1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
BEN SEZER ÇİFTÇİ 1994 yılında Ağrı’nın Diyadin ilçesinde doğdum. Hayatın ve coğrafyanın getirdiği zorluklarla erken yaşta tanışan, insana ve yaşama dair anlatacak şeyleri olan biriyim. Şu anda Tekirdağ’da yaşıyorum; bir yandan imalat sektöründe çalışırken diğer yandan haber yayıncılığı ve yazarlıkla ilgileniyorum. Hayatın tam içinden, emeğin ve gözlemin içinden süzülen duyguları kaleme almaya çalışan bir edebiyat tutkunuyum.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
İçimde biriken, sadece düşünmekle veya konuşmakla dışarı atamadığım hislerin ağırlığı oldu. Yaşadığım coğrafya, şahit olduğum hayatlar ve kendi iç dünyamdaki çatışmalar bir noktadan sonra kağıda dökülmek zorundaydı. Kaleme sarılmak benim için bir tercihten ziyade duygusal bir zorunluluk haline geldi.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Belirli tek bir andan ziyade, anlatılmayan hikayelerin yok olup gittiğini fark ettiğim anı söyleyebilirim. İnsanların iç seslerini gizlemek zorunda kaldığı durumlara şahit olmak bana “Birilerinin bunları yazması gerekiyor” dedirtti.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukluğumda ve gençliğimde karşılaştığım her metin, dilimin biçimlenmesinde bir tuğla görevi gördü. Farklı kültürleri, insan hikayelerini okumak; samimi, direkt ve insan odaklı bir üslup geliştirmemi sağladı. İnsan ruhunun derinliklerine değinen sade ama vurucu bir dil kurmamda o dönemin büyük payı var.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Hayatın zorlu patikalarından geçerken ve hayatın merkezindeki insan mücadelelerine şahit oldukça yazarlığın sadece bir hobi değil, bir duruş olduğunu anladım. Biriktirdiğim deneyimlerin başka insanlara dokunabileceğini ve onlarda bir karşılık bulacağını hissettiğimde tam anlamıyla bu yola adandım.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
İyi bir yazar olmanın ilk şartı samimiyet ve kesintisiz bir gözlemdir. İnsanı tanımazsanız, hissetmezseniz yazamazsınız. Ben de hayatın her anını, insanların suskunluklarını dahi gözlemleyerek ve sürekli yazarak disiplinli bir yol izlemeye çalıştım.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ilk eserlerim “Kendi Yolunu Yarat” ve “Ruh Hastası: Bir Adamın Çığlığı” oldu. Son olarak da okurlarımla buluşan ve derin bir varoluşsal süreci ele alan “Zevâl” adlı kitabımı kaleme aldım.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
İnsan psikolojisi, çelişkileri, kayıpları ve yeniden ayağa kalkma çabasıdır. Toplumsal gerçeklerle bireysel iç dünyaların kesiştiği noktalar benim en büyük esin kaynağım.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Genellikle zihnimde bir iskelet oluştururum ancak yazım süreci başladığında karakterler adeta kendi iradelerini kazanır. Birçok noktada hikayenin akışı karakterlerin kendi seçimleriyle şekillenir ve beni de şaşırtan yollara sapar.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
İnsanların gözlerindeki ifadeler, yaşanmış gerçek hikayeler, samimi bir sohbet ve doğanın kendi içindeki sessiz ritmi bana her zaman ilham verir.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Genellikle sessizliğin hakim olduğu gece saatlerinde veya zihnen bir duyguya yoğunlaştığım anlarda daha üretken oluyorum. Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir cümlenin hiç tanımadığım bir insanın kalbine dokunacağını bilmektir.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü “Zevâl” ve diğer eserlerim yapaylıktan uzak, doğrudan insan ruhunun derinliklerine hitap eden, aynada kendinizle yüzleşmenizi sağlayan samimi bir anlatıma sahip.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Her düşüşün bir kalkışı olduğu, insanın en karanlık anlarda bile kendi yolunu bulabileceği ve duygulardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmek gerektiğidir.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Zaman yönetimi ve duygusal yük en zor kısımları. Günlük hayatın koşturmacası ve iş temposu arasında yazmaya odaklanmak disiplin gerektiriyor. Bu durumu, yazmayı bir kaçış ve nefes alanı olarak görerek aştım.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Böyle anlarda kalemi bir kenara bırakıp sadece yaşamaya, okumaya ve gözlemlemeye vakit ayırıyorum. Zihnimi dinlendirip yeni deneyimlerle beslediğimde tıkanıklık kendiliğinden çözülüyor.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medya kanallarını, dijital platformları etkin bir şekilde kullanıyorum. Ayrıca imza günleri, söyleşiler ve okur buluşmaları organize ederek doğrudan okuyucu ile temas kurmaya çalışıyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Bu buluşmalar yazma sürecinin en kıymetli meyvesidir. Eserinizin karşı tarafta nasıl bir duygu yarattığını gözlerindeki ışıkta görmek harika bir duygu. Hem benim üretme şevkimi artırıyor hem de okurla aramızda organik bir bağ kuruyor.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, üzerinde çalıştığım yeni bir roman projem var. Farklı kurgular ve yeni anlatım teknikleriyle okurlarımın karşısına çıkmak için sabırsızlanıyorum.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
“Bu satırlarda tam olarak beni anlatmışsınız” veya “Yazdıklarınız bana rehber oldu” şeklinde gelen mesajlar beni her zaman derinden etkiler. Bir insanın yalnızlığına ortak olabilmiş olmak en büyük ödüldür.
20- Edebi yolculuğun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Asla vazgeçmesinler, bolca okusunlar ve en önemlisi kendi özgün seslerini bulmaktan korkmasınlar. Yazmak bir maratondur; sabır, samimiyet ve süreklilik ister.



