substack, Çengel Sanat gibi platformlarda yazılarımı paylaşmaktayım.

Yeni bir kitap için de çalışmalarım devam etmekte…

4 Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Her şey vaktini bekler. Demek ki şiirlerimin okurlarıyla buluşma vakti gelmiş. Bu da elbette heyecan, mutluluk, şaşkınlık gibi birden fazla duyguyu aynı anda hissetmeme sebep oldu.

Etrafımdaki en yakın olmasa da yakın çevrem şaşkınlık ve mutlulukla karşılık verdi. Ve bilirsiniz ki mutlu olmalarını beklediğiniz ya da küçük bir destek sunacağını düşündüğünüz kişiler sessiz kaldı. Bu da benim için doğru yolda olduğumu hissettirdi, iyi ki yapmışım dedirtti.

5  Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Yaşamak teması benim için önemli. “Yaşamak denilen ne ola ki” sözünü gerçekten an ben an düşündüren, hissettiren bir bakış açım var. Tasavvufi bakış açısını, sevgiyi, aşkı, özlemi, vazgeçişi, kabullenişi, fark edişi… Birçok duyguyu hissedebileceğimiz bir kitap oldu.

Bazı şiirlerde nostaljik bir fragman izler gibi olacak okuyucu. Hem beni hem okuyucuyu yansıtan çok şey bulacaklar.

Diğer alanlarda paylaşılan eserlerimde de bu konu varlığını hep hissettiriyor. Çünkü hâlâ “yaşıyoruz” …

6 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Elbette. Kendi iç dünyamı farklı karakterlere farklı özellikler yerleştirerek karakterlerin bunları yaşamasını sağlarım. İnce ince işleyerek bir özelliğin, duygunun, hissin derinden incelendiğinde bize neler anlattığını göstermeye çalışırım.

7 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

İlk kitabım “Zaman Beklemekte” ismiyle Altunpack yayınevinden basıldı. Yaşamak ve varoluş üzerine farklı bakış açılarının olduğu şiirlerle okurla buluştuğum ilk kitabım.

Yeni kitaplarımı tamamlamak ve okuyucuyla buluşturmak için heyecan duymaktayım.

8 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Okurla aynı mısralarda buluşmak çok kıymetli. Her okurun bulacağı, hissedeceği duygu ona özel olacak. Ve belki de gönlüne dokunacak. Bu his inanılmaz mutlu ve huzurlu hissettiriyor.

9 Yazarken size ilham veren şey nedir?

Her şey 🙂 Özellikle doğa. Sokaklar, insanlar, yaşayan ya da yaşamayan tüm varlıklar.

Her şeyi gözlemlemeyi ve anlamlandırmaya çalışmayı seviyorum. Bu benim yaşam biçimim aslında. Bu anlamlandırma süreci de gün oluyor bir şiir mısrasında yer buluyor, gün oluyor bir roman karakterinde can buluyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi “yaşamak” ilham için biçilmiş bir kaftan…

10 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

“Bu hissi unutabilirim ama yazarsam sonradan tekrar okuduğumda aynı hissi tekrar hatırlayabilirim” düşüncesi hayatımda hâkim.

Hayatın kaçırılmaması gereken anlarını yakalamak diyebilirim. Yıllar sonra okuduğumda hissedeceğim şeyler aynı ya da farklı olsa da hâlâ hisseden bir ruha sahip olacağım.

11 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Hem ilham hem çalışmak diyebilirim. Sadece ilhamı beklemem. Ama gelirse de kaçırmadan yakalarım.

Haftanın 2-3 günü sakin bir kafayla masanın başına oturur ve kendi ilhamlarımı oluştururum. Bunları bazen birleştirir bir şiire, Substack okuyucularım için makaleye, roman karakterlerine dönüştürürüm.

Bazen hiç yazmam ve sadece düşünürüm. Düşüncelerimin ve hislerimin özünü yakalamaya çalışırım.

Bazen de sadece yazarım, akışa bırakırım.

12 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Sıcak bir içecek bilhassa çay tercihim. Sabahın ilk ışıkları en sevdiğim vakitler. Kısık tonda bir fon müziği açarım. Görsel Baktagir, Yansımalar, Ezgi’nin Günlüğü, Sedat Anar ya da yeni keşiflerde bulunur, farklı sesler dinlerim.

Pencerenin önüne kurulurum. Perdeyi sonuna kadar açarım. Hava güzelse pencereyi de açarım. Gökyüzünü izleyerek yazı dünyama giriş yaparım.

Bazen de termosuma çayı doldurup kendimi dışarı atarım, bir banka ya da bir ağaç altına otururum ve sadece izlerim. Sonra ilhamın gelişine şahitlik ederim ve kendimi o günün şanslısı ilan eder eve geri dönerim.

13 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazıyı kendime zorlaştırıcı bir iş olarak değil beni bu hayatın zorluklarından uzaklaştıran bir şey olarak görüyorum. Bir kaçış noktası belki. Orada huzur buluyorum.

Belki şunu söyleyebilirim: sansürsüz yazmak… Bazen kendine bile söyleyemediğin doğrular vardır, zihninin sesini kıstığın. Ben onları duymak ve onları anlamlandırmak için masanın başına geçsem de zihnim onlar için filtre oluşturmakta. Gerçeği kendimle paylaşmakta bazen zorlandığım oldu. Ama sonucunda, kendimle dürüst bir iletişimle tamamlarız bu süreci.

14 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Hayır. Zaman Beklemekte… Bazen zaman bekler, bazen durup dinlenmek gerekir, dinlemek gerekir. Sürekli koşan bir atın ya da giden bir aracın içinde olmak size yol aldırmayabilir. İnip biraz dinlenmek ve tabiri caizse “rotayı yeniden oluşturmak” gerekir. Bu yüzden o an yazamıyorsam demek ki yazmamam gerekiyordur, henüz yazma vakti gelmemiştir.

15 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Ana fikir “yaşamak”. Her anı, her hissi dolu dolu yaşayabilmek. Bir çiçeğe, bir kaldırım taşına, bir insana farklı bakış açılarıyla da bakabilmek.

16 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Her şey vaktini bekler. Zaman, dökülen gözyaşlarından da kıymetli, onu kaçırma…

17 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Kendilerinden çok şey bulacaklarına inanıyorum. Kitabın kapağını kapattıklarında gönüllerinde küçük bir kelebeğin uçuşunu hissedecekler. Kapaktaki görselde olduğu gibi sıcacık bir çay sohbetinde buluşmuşuz gibi olacak.

18 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Her yazar, her insan farklı bir âlem. Her insan bambaşka yaşamlardan geçip farklı bir kişilik sahibi olur. Bu açıdan herbirimiz özel ve kıymetliyiz. Kendimi diğer yazar ve şairlerden apayrı düşünemem.

Sadece benim kitabımı okuduklarında bulacakları şeyleri söyleyebilirim.

Beni hissedecekler, bazı duygularda yalnız olmadıklarını, aynı hisleri yaşayan başka insanların da olduğunu fark edecekler.

Bazen bir fragmanı andıran şiirler okuyacaklar, o fragmanda kendilerini oynatacaklar. Kısacası keyif alacaklar. Belki benimle birlikte gözyaşı dökecekler. Yaşamayı hissedecekler.

19 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Sanırım bu soru benim gibi olanlar için. Ben de genç bir yazar ve kendini geliştirmekte olan yazar adayıyım. Elimde kendi kaleme aldığım kitabı tutuyor olmak tarif edilemez bir his. Bu belki çocukluk hayalimdi ama güzel şeylerin aniden olması gibi bu da aniden oldu. Yani yollar bir şekilde döndü dolaştı bu kapıya çıktı.

Çok istesinler ve olacağına inansınlar. Yazmaktan, okumaktan vazgeçmesinler. Okumayan bir neslin ne olacağını sanırım herkes biliyordur…

20 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Mükemmeliyetçilik kaygısı gütmeden sadece bir kalem ve bir kâğıt alın. Aklınızdan ne geçiyorsa yazın. Bunu sıklıkla yaptığınızda içinizdeki ferahlamayı, huzuru fark edeceksiniz. Kaleminizin geliştiğini de göreceksiniz. Ama en önemlisi okumaktan vazgeçmeyin. Okumayan kişi gerçek manada yazamaz.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir